İoanna Kuçuradi’nin 2 Ekim’deki ölüm haberini aldığımda derin bir üzüntü duydum. Bir anda yıllar öncesine, gençlik günlerime döndüm. İstanbul Üniversitesi’nde başlayan tanışıklığımız, yıllar sonra Samandağ’da yeniden buluşmamız ve aradan geçen zamana rağmen hiç eksilmeyen dostluğumuz gözlerimin önünden geçti.
İoanna Kuçuradi ile ilk kez 1962’de tanıştım. O yıllarda İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenciydim. İoanna ise genç bir asistandı. Felsefeye duyduğumuz ortak ilgiyle başlayan tanışıklığımızın üzerinden uzun yıllar geçti. Hayatın akışı içinde yollarımız ayrılsa da o günlerden kalan güzel anılar belleğimde hep canlılığını korudu.
2009’da Samandağ’da bir felsefe etkinliği düzenlemeye karar verdiğimizde aklıma gelen ilk isimlerden biri İoanna Kuçuradi oldu. Nuran Direk, Gözen Öz ve diğer arkadaşlarımızla birlikte Samandağ Felsefe Günleri’ni planlıyorduk. Amacımız, felsefeyi üniversitelerin dışına taşıyarak toplumla, özellikle de gençlerle buluşturmaktı. Bu nedenle etkinliğe akademisyenlerin yanı sıra liselerdeki felsefe kulüplerinden öğrencilerin de katılmasını istedik.
Böyle bir buluşmada İoanna Kuçuradi’nin de aramızda olmasını çok arzuluyordum. Etkinlikten yaklaşık beş ay önce kendisinden randevu alarak Maltepe Üniversitesi’ne gittim. Aradan neredeyse yarım asır geçmişti. Beni büyük bir içtenlikle karşılaması çok mutlu etti. Sanki araya onca yıl hiç girmemişti. Eski günlerden konuştuk, anılarımızı tazeledik. Samandağ’da düzenlemeyi düşündüğümüz felsefe günlerini anlattım ve kendisini davet ettim. Teklifimizi sevinçle kabul etti.
Paris’ten Samandağ’a

O gün, benim için değerli bir felsefeciyi etkinliğimize davet etmenin ötesinde, gençlik yıllarımdan bir dostla yeniden buluşma anlamı da taşıyordu.
Hazırlıklar sürerken, etkinliğe birkaç gün kala İoanna hocadan bir telefon aldım. Paris’te yapılacak UNESCO toplantısına başkan olarak görevlendirildiğini, bu nedenle açılışa yetişemeyeceğini ancak ertesi günkü toplantıya katılabileceğini söyledi. Yoğun programına rağmen sözünü tutarak Samandağ’a gelecek olması bizi çok sevindirdi.
2 Ekim 2009 akşamı, Çevre Koruma Derneği Başkanı Mişel Atik ve arkadaşlarının büyük katkılarıyla Zeytuniye Mahallesi’ndeki Azize Tekla Kilisesi’nin bahçesinde bir karşılama yemeği düzenledik. Mişel Atik hazırlıkları üstlenmiş, yöresel yemeklerle güzel bir ortam oluşturmuştu.
İoanna hocayı Hatay Havalimanı’ndan alarak yemeğin düzenlendiği yere götürdüm. Kalabalığı görünce önce şaşırdı, ardından yüzünde büyük bir sevinç belirdi. Mutluluğunu gözlerinden okuyabiliyordum. Uzun yolculuğun yorgunluğunu unutmuş gibiydi. “İyi ki gelmişim” diyerek sevincini dile getirdi ve teşekkür etti. O anı bugün bile bütün canlılığıyla hatırlıyorum.
Geceyi Samandağ’da geçirdi. Ertesi sabah erkenden uyanmış; denizi, kumsalı ve sahilde yürüyen insanları izlemişti. Kahvaltıdan sonra Samandağ Felsefe Günleri’nin düzenlendiği salona gittik. Salon tıklım tıklım doluydu.
Dakikalarca alkışlandı
İoanna Kuçuradi, konferansımıza “Doğa ve İnsan” başlıklı sunumuyla katıldı. Konuşmaya başladığında salona derin bir sessizlik hâkim oldu. Herkes onu büyük bir dikkatle dinliyordu. Konuşması sona erdiğinde alkışlar dakikalarca sürdü. Ardından sorular birbirini izledi. İoanna hoca, katılımcıların ve özellikle gençlerin ilgisinden çok memnundu. Soruları yanıtlarken heyecanı daha da artıyordu.
Felsefenin yalnızca akademik çevrelerin konusu olmadığını, herkesin yaşamına dokunabileceğini o gün bir kez daha gördük. Özellikle gençlerin böylesine önemli bir düşünürle doğrudan iletişim kurabilmesi, soru sorabilmesi ve düşüncelerini paylaşabilmesi bizim için çok değerliydi.
Vakıflı ve Musa Ağacı
Sunumların ardından birlikte Vakıflı Mahallesi’ne gittik. İoanna hoca burada yaşayanla sohbet etti. Farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşamasına hayran kalmıştı. Bölgenin çok kültürlü yapısı onu derinden etkilemişti.
Daha sonra Hıdırbey’deki Musa Ağacı’nı görmeye gittik. Bölgenin tarihini, geçmişte yaşananları ve yerleşimlerin hikâyelerini konuştuk. Batıayaz’da, doğayla iç içe bir restoranda arkadaşlarımızla birlikte yöresel yemekler yedik. Güzel sohbetlerle geçen günün sonunda İoanna hocayı havalimanına uğurladık.
Samandağ’dan güzel anılarla ayrıldığını hissediyordum. Yanılmadığımı birkaç ay sonra bir kez daha gördüm.
Etkinliğimizden üç dört ay sonra Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen bir felsefe toplantısına katıldım. İoanna hocanın Samandağ’daki felsefe günlerini diğer akademisyenlere büyük bir heyecanla, uzun uzun anlattığını öğrendim. Demek ki Samandağ’da yaşadığımız o güzel günler onun belleğinde de unutulmaz bir yer edinmişti.
Dostluğumuz sonraki yıllarda da devam etti. Maltepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen toplantılarda karşılaştık, sohbet ettik, eski günleri andık. Her buluşmamızda aynı sıcaklığı ve içtenliği hissettim. Yıllar geçmiş, koşullar değişmişti ama aramızdaki dostluğun değeri hiç değişmemişti.
İoanna Kuçuradi, yalnızca ülkemizin yetiştirdiği önemli bir felsefeci değildi. İnsana verdiği değer, düşünceye duyduğu saygı, farklı kültürlere gösterdiği ilgi ve gençlerle kurduğu içten iletişimle de iz bırakan bir insandı. İnsan hakları ve insanın değeri üzerine geliştirdiği düşünceler, yaşama yaklaşımında da karşılığını buluyordu.
Felsefe heyecanı
Bugün geriye dönüp baktığımda, 1962’de İstanbul Üniversitesi’nde başlayan tanışıklığımızın, 2009’da Samandağ’da yaşadığımız unutulmaz buluşmanın ve sonraki yıllarda devam eden sohbetlerimizin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
İoanna hocayı her hatırladığımda Samandağ’da kendisini karşılayan kalabalığı gördüğünde andaki sevinci, felsefe konuşurken duyduğu heyecan ve her karşılaşmamızda hissettirdiği o içten dostluğu yeniden yaşarım.
Bazı insanlar yalnızca eserleriyle değil, hayatımıza kattıkları güzelliklerle de zihnimizde ve gönlümüzde var olmaya devam ederler. Sevgili İoanna Hocamı saygı, sevgi ve minnetle selamlıyorum.



