Osman Kavala, Silivri Cezaevi’nde dokuzuncu yılını tamamladı İş insanı Kavala, Gezi eylemleri kapsamında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarıyla 1 Kasım 2017 tutuklanmıştı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 25 Ağustos’ta Kavala’nın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmederek serbest bırakılması yönünde karar vermişti. Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim’de AİHM kararını uygulamadı ve Kavala’nın yeniden yargılanma talebini reddetti.
"Yanılmışım"
Osman Kavala, tutukluluğunun dokuzuncu yılına ilişkin açıklama yayımladı. İlk tutuklandığında bunun bir hata olduğunu ve kısa sürede düzeltileceğini düşündüğünü belirten Kavala, “Yanılmışım” dedi.
Gezi eylemleri kapsamında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarıyla tutuklu bulunan Kavala, açıklamasında Gezi davasındaki beraat kararlarının bozulmasına ve hakkında verilen ağır cezalara dikkat çekti.
Kavala, “Suç işlediğime dair herhangi bir delil bulunmamasından dolayı beraatle sonuçlanan Gezi davasından sonra, AİHM kararına rağmen, kurgulanan casusluk suçlamasıyla tutukluluğum sürdürüldü, beraat kararları bozuldu, bana ve diğer suçlananlara ağır cezalar verildi” ifadelerini kullandı.
Osman Kavala’nın açıklamasının tamamı şöyle:
“Silivri’de ikametimin dokuzuncu yılı tamamlandı. İlk tutuklandığımda bunun bir hata olduğunu, kısa zaman içinde düzeltileceğini düşünüyordum. Yanılmışım. Suç işlediğime dair herhangi bir delil bulunmamasından dolayı beraatle sonuçlanan Gezi davasından sonra, AİHM kararına rağmen, kurgulanan casusluk suçlamasıyla tutukluluğum sürdürüldü, beraat kararları bozuldu, bana ve diğer suçlananlara ağır cezalar verildi. Bana yöneltilmiş olan suçlamada delil bulunmayışını telafi etmek için akıl almaz iddialar öne sürülmüştü. Yirmi küsur siyasi parti ve siyasi örgütün, yüze yakın sendika, meslek odası ve derneğin oluşturduğu Taksim Dayanışma Platformu’nu kalkışmaya yönlendirdiğim, hükümeti devirmeye teşebbüs eden göstericilerin her türlü ihtiyacını karşılamış olduğum iddia edildi.
Bütün bunlar görülebildiği için, AİHM son kararında özgürlüğümün kısıtlanmasına yol açan işlemleri adaletin açık biçimde inkâr edilmesi olarak değerlendirdi. Bu tespit sadece hukuk kurallarına değil, etik ilkelere de riayet edilmediği anlamına geliyor. Bunun bir sonucu da insan hayatının değersiz görülmesi.
Cezaevine girdiğimde 60 yaşındaydım. Bu yaştan sonra sivil toplum alanında aktif olarak çalışabileceğim sürenin neredeyse tamamını ve sağlıklı yaşayabileceğim yılların önemli bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldum. Ancak, yaşamakta olduğumuz bütün sıkıntılara rağmen, ülkemde hukuk devletinin tesisine yönelik gelişmeleri görebileceğime inanıyorum. Ümit ettiğim gibi, Gezi davasından ve maruz kaldığım adaletsizlikten ders çıkarılabilirse, bu benim için teselli kaynağı olacak.”



