Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesinin ardından, Agos gazetesinin Sebat Apartmanı’ndaki ofisi 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı olarak açıldığında takvimler 2019’u gösteriyordu.
Binanın taşıdığı tarihsel bellek, sembolik anlam ve hakikat arayışı dikkate alınarak hafıza mekânına dönüştürülmesine karar verildi. Yaklaşık dört yıl süren hazırlık sürecinin ardından mekân, kamusal bir hafıza alanı olarak kapılarını açtı.
Adını Hrant Dink’in 1996’da Agos’ta yayımlanan “23,5 Nisan” yazısından alan 23.5 Hrant Dink Hafıza Mekânı, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerleri görünür kılmayı ve hafıza ile umudu bir araya getirmeyi sürdürüyor. Mekân, etkinlikler ve programlarla ziyaretçileri birlikte düşünmeye ve üretmeye davet ediyor.
Ve bu davetin bir uzantısı niteliğinde bir kitap da var: “23,5.”
Mekânla aynı adı taşıyan kitap; “Hafıza”, “Hakikat”, “Yüzleşme”, “Eylem” ve “Umut” başlıklı beş ana bölümden oluşuyor. Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından 16 yazar, Hrant Dink’in savunduğu ve 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı’nda temsil edilen değerlerin farklı coğrafyalardaki yankılarını ele alıyor. “Hafıza” bölümünde Deborah Valoma, Ethem Eldem ve Arus Yumul yer alırken; “Hakikat” bölümünde Gabriele Schwab, Marianne Hirsch, Bonita Bennett, Arlene Voski Avakian ve Ferhat Kentel’in yazıları bulunuyor. “Yüzleşme” bölümünde Albie Sachs, Ayşe Kadıoğlu ve Étienne Balibar’a yer verilirken; “Eylem” bölümünde Takuhi Tovmasyan ile Aylin Vartanyan’ın metinleri okurla buluşuyor. Kitabın son bölümü olan “Umut”ta ise Ayşe Gül Altınay ve Rakel Dink yer alıyor.
Hrant Dink Vakfı Yayınları tarafından yayımlanan kitap, hem İstanbul’dan hem de dünyanın farklı bölgelerinden sesleri bir araya getiriyor. Güney Afrika’dan Filistin’e, Amerika’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyadan yükselen tanıklıklar, bizi bir kez daha aynı gerçekle yüzleştiriyor: Dünyanın neresine gidersek gidelim, her yerde acılar, tutulamayan yaslar ve yanıt bekleyen sorular var. Acı ve yasın evrenselliği kadar, hakikati arama çabasının ve umudu koruma isteğinin de ortak olduğunu görüyoruz. Belki de tam bu yüzden umut, her şeye rağmen hayata devam edebilmek için en temel motivasyonlardan biri hâline geliyor.
Hrant Dink'in yazıları da kitapta
Yazarlar arasında hem Agos okurlarının hem Hrant’ın Arkadaşları’nın hem de Hrant Dink Vakfının dostları desek yanlış olmaz. Kitap, Hrant Dink’in 1915’in 90. yılı vesilesiyle kaleme aldığı dokuz yazılık “90. Yıl Yazıları” serisinin ilk metni olan “Ruh Halimdir” ile karşılıyor okuru. Ardından Deborah Valoma’nın “İpliğin Hafızası” başlıklı yazısıyla ilk bölüm açılıyor. Valoma, geçtiğimiz yıl Hrant Dink Vakfı’nın “Köklere Yolculuk” sohbet serisi kapsamında da ağırlanmıştı. O buluşmada, geçmişin sessiz anılarını iplikler aracılığıyla nasıl işlediğini; aile mirasını ve kayıp hikâyelerini iğne oyası üzerinden nasıl yeniden kurduğunu anlatmıştı.
Valoma bu yazısında da aile hikâyesinin derinliklerine iniyor. Miras kalan el işi koleksiyonu, soykırım ve göç deneyimlerinin somut bir tanığına dönüşüyor. Büyük büyükanneleri, büyükannesi ve diğer kadın akrabaları tarafından üretilen el işlerini korumak; geçmişi hatırlamanın ve kültürel kimliği sürdürmenin bir yoluna dönüşüyor. Soykırımdan sağ kurtulan büyükannesi sürdürdüğü geleneksel iğne işleri, Valoma için yalnızca bir aile mirası değil; aynı zamanda belleğin ve dayanıklılığın taşıyıcısı hâline geliyor. Yazar; belgeler, fotoğraflar, sözlü tarih çalışmaları ve arşiv araştırmaları aracılığıyla kayıp, travma ve hafıza arasında bir iz sürüyor. Yazı, anneannesinin koleksiyonu üzerinden tarif edilmesi güç hatıraları yeniden görünür kılıyor. Kitabın en çarpıcı metinlerinden biri olarak, okuru hem gerçekle yüzleştiriyor hem de bazı mirasların ipliklerde, düğümlerde ve elde örülen hafızalarda yaşamayı sürdürebileceğini hatırlatıyor.

Aylin Vartanyan ise kitapta yer alan “Hafıza ve Umut Nasıl Uzlaşır” başlıklı yazısında, Gabriel García Márquez’in “Dünyanın Boğulmuş En Güzel Adamı” öyküsünden yola çıkıyor. Vartanyan, kıyıya vuran bir bedenin nasıl hem yasa hem de kolektif hayal kurma pratiğine dönüştüğünü aktarırken, hafızanın yalnızca geçmişi taşımadığını; geleceği tahayyül etme imkânı da sunduğunu vurguluyor. Yasın bireysel bir deneyim olmaktan çıkarak kolektif bir hafızaya dönüşebildiğini söyleyen Vartanyan, birlikte hatırlamanın ve birlikte anlam kurmanın önemine dikkat çekiyor.
Oldukça hacimli bir çalışma olan kitapta kullanılan fotoğraflar Hadiye Cangökçe’ye, kitabın tasarımı ise Sera Dink’e ait. Yayın yönetmenliğini Ayfer Bartu Candan, Delal Dink ve Nayat Karaköse’nin üstlendiği kitap, yalnızca bir hafıza derlemesi değil; farklı coğrafyalardan gelen seslerin birbirine temas ettiği, yas ile umudu aynı sayfalarda buluşturan kolektif bir düşünme alanı kuruyor.





