tiyatro aşığı Hovsep Karagözyan
“47 senedir insanları hiç ağlatmadım”
47 yıldır Mıhitaryan Derneği tiyatrolarının aranan yüzüsünüz. Tiyatroya nasıl başladığınızı konuşalım mı?
Ben Mıhitaryanlıyım. İlkokulu Mıhitaryan'da okudum. Daha çocuk yaşta çalışmaya başladım. Kuyumcuyum. 1979’da askerden dönene kadar tiyatroyla alakam yoktu. Askerden döndüğümde arkadaşlarım Kaspar Zekaryan ve Kevork Türker, Mıhitaryan Derneği’nin tiyatro çalışmalarına katılmışlardı. Hermon Variş’in “Bir Oyun Nasıl Oynanır” adlı oyununda sahne alacaklardı. Ben de Kevork ve Kaspar'la derneğe gittim. Hermon beni görüp “Sen de oynar mısın?” diye sordu. “Oynarım” dedim.
O gün bana ufak bir rol teklif etti. İlk rolüm ‘patron’ olacaktı ama Hermon “Senin şiven Ermeniceye kaçıyor” deyip beni sahne amiri yaptı. Çıraklıktan yetiştim ben. Benim için fark etmezdi. Nasıl olsa boştaydım ve bekardım. O günden sonra uzun bir süre Mıhitaryan tiyatrolarında sahne amirliği yaptım. Teklif edilen ‘patron’ rolünü de Garo Kapriyelyan arkadaşımız oynadı. Bana sahne amirliğinin yanı sıra ‘çırak’ rolünü vermişlerdi. Bugün bile bazıları bana ‘çırak’ diye seslenir. Aslında repliğim kısaydı, “Ayo Varbet” (Evet usta) deyip içeri giriyordum ama sahnede kaldığım o kısacık anda salon kahkahalara boğulurdu.
79'da yeniydim. Hiçbir şey bilmiyordum. Yani tiyatronun tarifini bile yapamazdım ama içimdeki sevgi o yıl yeşerdi. 80’li yılların başları dernekler için de kabus yıllarıydı. İhtilalle birlikte derneklerimizin hepsi kapatıldı. 84 ya da 85'e kadar tüm Ermeni dernekleri kapalıydı. 70’lerin sonlarında Misak ve Anta Toros çifti Amerika’ya gitmiş, birkaç yıl kaldıktan sonra geri dönmüşler. Dönüşlerinden sonra Misak Toros’la tanıştım.
Misak Bey’le nasıl tanışıp çalışmaya başladınız?
Misak Toros ve Arto Berberyan, 1979 öncesi Hermon Variş, Anahit Variş, Sosi Cindoyan, Bercuhi Berberyan, Boğos Çalgıcıoğlu’nun oyunlarını yönetirlermiş. Ben o yıllarda olmadığım için Misak’ı bilmiyordum. 80’lerin ortalarında dernekler tekrar açıldı. “Kapı Komşuları” adlı bir drama sergiledik. Oyunda benim de ufak bir repliğim vardı. Sahneye çıkıp repliğimi söylüyorum, herkes gülüyor. O güne kadar ben Misak’ı, Misak beni tanımıyordu. Yanıma gelip, “Niye insanları güldürüyorsun?” diye kızdı. Ben de “Pardon da ben mi gülün dedim, ne desem gülüyorlar, benim tipim bu” dedim. Sonra birbirimizi tanımaya başladık. “Tamam, haklısın” dedi.
Bir oyunda sadece pencere kafasına düşmüş ölü taklidi yaptım. Arkadaşlarımızdan Jbid gelip perdeyi açıyor, belime kadar pencereden sarkmış beni görüyorlar, millet gülmekten yerlerde. Bir şey de yaptığım yok. Sağ olsunlar. Hayranlarım hep güler. 47 senedir insanları hiç ağlatmadım, hep güldürdüm.

Kaç oyun oynamışsınızdır? Oynadığınız oyunların bazılarını sayabilir misiniz?
79'dan beri her sene bir oyun desek, 50’ye yakın oyunda oynamışımdır. Bazı sene iki oyunda oynamışlığım da var. “Otel Balalayka”yla başlayayım. Uzun bir pantolon, uzun bir çorap giymiştim. Otel odası sahnemde o kadar gülüyorlardı ki, hâlâ unutamam.
Ray Cooney’nin 'nin “Karma Karışık” oyunu Abdullah Şahin Tiyatrosu’nda oynanırken, biz de amatör tiyatroda benzerini “Haydi Gel” diye oynadık.
“Şaşkın Baba”yı Kirkor Dinçkayıkçı yönetti. Hermon Variş Tiyatro Grubu'nun oyunuydu.
“Kaç Kaçamak”, yine Kirkor Dinçkayıkçı’nın yönettiği ve Hermon Variş Tiyatro Grubu'nun oyunuydu.
“Pantolon” oyununda Emman ve ben başroldeydik. Bu oyunu Ermenice oynadık.
“Furfurelli” isimli bir oyun daha oynadık. Bu oyunu “Güldüren Şüphe” adıyla Uygurlar Tiyatrosu oynamıştı. Biz de Hermon Variş Tiyatro Grubu ile Ermenicesini oynadık. O tarihte bu oyunun orjinalini Uygurlar’da Misak Toros yönetiyordu. Zaten “Güldüren Şüphe”yi Amerika’dan Misak getirmişti.
90’ların başında Samatya Okulu’nun sahnesinde “Paralı Artin”i oynadık. Birinci perde bitti. Elektrikler kesildi. Sahneden çıkacağım. Bir türlü çıkamıyorum. Karanlıktan hiçbir şey göremiyorum. Ne, nerede hiçbir fikrim yok. Sahnedeyim ama içimden dedim ki “Hovsep hiç kıpırdama oğlum. Düşersin, çarparsın falan filan.” Gerçi ne olacak benim için fark etmez. Alt tarafı gülecekler. Öyle durdum. Işıklar geldi, ben neredeyim? Merdivende. Allah'tan merdivenden düşmemişim.
En çok hatırınızda kalan oyunlar hangileri?
Bizim meşhur oyunumuz “Salaklar Sofrası”ydı. Biz bu oyunun adını “Bir Salak Buldum” diye değiştirerek oynadık. Rum Derneği Erto’da Kirkor Dinçkayıkçı’yla oynadığımız bir oyundu. Erto’da yaklaşık dört-beş sene birçok oyun sahneledik. Benim meşhur “Pıyne, Pıyne” oyunum var. 1989’da bu oyunla tam olarak oyunculuğa başladım diyebilirim.
Misak Toros'un 30. senesiydi. Üç oyun hazırladı. 88’de “Paralı Artin”, 89'da “Pıyne Pıyne”yi oynadık. “Pıyne Pıyne” biraz sulu zevzek bir oyundu. Hermon Variş Grubu bu oyunu oynamak istemedi, Misak da gençleri buldu. Onlardan bir de bendim. “Bu oyunda oynar mısın?” diye sordu. “Oynarım. Yeter ki sen iste” dedim.
89'da tam olarak büyük rollerde oynamaya başladım. Tesisatçı rolündeydim. Devamlı pantolonum düşerdi. Millet gülmekten bayıldı.
Dram oynadınız mı?
Oynadım. “Kapı Komşuları”nda oynadım. Sosi Cindoyan’ın yönettiği bir Alman oyunuydu. Çiçek satıcısı olarak sahneye çıktım. Fransa, Almanya tarafından işgal edilmiş, millet gözyaşları içerisinde, ben çiçekçi olarak sahneye çıkıyorum, bütün millet gülmeye başlıyor. Tanımasınlar diye şapkamla yüzümü gizliyorum. Yok. Ne yapıyorsam olmuyor, gülüyorlar.
Kirkor Dinçkayıkçı’nın yönetip oynadığı son oyunu “Vay Başıma Gelen”de oynayamadınız.
Evet. Rahatsızlığım sebebiyle oynayamadım. Geçen sene başlayan bu oyun bu sene hâlâ sahnede. Oyunun galasında seyirciler arasındaki yerimi aldım. Oyunu finaline doğru beni el arabasına oturtup, sahneye çıkarttılar. Meğerse bu oyunda kuaför karakterinin final sahnesini o güne özel bana göre planlayıp hazırlamışlar. Nakliyeci rolündeki arkadaş “Bunu da getirdim” diye el arabasının içinde beni sahneye soktu. Sizce ne oldu? Güldüler tabii. Sahne üç dakika durdu. Alkış kıyamet koptu. Herkes “Geçmiş olsun Hovsep, geçmiş olsun Hovsep” diye bağırıyordu. Yani sağlığım elverdiği sürece oyuna gidiyorum.
Repliğinizi unuttuğunuzda ne yaparsınız?
Unutursam mimik yaparım. Ayaklarımı oynatırım. Bir ayağımın ucu havaya kalkar, topuğum yerde kalır. Başlarım ayak oynatmaya, sallanmaya. Sahnede herkes anlar, lafı unutmuşum hatırlamaya çalışıyorum. Hiç unutmam “Neyi, Nasıl, Kime?” oyununda silahı çektim. “Benim de senin için büyük bir şeyim var” demem lazım ama unuttum ve ayağım oynamaya başladı. “Benim” deyip durdum “için” deyip durdum, “sana” deyip durdum “bir şey var” dedim. Karşımda Sarkis Acemoğlu abim vardı burnunun altından bana “Senin konuştuğun…” diye küfürü bi patlattı, en az beş sıra duydu.
Amerika’da sahne aldığınız oyunlardan söz edelim mi?
Evet. 1995’te Mıhtaryan Derneği’nde “Pantolon” oyununu kapalı gişe oynamıştık. Kınalıada’da Diana Zeren’i gördüm. “Pantolon” oyununun VHS kasetini istedi, ben de verdim.
O kaset 95'ten 2000’e kadar Amerika'da elden ele dolaşmış. En sonunda Bolsohay Miutyun’un başkanının eline geçmiş. “Ya bu ne güzel Ermenice oyun” deyip bize ulaşmak için Agos’u aramış, Lora Baytar’la görüşüp Hermon Variş'e ulaşmışlar.
Bu oyunu hem New York’ta hem de Los Angeles’da oynadık. “Pantolon” oyununa yaklaşık 12 kişilik bir kadroyla gittik. Emman Çiçek, Sevan Matatyan, Alen Akmercan, Karolin Sarı, Şahan Sarıoğlu, Hermon Variş, Anahit Variş, Selin Variş, Onnik Süzme ve ben, oyunun Ermenicesini oynadık. Kaçamak yapan bir adamla, bir hırsızın yollarının kesiştiği bir oyundu. Daha sonra 2004’te Ray Cooney’nin “Furfurelli” oyunuyla Los Angeles’a tekrar gittik. Bu oyunda ben sahnede saatlerce manken gibi duruyordum. Neredeyse sadece mimiklerimle oynadığım bir oyundu.
“Hermon Variş, Misak Toros, Arto Berberyan ustalarım oldu” demiştiniz. Biraz da Arto Berberyan’la oynadığınız oyunlardan bahsedebilir misiniz?
Mesela “Bokomedi”de davul çalıyordum. “Bokomedi”, Berberyan Kumpanyası’na ait bir oyundu. Sanırım Arto ve Bercuhi Berberyanların beraber yazdıkları bir oyun, daha doğrusu bir kabareydi. Bildiğiniz gazino ortamı vardı ve Karagözyan sahnesinde iki sene kapalı gişe oynanmıştı.
Bir oyun kaç ayda sahneye çıkmaya hazır olur?
Okumasıyla, sahnesiyle ortalama üç ayda. Eskiden kuyumculuk yaparken tezgahın üstüne ezberimi koyar çalışırdım. Çoğumuz çalışan insanlarız. Provalar her zaman hafta sonu veya hafta içi akşam saatlerinde olur. Herkes işten yorgun argın gelir, biraz atıştırdıktan sonra tekstimiz elimizde gece yarılarına kadar çalışırız. Oyun yaklaştıkça provalar haftada üç güne çıkar. Tiyatro oynamayı seviyorum. Oyunlarımı 79’dan beri hep Mıhitaryan yararına oynadım. 50’ci yılımı sahnede görebilirsem ne mutlu bana. Umarım jübilemi de Mıhitaryan’da yaparım.
Dernek Tiyatroları dendiği zaman amatör oyunculuk kavramı akıllara geliyor. Kadrolarınızı nasıl tanıtırsınız?
Bizim ekibin tamamı profesyonel ruhlu. Yani hepsi usta oyuncu. Acemi yok. Amatörlük acemilik değildir. Amatör bilabedel gönüllü yapılan iştir.
Benon Kuzubaş’ın yönetimindeki Maral Müzik ve Dans Topluluğu’nda yer almışsınız. Biraz da Maral’dan bahsedelim mi?
1981-82 yıllarında Maral’da davul çalardım. Ben, Hıraç Hallaçoğlu ve kanuncu Herman üçümüz Maral’ın davulcularıydık. Benon katıydı, disiplinliydi. O müzikler, o danslar, o oyunlar ortaya çıkana kadar ne bağırır, ne sinirlenirdi. Kolay değil 300 kişilik bir koro, dansçılar, müzisyenler hepsi onun yönetimindeydi. Şan sineması dolup taşardı.
Son olarak oynadığınız diziler, filmler ve reklamları anlatır mısınız?
1997’de Haluk Bilginer, Nergis Kumbasar, Savaş Ay’ın oynadığı “Eyvah Kızım Büyüdü” dizisinde yedi bölüm rol aldım. 2009’da “Yedi Avlu’ filminde Karolin Sarı ile birlikte yer aldım. 2015’de “Yitik Kuşlar” filminde bakkal Nubar’ı canlandırdım. Dizilerde yan rollerde oynadım ama beni daha çok reklamlardan tanırlar. Bir keresinde Cem Yılmaz’la reklama çıkmıştım. Berber rolündeydim. Yanıma gelip ismimi sordu. Zor telaffuz edeceğini düşünüp, ‘Hovsep ama isterseniz siz Yusuf deyin’ dedim. ‘Olur mu ya öyle, biz tiyatroyu sizden öğrendik. Benim Hovsep adında fotoğrafçım vardı’ dedi.

