Kapıyı hangi dilde açıyoruz?
Bir anda ikimiz de rahatladık. “Konuşabiliyorum” dedim. “Ben de” dedi. Meğer bütün o karmaşanın, o dakikalardır süren dilsel labirentin içinde ortak dilimiz başından beri Türkçeymiş. Yıllardır Yerevan’da Rusça bilmediğim için kendimi bir şekilde hep eksik, o dilsel coğrafyanın dışına itilmiş hissediyordum. O gece ilk kez bu eksikliğime yüksek sesle güldüm. Ben Ermenice, o Rusça biliyordu; küresel dünyanın ortak paydası ilan edilen İngilizce ise iletişimimizde hiçbir işe yaramamış, bizi hiç beklemediğimiz üçüncü bir dilin eşiği buluşturmuştu.