PROF. DR. İLHAN UZGEL
"Amerikan sistemi, artık hiçbir kuralla bağlı değiliz diyor"
1 Ocak’ta Venezuela halkı, dünyadaki birçok insan gibi 2026 için daha özgür, eşit ve güzel bir hayat dilerken, 2 Ocak’ı 3 Ocak’a bağlayan gecede neler yaşayacaklarını tahmin edemezlerdi. Gece 02.00’de ülkenin birçok şehrine saldılar başladı. Başkent Karakas'ta arka arkaya patlamalar duyuldu ve şehrin üzerinde helikopterler dönmeye, uçaklar alçaktan uçmaya başladı. Elektrikler gitti, askeri üsler ve havaalanları vuruldu.
Saatler ilerler, saldırılar artarken Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, açıklama yaparak, saldırıları "ABD'nin ülkesinin petrolünü ve madenlerini ele geçirme girişimi" olarak nitelendirdi ve OHAL ilan etti. Ne olduğunu anlamaya çalışan halka, hükümet "yönetime güvenin" mesajı iletti. Maduro yanlıları meydanlarda toplanmaya başladı. Ancak çok geçmeden ABD’li yetkililer, Maduro’nun Amerikan ordusunun “üst düzey terörle mücadele” birimi Delta Gücü tarafından "yakalandığını" açıkladı. Elbette bu süreci CIA kotarmıştı ve Amerikan gazetelerinde çarşaf çarşaf haber yapılmasını bile umursamıyorlardı.
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’yı ve başkanı Maduro’yu “uyuşturucu ticareti yapmak, uyuşturucu karteli lideri olmak, silah kaçakçılığı yapmak ve göçmenlere engel olmamak”la suçluyor ve aylardır bu konuda baskı uyguluyordu. Ancak Maduro’nun kendisi bile bu operasyonu öngörememiş olmalıydı. Trump, operasyon sonrası, "Hava, kara ve denizdeki ezici askeri gücümüz, muhteşem bir saldırı başlatmak için kullanıldı. Bu, insanların II. Dünya Savaşı'ndan beri görmediği türden bir saldırıydı" dedi.
Bir süre nerede olduğu bilinmeyen Maduro’nun gözleri bağlanmış, kelepçelenmiş ve gemide çekilmiş fotoğrafları servis edildi. Daha sonra da New York’ta bir mahkemeye götürülürken görüntülendi. Mahkemeye çıkan Maduro, “Suçlu değil, savaş esiriyim ve Venezuela Başkanıyım” savunması yaptı. Ülkelerinin başkanının bir operasyonla derdest edilip bir “adi” bir suçlu gibi gösterilmesi, Venezuela’da hem sevinç gösterileri hem de öfke protestolarıyla karşılandı ve hala devam ediyor. Gösterilerde Perşembe itibarıyla 100 kişi hayatını kaybetti.
Başkanlığa Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez yemin ederek geldi ancak Trump’ın kendisine yöneltilen Venezuela kimin yönetiminde sorusuna “Ben” cevabını vermesi gerçekleri ortaya koydu. Trump bir yandan Maduro’yu “narko-terör” damgasıyla ABD hapishanesine tıkarken, eş zamanlı olarak “kabadayı” parmağını Grönland, Danimarka, Avrupa ve elbette İran’a doğru sallıyor.
Uluslararası ilişkiler profesörü İlhan Uzgel’e, Maduro’nun “darbe girişimiyle” evinden alınmasıyla başlayan süreci ve önümüzdeki dönemde nelerin bizi beklediğini sorduk.
Aslında gazeteciler bile kavram kargaşası yaşıyor. “Madoru kaçırıldı” diye yazan da var, “evinden alındı” da, “operasyon yapıldı” da. Uluslararası ilişkiler noktasında bakınca ne demek lazım?
Amerika bir operasyon yapıp egemen bir ülkenin devlet başkanının derdest edip kendi ülkesine götürdü ve yargılamaya başladı. Yapılan şey bir müdahaledir, egemenliğin ihlalidir, kuvvet kullanımının ihlalidir, bütün Birleşmiş Milletler düzeninin ihlali ve yok edilmesidir. Bütün uluslararası norm, kural, ilkelerin yıkılmasıdır ve emperyalist bir müdahaledir. Lafı dolandırmak da gereksiz, çünkü her şey kamuoyunun gözü önünde ve canlı yayında yapıldı.
Dikkat ederseniz şu an dünyada Amerikan karşıtı, Kuzey Kore ve Küba'yı saymazsak, yarı açık enerji kaynaklarına sahip iki ülke var: Biri İran diğeri Venezuela. Trump’ın son bir yıllık süreçte açıkça yaptığı iki müdahale de bu Batı sistemine mesafeli duran iki ülkeye yönelik oldu. İran'ı vurdu, Venezuela operasyonunu düzenledi.
Peki bu neden yapıldı ve niye böyle bir şekilde yapıldı?
Birkaç sebebi var. Birincisi, Latin Amerika'da ya da Amerika kıtasında çok güçlenmiş bir Çin’in etkisini yani bölge dışı güçlerin etkisini azaltmak. Zaten ABD, Aralık’ta yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde bunu yazıyordu: “Batı yarı küresinde, rakip istemiyoruz.” Çin'in Amerika kıtasında nüfus etmeye başlaması, yalnızca ticaret olarak kalmadı, aynı zamanda doğal kaynaklar, enerji ile altyapı yatırımları ve askeri ilişkilere doğru kaymaya başladı. Dolayısıyla Amerikan sistemi, Trump başa geçince, bunu durduracağını zaten söylemeye başlamıştı. Bu açıdan bir sürpriz yok.
İkincisi, Venezuela dünyada en büyük petrol rezervine sahip ülke. ABD yine strateji belgesinde bölgesel “Stratejik kaynakları biz koruyalım” diyor. “Sizin kaynaklarınızı koruyalım” demek, aslında “mafyavari” bir ifade. İkinci boyutta da ABD, Venezuela'nın yalnızca petrol değil, diğer doğal kaynakları üzerinde de hakimiyet kurmak istiyor. Trump buna açıkça dile de getiriyor.
Üçüncüsü de Amerika'da ve Amerika kıtasında sol çok güçlenmişti. 2020'lerde Biden baştayken, bütün Amerika kıtası Kanada, Arjantin, Şili, Meksika, Kolombiya gibi ülkelerde sol siyasetçiler baştaydı. Şimdi ABD, bu sol dalgayı kırmaya çalışıyor. Ve devam edecekler. Arjantin ve Şili'de bir şeyler değişti zaten. Meksika ve Brezilya'da da bunu zorlayacaklar. Yani bu işin bir ayağı da bütün Amerika'daki sol eğilimli, sol sosyalist, sosyal demokrat siyaseti geriletmek ve sağ partileri iktidara getirmek. Bir anlamda bütün Amerika kıtasında siyaseti sağa çekmek. Zaten ABD, dünyada istemediği liderlere operasyon yapıyordu, yapıyor.
İlk defa değilse unutuyoruz galiba hocam, daha önce yaşananlar nelerdi?
1989'da Panama devlet başkanı Noriega'yı almıştı Amerika. Milosevic operasyonu da eklenebilir buna. Mesela siyasi figürlerin ya da Bin Ladin, Bağdadi, Kasım Süleymani gibi isimlere de yapılmıştı. Hamas’ın yöneticisi İsmail Haniye’nin vurulması vs. Şimdi Amerikan sistemi, dünyaya artık bir kuralı olmadığı fikrini göstermeye çalışıyor, herhangi bir kuralla bağlı değiliz diyor. “Gerilemiştik, altımızdan zemin kaybetmiştik, şimdi bunu geri almaya çalışıyoruz ve bunun için de sistem karşıtı yönetimlere karşı askeri operasyonlara başlıyoruz” demek bu.
Dikkat ederseniz şu an dünyada Amerikan karşıtı, Kuzey Kore ve Küba'yı saymazsak, yarı açık enerji kaynaklarına sahip iki ülke var: Biri İran, diğeri Venezuela. Trump’ın son bir yıllık süreçte açıkça yaptığı iki müdahale de bu Batı sistemine mesafeli duran iki ülkeye yönelik oldu. İran'ı vurdu, Venezuela operasyonunu düzenledi.
Venezuela dünyada en büyük petrol rezervine sahip ülke. ABD yine strateji belgesinde ‘bölgesel kaynakları biz koruyalım” diyor. “Sizin kaynaklarınızı koruyalım” demek, aslında “mafyavari” bir ifade.
Venezuela operasyonu yeni bir döneme daha girdiğimizi mi gösteriyor? Yani artık hiçbir kuralın hatta savaş kurallarının bile olmadığı, mafya ya da çete ya da haydut devlet dönemi mi? Bu dönemi nasıl adlandıracağız?
Batı sistemi kendi koyduğu kurallı dünyayı, kendi eliyle bozuyor. Bu bilinçli bir strateji. Trump ile ilgili bir konu değil. Dünyayı daha kuralsız bir noktaya çekmeye çalışıyorlar. Çin ile mücadeleyi kural temelli bir dünyada küreselleşme dinamikleriyle değil, kuralsız bir mücadele yöntemiyle yürütmeye çalışıyor.
Birkaç yerde ABD için “haydut devlet” tanımlaması yapıldı, sizce?
Amerika 1990'larda kendi kurduğu düzene uymayan devletlere “rouge state/haydut devlet” dedi. O zaman Amerika'yı eleştiren yazarlar, dünyada bir tane haydut devlet vardır, o da Amerika'dır dediler. Amerika’nın tarihinde ilk defa bir başka ülkenin egemenliğini ihlal ediyormuş gibi bir hava yaratılması, doğru değil.
ABD’nin Latin Amerika ilişkilerinin tarihi darbe, işgaller ve müdahalelerin tarihidir aynı zamanda. Bu müdahaleler bazen askeri operasyonlarla, bazen darbelerle yapılır. Daha da eminse 83 Grenada'da olduğu gibi işgalle yapılır. Esas önemli olan bundan sonra Trump yönetimiyle birlikte Amerika'nın II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurduğu düzenden kendisinin vazgeçiyor olması ve kuralsız bir düzen kurmaya çalışması.
Nasıl olacak bu, düzensizlik düzeni mi? Çünkü şimdi de Grönland, Danimarka’yı tehdit etmeye başladı.
Bu düzende kendisini herhangi bir uluslararası hukuk, kural, ilke ve normla bağlı hissetmiyor Amerika. Bize verdiği mesaj bu. Daha önce kurallara çok uyuyordu demiyorum ama şimdi yeni bir aşamaya geçti. Artık hiçbiri kuralı tanımıyor. Bu dünyada diğer düzensizliklerin de önünü açacak bir gelişme. Kaotik bir duruma getirebilir. ABD, “Şu an benim acelem var. Hegemonik konumumu toparlamam gerekiyor” diyor. Ben buna hegemonik restorasyon diyorum. “Bu hegemonik restorasyonu, dünya savaşı sonrasında koyduğumuz, geliştirdiğimiz kurallı dünyayla yapamam. Ben kuralsızlığa geçiyorum ama siz mümkün olduğunca uyun” demeye çalışıyor.
Madem artık her şey kuralsız, bu operasyonlar genişleyecek mi?
Artarak devam edecek, yapabildiği kadarını yapacak. Mesela Grönland'ı alamayacak. Çünkü Avrupa sınır çekti. “İşbirliği yaparız ama Grönland'ın kontrolünü sana vermeyiz” dedi Avrupa. Buna rağmen almaya çalışırsa daha kaotik bir şey olur. Ama ben öngörü olarak, Grönland’a gideceklerini düşünmüyorum. Ama elbette bir korkutma bu.
Amerika oradaki stratejik kontrolünü arttırmaya çalışıyor ve bunu Trump yönetimi ile yapıyor. Biden'in yönetimi olsa Avrupa ülkelerine ve Danimarka'ya derdi ki, “Gelin orayı birlikte koruyalım. Birlikte bir üs açalım, onu genişletelim.” Trump olunca “Orayı bize verin” dedi.
Bundan sonra güvende olan bir devlet ya da insan kaldı mı sizce? Pat diye bir başka başkan ya da birisi alınabilir yani.
Mümkündür. Dünya hep böyleydi aslında. Her zaman çok güven içinde olan bir yer değildi. Düşünün Ukrayna'dasınız ve evinizde TV izliyorsunuz. Suriye’deki savaş ve insanların perişanlığını, mülteci olduğunu izleyip üzülüyorsunuz. Şubat 2022'den sonra bir bakıyorsunuz, bombalar düşmeye başlamış ve kendinizi Polonya'da sığınmacı olarak bulmuşsunuz. Biz güvende miyiz diye sorarsanız, hayır değiliz. Ama hiçbir zaman olmadık zaten.
"Maduro'yu göndermek için ilk akla gelen
ülke neden Türkiye oluyor?"
Bu operasyona dünyadan yeterince tepki geldi mi sizce?
Yapılan şeyle, tepkiler arasında uyumsuzluk var. Çok daha sert tepki verilebilirdi. Fakat şimdi öyle bir belirsizlik noktasında, geçiş dönemindeyiz ki devletler çekiniyor. Trump yönetimini karşılarına almak istemiyorlar. Ama bu riskli bir strateji. Bu, Erdoğan için daha fazla geçerli. Elinde sopayla iri bir adam girmiş meydana, sesimizi çıkarmayalım, geçip gitsin diye düşünüyorlar.
Türkiye'nin tutumu? İlk gün Erdoğan’dan bir açıklama gelmedi.
Türkiye, Venezuela ile dünyada en yakın ilişki kurmuş ülkelerden biri. Dolayısıyla da bu çok büyük sıkıntı yarattı. Ayrıca hükümetin bize, Trump’ın neden Maduro’ya Türkiye’ye gitmesini teklif ettiğini anlatması gerekiyor. Türkiye, İspanyolca konuşulan bir ülke olmadığı gibi, coğrafi olarak yakın bir ülke de değil. Maduro'yu göndermek istiyorsanız neden ilk akla gelen ülke Türkiye oluyor? Aslında bu Türkiye’ye mesaj: Amerikan sistemi, ne yaptığınızı biliyoruz, aranızdaki ilişkiyi biliyoruz diyor. Türkiye’nin tepkisinde de bizimkilerin çekindiğini düşünüyorum. Maduro, konuşursa oradan neler çıkar diye: Altın ticareti nedir mesela? Niye bu kadar yoğun bir ticaret var? Mersin Limanı ve İskenderun Limanı ile Karakas Limanı arasında neler taşındı? Eski başbakanın oğlu neden maske götürdü? Bu sorular yanıtlansın önce. Neden mesela Arjantin Türkiye ilişkileri bu kadar güçlü değil de Venezuela ile ilişkiler güçlü?
Grönland’ın yanı sıra Küba’ya gözdağı veriliyor, sen de sıranı bekle gibi. Oralarda da yakın zamanda bir şey olma ihtimali var mı?
Sol yönetimleri tasfiye etmeye çalışıyor, sağ siyasete yaslananların yönettiği bir Amerika kıtası fikri var. Bunu adım adım uygulayacaklar. Şimdi Küba'ya da baskı yapabilir. Mutlaka operasyon yapması gerekmez. Şimdi bu operasyon tehdidiyle diğerlerine de sopa gösteriyor zaten.
Fakat İran'a bir operasyon, tarzını söylemiyorum ama Amerikan sistemi, İran'ı bu haliyle bırakmaz. Bu konuda Amerika ile İsrail anlaştılar. Dolayısıyla da İran’a bir operasyon gelecek. Zamanı ve biçimi, koşullara bağlı olacak.

