Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin AİHM Büyük Daire duruşması, 25 Mart’ta Strazburg’da görüldü. Ağır bir hak ihlali ve açık bir hukuksuzluk örneği oluşturan tutukluluk ve hükümlülük hali, AİHM tarihinde bir ilk olan ihlal prosedürü kapsamında bir kez daha mahkeme önündeydi.
Osman Kavala’nın tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nden duruşmaya ilişkin bir açıklama paylaştı:
Önceki gün, 25 Mart’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ikinci başvurumla ilgili düzenlediği duruşmada avukatlarım ve hükümet temsilcileri görüşlerini sözlü olarak aktardılar. Mahkeme, kararını bir süre sonra açıklayacak.
"Özgür yaşama hakkı kısıtlanamaz"
AİHM 2019 yılında, tutuklanmamla ilgili aldığı kararda suç işlediğimi gösteren delil olmadan tutuklanmış olmamın bir hak ihlali olduğuna, serbest bırakılmam gerektiğine hükmetmişti. 2022 yılındaki kararında
ise Türkiye’nin ilk kararın gereklerini yerine getirmemiş olduğu tespitini yapmış, herhangi bir değişiklik olmadan, suç işlediğime işaret etmeyen aynı deliller kullanılarak farklı bir suçlamayla tutukluluğumun devam ettirilmesini “hukukun etrafında dolanmak” olarak nitelemişti. Aynı doğrultuda olacağına inandığım AİHM’in yeni kararı, verilen hükmü ve hükmün onanması süreçlerini de kapsayacak.
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulması, son Meclis Komisyonu raporunda da güçlü biçimde vurgulandığı gibi, anayasal zorunluluk. Ancak daha önemlisi, bu kararlarda ifade bulan temel hukuk
ilkesinin tam anlamıyla benimsenmesi ve buna mutlak şekilde riayet edilmesi. Suç işlendiğini gösteren güvenilir nitelikte doğru deliller olmadan özgür yaşama hakkı kısıtlanamaz.
İlk karar 2019'da açıklandı
Kavala'ya ilişkin yargı süreci, başından bu yana AİHM'nin gündeminde önemli yer tutuyor.
AİHM, Kavala'ya ilişkin ilk kararını 10 Aralık 2019'da açıkladı. Bu karar, tutuklama ve yargılama öncesi gözaltı süresine ilişkindi.
Mahkeme kararında, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen beşinci maddesini ve haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasına ilişkin 18. maddesini ihlâl ettiğine karar verdi.
AİHM kararında, "yargı makamlarının tutuklama kararı verirken ileri sürülen şüpheyi somut deliller ile gerekçelendirmediğine ve mevcut kanunları Osman Kavala'yı susturmak ve diğer insan hakları savunucularını caydırmak amacıyla kullandıklarına" hükmedilmişti.
Aynı kararda, kararların bağlayıcılığı ve infazına ilişkin 46. madde bağlamında, Türkiye'nin Kavala'nın tutukluluğuna son vermek ve derhal serbest bırakılmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiğine de hükmedildi.
Mahkeme, Kavala tarafından açılan ilk davada, ilgili mevzuatın makul olmayan şekilde yorumlanması ve uygulanması nedeniyle Kavala'nın hukuka aykırı ve keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığına kanaat getirerek derhal serbest bırakılmasını talep etti.
Türkiye'nin, AİHM kararının gereklerini yerine getirmemesi üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu durumun tespiti için konuyu mahkemeye sevk etti.
AİHM, 11 Temmuz 2022'de aldığı kararda, "Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler" ifadelerinin yer aldığı AİHS'nin 46. maddesinin birinci fıkrasının ihlâl edildiğine hükmetti.
Kavala'nın ikinci başvurusu
Kavala, 18 Ocak 2024'te yaptığı ikinci başvuruda, 10 Aralık 2019 tarihli kararın ardından kendisine karşı alınan tüm tedbirleri AİHM önüne taşıdı. Bu çerçevede, AİHS'nin yedi maddesinin Türkiye tarafından ihlâl edildiği tezi işleniyor.
Başvuruya konu olan ve ihlâl edildiği savunulan AİHS maddeleri şunlar:
- 3. madde: İnsanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı.
- 5. madde: Özgürlük ve güvenlik hakkı.
- 6. madde: Adil yargılanma hakkı.
- 7. madde: Kanunsuz ceza olmaz ilkesi.
- 10. madde: İfade özgürlüğü.
- 11. madde: Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü.
- 18. madde: Haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması.
Normalde, "Kavala 2" olarak da adlandırılan bu başvurunun, yedi yargıçtan oluşan bir AİHM dairesi tarafından değerlendirilip karara bağlanması öngörülüyordu. Süreç bu şekilde başlamış olsa da ilgili daire, 16 Aralık 2025'te, yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etti.
Taraflara 10 soru gönderildi
AİHM, 19 Ocak 2026'da, taraflara 10 soru gönderdi. Sorular arasında, başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketip tüketmediği, 2019 kararı sonrası gözaltında tutulmasının keyfi bir özgürlük kısıtlaması olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, yargılama sürecinin başvuru sahibine yöneltilen cezai suçlamanın karara bağlanmasında adil bir yargılama imkânı sağlayıp sağlamadığı ve masumiyet karinesi ilkesine uyulup uyulmadığı yer alıyor. Başvuruya ilişkin duruşma da genel hatlarıyla bu soruların cevapları üzerinden ilerleyecek.
AİHM kararlarına uymak zorunlu
AİHS'nin 46. maddesi gereği, sözleşmeye taraf olan devletler açısından AİHM kararları bağlayıcı nitelikte. Türkiye AİHS'i 1950'de imzaladı, 1954'te onayladı. Bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıyan Türkiye, AİHM'in zorunlu yargı yetkisini 1989'dan bu yana tanıyor.
AİHM kararlarının uygulanması bireysel ya da genel önlemlerle yapılıyor. Bireysel önlemler, başvuranın hakkının ihlâline yol açan sebepleri ortadan kaldırmayı, genel önlemler ise başvuruya konu ihlâli herkes için ortadan kaldırmayı ve böylece ihlâlin devamını önlemeyi sağlayacak tedbirlerden oluşuyor.
AİHM kararlarının uygulanmasının takibi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılıyor. Türkiye'nin AİHM tarafından açıklanan kararlara uyum düzeyi, genellikle oldukça yüksek. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş örneklerinde olduğu gibi kritik davalarda bu uyum oranının daha düşük seyretmesi dikkat çekiyor.
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2021 yılında, "Avrupa Birliği'nin Kavala'yla, Demirtaş'la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. 'Yok' farz ediyoruz. Bizim indimizde, bunlar yok hükmündedir" demişti.



