2025 yılında yine miçing (Büyük perhiz ortası) ayini sonrası Kayseri’den İstanbul’a doğru harekete geçtiğimiz esnada Meline kuyriğimin telefonu çalmıştı. Arayan kişi maması Yeter Şaşmaz yayamızdı, kızının ve damadının hâlini hatırını sual ediyordu. Meline kuyriğim Kayseri’deki ayinden ve gezdiğimiz yerlerden bahsedince yayamız karşı taraftan “Bir gün Allah Baba nasip ederse beni de götürün Kayseri’deki miçing ayinine. Ama ayinden ayrı bir de doğduğum köyü ve evimi de görmek isterim” demiş, damadı Hagop da “Seneye seni mutlaka getireceğim mayrig” diyerek söz vermişti.
Ve söz verilen o tarih geldi çattı. Kayseri’de gerçekleşecek ayin için 12 Mart 2026 Perşembe günü Yeter yayamız, kızı Meline kuyriğim, damadı Agop ahbarım ve ben yola düştük. Kızları Adel çalışmak zorunda olduğu için, akşamüzeri uçakla bize katılacaktı. Saat 14.00 gibi Kayseri’ye vardığımızda ilk durağımız Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi oldu. Kayseri’de toplam iki gece kaldık.
Hepimizi ziyadesiyle etkileyen miçing ayininden sonra cumartesi sabahı Boğazlıyan üzerinden Yozgat’a doğru yola çıktık. İlk durağımız rahmetli Badriarkımız Şınork Kalustyan’ın doğduğu köy İğdeli oldu. İkinci durağımız Hayr Zakeos’un doğduğu Çokradan köyüydü. Oradan da Almanya’dan dostum, gönlümde yer etmiş, çok sevdiğim rahmetli Manuk Yelegen dayının doğduğu köy olan Menteşe’ye geçtik. Ve nihayet hava kararmadan Terzili köyüne vardık. Köye vardığımız esnada ezan okunuyordu.
Bir zamanlar
Aracımızı köy camisinin önüne park ettik. Köy camisinin yerinde 1915 senesine kadar Aşodyan Okulu bulunuyordu. Terzili, 1915 öncesi Yozgat sancağı, Boğazlıyan kazasına bağlı, Yozgat'ın 60 km kadar güneydoğusunda yer alan 627 haneli bir köydü ve o tarihe kadar köyde 2.000 Ermeni (120 hane) yaşıyordu. Köyde Surp Teotoros adında bir kilise ve Aşodyan Okulu bulunuyordu.

İlk durağımız, bugün köy imamının evinin bahçesinde yer alan, Avedaran diye adlandıran kiliseden geriye kalan madur/şapel oldu. Kapının üstünde 1869 tarihi kayıtlı. Ama binanın mimarisine bakacak olursak, şapelin aslında Surp Teotoros Kilisesi’nin “Avanta Dunu” (din adamlarının giyinme odası) olduğu anlaşılıyor.
1915’ten kurtulan Ermeniler Terzili’ye geri döndüklerinde, köylerine Yunanistan’dan gelen muhacirler yerleştirilmiş olduğunu görmüşler. Ve bugün şapel olarak kullanılan bina haricinde kilise tamamıyla yıkılmış. 1950 senesinde Terzili Ermeniler, Adnan Menderes’ten izin alarak kiliseden geriye kalmış olan bu bölümü şapel olarak faaliyete geçirmişler.
Hasret
Mumlarımızı yaktık, dualarımızı ettik, fotoğraf çekildik ve Yeter yayamızdan şapelle ilgili bazı anılarını dinledik. Bu meyanda Agop ahbarım camiden-namazdan çıkmakta olan imamı ve Yeter yayamızın yaşıtı olması muhtemel iki amcayı yanımıza getirdi. Aralarından biri Yeter yayamızın sınıf arkadaşı çıktı. Beraberce bol bol hasret giderdiler ve anıları yad ettiler. Yayamız her ne kadar köydeki mekanları hatırlıyor olsa da evinin yerini bulamaz diye, sağ olsun amca bize eşlik etti ve yayanın evine doğru yola düştük. Yayamız yol boyunca, burası bunun evi, şurası bunların evi, burada bunlar yaşardı, şurada bunlar vardı diye sayarken sonunda onun evine vardık. Maalesef evleri yıkılmıştı ve yerinde boş bir arazi bulunuyordu. Evlerinin çevresindeki ırmak da kurumuştu. Bize babasının tarlasını da gösterdi.
Eski kapı komşularını görmek isteyince kapılarını çaldık. Evin torunu ve gelini kapıyı açtılar ve o sırada tarlada bulunan, yayamızın yaşıtı Hamit amcayı, yani dedelerini çağırdılar. Yayamız ve Hamit amca uzun uzun hasret giderdikten sonra, yayamız bu kez de eski okulunu görmek istedi. Okulu ararken, yol üzerinde, köyün bugüne kadar ayakta kalan son Ermeni konağı “Hacı Dedenin Konağı”na girdik ve bu anları ölümsüzleştirmek için bol bol fotoğraf çektik. Terk edilip kaderine bırakılmış olmasına karşın, zamana meydan okuyan bir hali vardı konağın. Sanki görkeminden ve ihtişamından hiçbir şey kaybetmek istemiyor gibiydi.
Tarla olan Ermeni mezarlığı

Konağın içindeki ince tahta işçiliği ve oyma Ermeni motifleri, hepsi birer şaheser gibiydi. Bu muhteşem yapıya olan hayranlık hislerimizi ve orada yaşamış olanların ruhuna okuduğumuz duaları konağın duvarlarına hatıra olarak bırakarak, zamanında yayamızın gitmiş olduğu okulu bulmak için yolumuza devam ettik. Okulun yerini bulduk ama ne yazık ki yerinde yeller esiyordu. 1915’ten sonra köye bir okul açılması ancak 1945 senesinde olmuş.
Yayamız ilkokulu bitirdikten sonra 12 yaşındayken ailesi köyü terk etmiş ve birçok Yozgatlı Ermeni gibi İstanbul Samatya’ya yerleşmiş (Aralık 1953). Okul binası sonradan sağlık ocağı olmuş ve daha sonra da yıkılmış. Yozgat’ın tüm köylerinde olduğu gibi, Terzili köyünde de nüfus azlığından faal bir okul yok. Öğrenciler eğitimlerini sürdürmek için kasabalara gitmek zorunda. Yayamız bize okulun arazisinden, bugün tarla olarak kullanılan eski Ermeni mezarlığının yerini gösterdi. Oraları da fotoğraflarla belgeledikten sonra Sarıkaya’daki otelimize doğru yola çıktık. Ertesi gün Agop ahbarımın ailesinin köyü Burunkışla’yı, ardından da Yozgat şehrini gezdik. Geçmişin izlerini ve hatıralarını yeni anılarla harmanlayarak İstanbul’a geri döndük. Çok yer gezdim ama yayamızı 72 sene sonra doğduğu köye götürmek, imanlı birini Kudüs’e Hacca taşımak kadar heyecan ve mutluluk yaşattı bana.



