İstanbul Valiliği ile Beyoğlu ve Kadıköy kaymakamlıklarının yasak kararlarına rağmen 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü bugün saat 15.00’te Fenerbahçe’de yapıldı.
Katılımcılar yürüyüş sırasında “Deniz’den Arya’ya Poyraz olup eseceğiz” yazılı pankart taşıdı. Yürüyüşe DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de katıldı.
Yürüyüş sırasında yaşamını yitiren translar anıldı. Katılımcılar Hande Kader, Poyraz, Arya, Cindy Çağla, Dora Özer, Okyanus Efe, Roşin Çiçek, Ecem Seçkin, İrem Okan, Nida Nazlıer, Selen Özkula, Dilek İnce, Gökçe Saygı, Mira Güneş ve Günay Özyıldız’ın isimlerini andı.
bianet'in haberine göre aktivistler seks işçisi trans kadınlara yönelik polis şiddeti, ev mühürlemeleri, sürgün politikaları ve cezasızlık da gündeme getirildi. “Transların yaşlanarak öldüğü bir dünyayı kuracağız” diyen aktivistler trans feminist dayanışmaya vurgu yaptı.
Polis dağılan grubu ablukaya aldı
Öte yandan yürüyüşün ardından aktivistler olaysız dağıldı. Ancak bu sırada polis dağılan grupların etrafını çevirerek ablukaya aldı. Gözaltı yaptı. En az 7 kişinin gözaltına alındığı bilgisi var. Eylemi takip eden gazeteciler Yusuf Çelik ve Doğa Tekneci de gözaltına alınanlar arasında.
DİSK'ten açıklama
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Kadıköy’de gerçekleştirilen 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’nün ardından yapılan gözaltılara ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı.
DİSK Basın-İş, yürüyüş sonrası en az 10 kişiyle birlikte gazeteciler Yusuf Çelik ve Doğa Tekneci’nin de gözaltına alındığını belirtti.
Açıklamada, barışçıl bir şekilde gerçekleştirilen yürüyüşü takip eden gazetecilerin gözaltına alınmasının kabul edilemez olduğu vurgulanarak, “Basın ve ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelidir ve hiçbir gerekçeyle sınırlandırılamaz” denildi.
LGBTİ+’ların görünürlüğüne yönelmiş bir baskıdır
Gözaltıların aynı zamanda kamunun haber alma hakkına ve LGBTİ+’ların görünürlüğüne yönelmiş bir baskı olduğuna vurgu yapan DİSK Basın-İş, “Gözaltına alınanların serbest bırakılmasını ve gazetecilere yönelik keyfi uygulamalara derhal son verilmesini talep ediyoruz” dedi.
Açıklamanın sonunda, “Gazetecilerin Onur Yürüyüşü’nü takip etmesi suç değildir. Gazetecilik suç değildir” ifadeleri yer aldı.
Aktivistlerin yürüyüşte yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Bugün burada 12. Trans Onur Yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz.
Tüm şehir abluka altında! Ama biz 12. Trans Onur Yürüyüşü’nde bir aradayız, yanyanayız, güçlüyüz! Çünkü biz tahayyül ederiz ve gerçek olur!
Ne demiştik bu yıl; ‘Özgürce hayal kurabilmek politik bir eylemdir. Her şeyi dönüştürmek mümkündür ve her şey sorgulanabilir.’ Dediğimizi de eyledik! Özgürce hayal kurduk! Şehri ve alışılagelmiş yolları dönüştürdük!
Son yıllarda bıkmadan denedikleri gibi yine tüm şehri ablukaya alıp bizi engellemeye çalıştılar, ancak yine buradayız. Birbirimizi sokaklarda, kentin dört bir yanında bulduk. Birbirimize çare, nefes olduk.
Biz translar patriyarkal kapitalizmin, devletlerin, ırkçı ekonomi ve cinsiyet rejimlerinin dayattığı sınırlara karşı mücadele ediyoruz. Devletin trans bedenler üzerinde sürdürdüğü politikalara karşı örgütleniyoruz. Yok 11. yok 12. yargı paketi, yok pandemiden beri devam eden fiili hormon kısıtlamaları, beden uyum süreci yaşının anayasaya aykırı biçimde yükseltilmesi…
Hukuksuzca, kafalarına göre, hormon kullanımını kısıtlamaya kalktılar. Ama tüm bu politikalarına rağmen biz ne yapıyoruz? Dönüyoruz; hormonlu dönüyoruz, hormonsuz dönüyoruz. Kendi kaynaklarımızla, dayanışmamızla ve onlara rağmen dönüyoruz; devletten bizim olanı istemekten bıkmadan usanmadan dönüyoruz.
Bu yıl, devletin baskı ve şiddetini en fazla hissettiğimiz yıllardan biri olmasına rağmen, örgütlenmemizden vazgeçmedik. Gerek hormon kısıtlamalarına karşı hastane önlerindeydik, gerekse nefret politikalarını ifşa etmek için metrolarda, sokaklardaydık.
Devletin translara karşı sürdürdüğü düşmanlaştırma politikaları arkadaşımız Eylem’in hapsedilmesine kadar vardı. Ancak vazgeçmedik! Bulunduğumuz tüm alanlarda transların tüm şehirde olduğunu her fırsatta hatırlattık.
Biz translar her gün, her an; başka türlü yaşamanın mümkün olduğunu herkese gösteren bedenlerimize, zihinlerimize, hayallerimize yönelen nefrete, şiddete rağmen yaşıyoruz. Tümüyle kurgu olan, kimsenin sığamadığı, o yere batası ‘normal’i koruyan aile, toplum, devlet baskısı ve sindirme politikalarına rağmen yaşıyoruz. Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemiyoruz!
Yaşatmadığınız arkadaşlarımızın öfkesi ve yasıyla da kenetleniyoruz. Eylül Cansın’ı 2015’te kaybettik. Ölüme giderken bile birlikte yaşadığı köpeğini düşünen insanların ahıyla yaşamak ağır, bu yüzden tüm baskılara rağmen bugün Eylül’ün ahı ile buradayız. Evinde dahi barındırmadığınız Deniz’in isyanıyla buradayız! Peki ya Okyanus Efe? Babası ve amcasının ‘As kendini de kurtulalım’ demesi sonucu ‘Ne boka yaradı normal olmak’ notuyla Okyanus Efe intihar etti. Oysa sizin bu düzeninize kaybedecek tek bir arkadaşımız bile yok. Biz translar ecelimizle ölmek istiyoruz.
Trans hayatlarının değerli olduğu bir toplum yaratmak ve kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yasını özgürce tutmak istiyoruz. Buradan tüm katledilen arkadaşlarımıza sözümüz olsun, transların yaşlanarak öldüğü bir dünyayı kuracağız!
Hande Kader’in, Poyraz’ın, Arya’nın, Cindy Çağla’nın, Dora Özer’in, Okyanus Efe’nin, Roşin Çiçek’in, Ecem Seçkin, İrem Okan, Nida Nazlıer, Selen Özkula, Dilek İnce, Gökçe Saygı, Mira Güneş, Günay Özyıldız’ın hesabını sormak için buradayız.
Devlet ve şiddet aygıtları biz transları nefret politikalarıyla dört bir yandan sarsa da, bizler burada olmaya devam edeceğiz. Ne bedenlerimiz ne hayatlarımız üzerindeki tahakkümleri kabul etmiyoruz!
İsyanımız çok büyük, 87’de Gezi’de açlık grevi yapan seks işçisi trans kadınların direnciyle alanlardayız. Bizler ilk vazgeçilenler, gözden çıkarılanlar olmak istemiyoruz! Bir mahallede gökdelenler dikilecekse yaşam alanlarından sürgün edilenler hep trans seks işçileri oldu. Kentin dört bir yanında polis şiddetine, işkencesine direnen de seks işçileri oldu. Seks işçilerini bu kentin dışına sürenler, evlerini mühürleyenler, sokaklarını dar edenler, sonra da bu şiddeti görünmez sananlar bilsin: Biz unutmadık. Hangi sokakta kimin şiddete maruz kaldığını, hangi karakolda kimin susturulmaya çalışıldığını, hangi mahkemede hangi failin korunduğunu biliyoruz. Hangi evin mühürlendiğini, hangi kapının polis zoruyla kapatıldığını da biliyoruz. O mühürler trans kadın seks işçilerini evlerinden, sokaklarından, hayatlarından söküp atmaya çalışan bu düzenin suç kaydıdır.
Bizler saldırıların nasıl cezasız bırakıldığını da biliyoruz. Hangi failin hangi üniformanın, hangi mahkemenin, hangi erkekliğin arkasına saklandığını biliyoruz. Hande Buse Şeker’i katleden polis Volkan Hicret için ne denildi biliyor musunuz? ‘Öldürmenin basit hali.’ Bizler Hande Buse için, Çağla Joker için, Esra Ateş için ve tüm katledilen seks işçilerinin yasıyla ve direnişleriyle bugün buradayız! Heteronormatif patriyarkal aile düzeniniz batsın!
Aile diye diye bize dayattıkları ne peki? Onların ‘kutsal’ ailesi bizim hayatlarımız için ne anlama geliyor? Aile demek trans çocukların yok sayılması, interseks çocukların sakat bırakılması, kadınların emeğinin sömürülmesi, öldürülmesi, erkek şiddetine maruz bırakılması demek. Bizim için ‘aileyi yok ediyor’ diyenlere sesleniyoruz: Suçlamalarınız doğru, kadınlar ve translar için şiddet yuvası olan ailenizi reddediyoruz! ‘Kutsal’ ailenize karşı yaşasın trans feminist dayanışmamız!
1987’de Gezi Parkı’nda açlık greviyle yükselen sesimizle 2000’lerde dernekler, örgütler kuruldu, translar hem devletin şiddetine hem harekette yok sayılmalarına karşı öz hareketlerini her seferinde yeniden yarattı; Stonewall’daki ilk taşı attı, Taksim’den Kadıköy’e direndi. VOLTRANS’I, KADIN KAPISI’NI, T KULÜP’Ü UNUTMAYACAĞIZ. Gezi direnişinde en önde polisle çatışan travestilerden sonra
Onur Yürüyüşü 100 bin kişiye ulaştı. Şimdi de suskun değil sokaktayız, saklı değil örgütlüyüz. Taksim’den, Kadıköy’e Poyraz olup estik, eseceğiz!
Onur Yürüyüşümüze iki gün kala içerisinde LGBTİ+ geçen sosyal medya kanallarımızı kapatmaya çalıştılar. Ana akım medyanın devlet aklıyla bizleri hedef göstermesine rağmen başaramadılar. Zannediyorlar ki sosyal medyalarımız olmasa birbirimizi bulamayız; zannediyorlar ki hedef gösterirlerse karşılık bulur.
‘Barış’ diyorlar! Barıştan ne anlıyorlar? Translar olmadan barış olmayacağını anlamıyorlar. Gelecek haftalarda NATO zirvesi yapacaklar! Halk yoksulluktan kırılıyor, devlet başkanlarına havalimanı açıyorlar. Erdoğan Amerika'nın Orta Doğu bekçiliğini yapmaya devam ediyor! Barıştan anladıkları ‘Güçlü Türkiye’ söylemi altında Erdoğan’ın ve çevresindeki sermaye grubunun gücünden, zenginliğinden başka bir şey değil. Dünyanın dört bir yanında süren savaşa taraf oluyorlar; kapitalizm yarattığı derin yoksulluğu savaşla, ölümle, sömürüyle çözmeye çalışıyor. AKP barış sürecine dair hiçbir adım atmadı, Kürtler açısından ne Bakur ne Suriye coğrafyası ne de Rojava güvenli.
Filistin’de soykırım sürüyor, Amerika ve İsrail İran’a karşı açtığı savaşı sürdürüyor, ama biz barışta ısrar ediyoruz.
Biz translar, patriyarkanın, kapitalizmin, devletlerin, sömürgecilerin dayattığı sınırları söküp atmak için buradayız. Uzun süredir translar, lubunyalar faşizmin saldırılarında hedef oluyor. Tekrarlayalım: Bize ne yaşatırlarsa yaşatsınlar hayallerimizi çalamazlar. Faşizmi yıkmayı, ekmeği, adaleti, barışı, transların özgürce yaşadığı, hormona eriştiği, okuduğu, çalıştığı, yaşlandığı bir toplumu hayal ediyoruz ve kuracağız!
Yaşasın trans var oluşlarımız, yaşasın Trans Onur Yürüyüşümüz!"



