Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesinin ardından, Agos gazetesinin Sebat Apartmanı’ndaki ofisi 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı olarak açıldığında takvimler 2019’u gösteriyordu.
Binanın taşıdığı tarihsel bellek, sembolik anlam ve hakikat arayışı dikkate alınarak hafıza mekânına dönüştürülmesine karar verildi. Yaklaşık dört yıl süren hazırlık sürecinin ardından mekân, kamusal bir hafıza alanı olarak kapılarını açtı.
Adını Hrant Dink’in 1996’da Agos’ta yayımlanan “23,5 Nisan” yazısından alan 23.5 Hrant Dink Hafıza Mekânı, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerleri görünür kılmayı ve hafıza ile umudu bir araya getirmeyi sürdürüyor. Mekân, etkinlikler ve programlarla ziyaretçileri birlikte düşünmeye ve üretmeye davet ediyor.
Anma haftasında söyleşi
23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı, yedinci yılında 21–26 Nisan haftasında Hrant Dink’i anma etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Bu kapsamda 21 Nisan’da, yeni kitap “23,5” etrafında “Umut Bir İmkân mı? Hafıza, Eylem ve Ezber Üzerine” başlıklı bir söyleşi düzenlendi.
Zeynep Miraç moderatörlüğündeki söyleşide Aylin Vartanyan, Ayşe Gül Altınay ve Takuhi Tovmasyan hafıza, yas ve umut üzerine konuştu.
“Burası hepimizin evi”
Takuhi Tovmasyan konuşmasına, “Burası benim evim… İyi ki buradayız” sözleriyle başladı. Aile hikâyesinden, süregelen yasından ve 1915 sonrası kuşaklara aktarılan acı yükünden bahsetti. İrmik helvası üzerinden şekillenen hafıza pratiklerini anlatarak, bu süreci bir “vedalaşma arayışı” olarak tanımladı.
2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından bu kez kendi hafızasında yeni bir kırılma yaşadığını belirterek, bu kaybın kişisel ve kolektif bir yas hâline dönüştüğünü şu sözlerle anlattı: “2007’de, şuracıkta, aşağıda, canım kardeşim, canım Hrant’ımı öldürdüler. Benim evlatlarımın yaşındaki birçok gencin gözünün önünde, ben evlatlarıma kıyamazken bu hikâyeyi anlatmaya çalışırken, daha birçok evladın, gencin, her dinden ve her milletten insanın gözleri önünde bu büyük cinayet işlendi. Ve ben hâlâ 19 senedir Hrant’ımın canına evimde, kendi tenceremde, kendi mutfağımda irmik helvası kavurmadım. Bu benim için çok ağır bir sıkıntı. Tıpkı yayamınki gibi…”
Yıllar sonra Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ihtimali üzerinden kurduğu hayali de paylaşan Tovmasyan, bu gerçekleşirse farklı halkların bir araya gelip, kaybedilenlerin anısına irmik helvası kavurmayı bir “barış ve hafıza ritüeli” olarak düşündüğünü dile getirdi: “Kafamda bir ışık yaktım. Şöyle düşündüm: Biz Hrant’la çocukluktan, gençlikten beri aynı sofrayı paylaşan evlatlarız. Birlikte uçardık, hayal kurardık, gülerdik, ağlardık ama içimizde en renkli hayalleri olan, en hikâyeli insan Hrant’tı. Biz onun peşinden uçardık, onunla kanatlanırdık. Şimdi ona diyorum ki: Hrant, eğer senin hayallerinin yarısı, hatta sadece bir kısmı gerçekleşse. yani Türkiye-Ermenistan sınırı açılsa, ben de yayamdan kalan o büyük bakır tencereleri alıp sınır kapısına giderim. Senin canın için, bu topraklarda düşüncesi nedeniyle katledilen herkesin anısına, hepimiz adına… Herkesi çağırırım, herkes kendi dilinde duasını okur ve orada irmik helvası kavurur, iki tarafa da dağıtırız.
Bu, içimi hafifletme çabasıydı. Ama sonra dedim ki, yine hayal kuruyorsun, böyle bir şey olur mu bu memlekette? Çok zor. İnanmak bile zor geliyor. Ama insan nefes aldığı sürece yine de bir şeye tutunmak istiyor. Ben göremesem bile sizlere vasiyet ediyorum: Eğer o kapı bir gün açılırsa, mutlaka orada bir irmik helvası kavurun, iki tarafın halkına dağıtın, bildiğiniz duaları edin. Hrant’ın canına da değsin. Ben şimdi Hrant’ı andığımda ‘Allah rahmet eylesin’ diyemiyorum, diyemiyorum. Ama çok, hep onun kulaklarını çınlatıyorum.”
Edebiyatla tamamlanma
Ardından söz alan Aylin Vartanyan konuşmasında, yasın ve acının dönüştürülme biçimlerine değinerek anlatısını kişisel ve kolektif hafıza ekseninde kurdu. “Nasıl ki bir yakınını kaybeden biri helva kavurarak yasını dönüştürmeye çalışıyorsa…” diyerek başladığı sözlerinde, kendi başvurduğu yolun edebiyat ve sanat olduğunu söyledi.
Vartanyan, “23.5” kitabında yer alan, Gabriel García Márquez’in “Dünyanın Boğulmuş En Güzel Adamı” isimli öyküsüne referanslı “Hafıza ve Umut Nasıl Uzlaşır” başlıklı yazısını anlattı. Öyküde kıyıya vuran bir bedenin hem yas hem de hayal kurma sürecine dönüştüğünü anlatarak, hafızanın yalnızca geçmişi değil, geleceği de imgeleme imkânı sunduğunu vurguladı.Vartanyan, yasın bireysel bir deneyim olmaktan çıkıp kolektif bir hafızaya dönüşebildiğini, birlikte hatırlamanın ve birlikte anlam kurmanın bu sürecin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
“Yalnız da değiliz, yanlış da değiliz”
Son sözü alan Ayşe Gül Altınay, herkesin yaşadığı kayıpları andı, annesini kısa bir süre önce kaybettiğini söyledi. O sırada barkovizyonda annesinin 19 Ocak anmalarında çekilmiş bir fotoğraf ekrana geldi. Altınay, kitapta yer alan “Ezber Bozmak” başlıklı yazısından bir bölüm okudu. Yazısında da sürekli vurguladığı, LGBTİ+ aktivistlerinin yaygın söylemi “Yalnız da değiliz yanlış da değiliz” sözünü vurguladı. Konuşmanın sorumluluk almanın yüzleşmenin önemini vurguladı.
Söyleşi, katılımcıların paylaşımları ve sorularla sona erdi. Hafıza merkezinin 26 Nisan’a kadar devam edecek etkinliklerine dair detaylı bilgi ve kayıt formu için Hrant Dink Vakfı'nın internet sitesini ziyaret edebilir, sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.




