Kafkasya’da 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımını anmak her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor. Geçen yıl Adigey ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinin başkentleri Maykop ve Nalçik’te 21 Mayıs Anması yürüyüşlerine katılanlar hakkında “izinsiz eyleme katılma” gerekçesiyle gözaltı kararı alınmıştı. Maykop’ta en az 7 genç gözaltına alınıp serbest bırakılmış, Nalçik’te ise 8 kişiye 3-10 günlük gözaltı uygulanmıştı.
Bu yıl 162. yılında olan 21 Mayıs anmaları yıllar içinde adım adım törpülendi. Öncelikle Kuzey Kafkasya’nın farklı noktalarından Nalçik’e ulaşan atlı kortejlerin yürüyüşleri engellendi. Ardından Nalçik’te Kafkas-Rus savaşlarının kayıplarını temsil eden “Hayat Ağacı Anıtı”a yapılan ihtişamlı yürüyüşler sabote edildi, yürüyüşün yapıldığı ana cadde yasaklandı. Soykırım anıtında gerçekleşen anma törenleri resmi kurumlardan onaylı, devlet tarafından belirlenmiş konuşmacıların sahne aldığı anma programına dönüştürüldü.
Bu yıl da yürüyüş bir kere daha yasaklandı. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti yönetimi, 21 Mayıs’ta Nalçik’te düzenlenmesi planlanan geleneksel anma yürüyüşüne izin vermedi. Yetkililer kararı Rusya genelindeki güvenlik önlemleri ve toplu etkinliklere yönelik kısıtlamalarla gerekçelendirirken yalnızca anıt önünde sınırlı katılımlı bir tören yapılabileceğini açıkladı. İnsan hakları savunucuları ve aktivistler ise son yıllarda benzer yasakların sistematik hale geldiğini, vatandaşların önceden emniyete çağrılarak uyarıldığını ve Çerkes toplumunun 21 Mayıs yasını kamusal alanda görünür kılmasının giderek daha fazla engellendiğini belirtiyor. Buna göre güvenlik gerekçesiyle alınan bu kararlar bölgedeki toplumsal gerilimi de derinleştiriyor.
Soykırım sonrası Osmanlı topraklarına dağılan Çerkesler için “anavatan” çoğu zaman gidilmemiş ama kaybedilmemiş bir yer olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı.
1980’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları, diasporanın anavatan Kafkasya’yla yeniden bağ kurmasının yolunu açtı. Bu yol, diasporadan Kuzey Kafkasya’ya dönenleri yüzyılın ardından somut bir coğrafyayla tanıştırdı. 1990’lardan itibaren Türkiye’den anavatanlarına dönen iki kuşak ve onların çocukları deneyimlerini Agos’a anlattı.
Diasporadan anavatana dönen Çerkeslerle yaptığımız bu röportajlardan oluşan yazı dizisinin birincisinde, anavatana ilk dönenlerden Nihat Berzeg ve İbrahim Çetaw ile Perestroyka dönemi ve sonrasında dönüş hareketi, Rusya ve Türkiye ekseninde Çerkesler ve entegrasyon sorunları hakkında konuştuk.
Nihat Berzeg: Dönenlere açılmış kocaman bir ‘ana kucağı’ vardı
Nihat Berzeg gazeteci, yazar ve yayıncı. Adıgey’in başkenti Maykop’ta yaşıyor. Dönüşün yolu açıldığında Kafkasya’ya ilk yerleşenler arasında yer alıyor. Kafkasya genelinde Çerkeslerle ilgili Rusça ve Adigece kitapların basımı ve dağıtımıyla uğraşıyor.
1953 doğumlu Berzeg, “Gitmek ne zamandır aklınızdaydı?” sorusuna “Kafkasya’dan sürülen ilk Çerkes, yabancı topraklara adımını attığında dönmeyi düşündü; o gün bugündür bu irade var” diyor.
Berzeg kendi dönüş yolculuğunu bir yok oluşa uyanmak olarak tanımlıyor. Kişisel sürecini şöyle anlatıyor:
“Türkiye’de yok oluşu biz yaşadık. Ben anadilimi bilmiyordum. Dönüş sürülen ilk insanlardan beri kişilerinin iradesinde hep vardı. Ama 70’li yıllarda daha ideolojik savrulma olurken ben de o kişilerin arasına düştüm. Kuşaklar boyunca aktarılmış dönüş düşüncesiyle birileri beni de uyandırdı. Biz de başkalarını uyandırdık. Bu şekilde insanları döndürmek işimiz oldu. Gerçi her biri verdikleri sözü tutsaydı bugün daha fazla kişi dönmüş olurdu. Dönüşün yolu açıldığında ilk fırsatta geldim, yerleştim. Çok fazla üzerinde düşünülecek bir şey yok, yapılması gereken oydu.”
“Hayal ettiğiniz Kafkasya ve bulduğunuz Kafkasya” metaforuna prim vermiyor. “Benim açımdan hayalle ilgilisi yoktu; bu bir inançtı, ideolojiydi, yapılması gereken bir şeydi. Türkiye’de yaşayan birkaç milyon Çerkes’in her birinin görevidir dönmek” diyor.
Eskinin koşullarında anavatanla ilgiyi bir anekdotla anlatıyor: “Nartların Sesi gazetesinin yazı işleri müdürüydüm. Kafkasya’ya ilk kez gitmiş dört arkadaşımızın anılarını basıyordum. Yahu Kafkasya haritalarda yok; nasıl gidilir, insanlar anlayamıyordu. Arkadaşa rica ettim; Kafkasya’ya nasıl gidilir diye yazı hazırladı. Okudum, ‘Aaa Kafkasya bu kadar yakın mıydı’ dedim. Kafkasya’ya gidelim diyen grubun önde gelenlerinden biriydi; İstanbul’dan vapura binince ne kadar zamanda gidildiğini bilmiyordum.”
Sovyetler zamanında diasporada ciddi bir dönüş hareketi vardı. Fakat başarısız oldu. Yaşam koşullarının dönüş düşüncesinin önünce caydırıcı olup olmadığı sorusuna “Perestroyka zamanında gecekondusunu satıp buraya gelen hem ev hem araba alabiliyordu. Bir inşaat ustasının İstanbul’da yaşayan bir Çerkes’in yaşam standardının 3-5 katı yukarısıydı. Bir senede yaşam sıkıntısı kalmıyordu” yanıtını veriyor.
Berzeg, Sovyetlerin son 10 yılında ve sonraki süreçte dönüş hareketinin hayal kırıklığı yaratmasından Kafkasya’daki koşulları değil bu düşünceye öncülük edip de sözlerini yerine getirmeyenleri sorumlu tutuyor:
“Kafkasya dünyada herhangi birinin kendi yaşam standardını 3’e, 5'e katlayabileceği yeni bir yaşam yeriydi. Bu imkânın kullanılamamasının nedeni 12 Eylül ve Perestroyka dönemi arasında üzerlerine düşenin yüzde 10'unu bile yerine getirmeyen, Perestroyka olduğunda da kör, sağır ve dilsizi oynayan insanlardı. Bunlar dönüş hareketinin önünde bulunmuş ama önderliği taşıyamamış 10-15 kişiydi. O zaman demokrasi, değişim, özgürlük, açılım gibi laflarla devletin görünürde engelleyici bir tutumu olmadı. Elbette devleti eline geçirenler böl ve yönet düzenini özellikle Kafkasya için de programlamışlardı. Ama dönüş konusunda ilk birkaç yıl yerel organlar ya da çıkar peşindeki kişilerin verdiği zararlar dışında genel olarak devletin engellemesi ya da yasaklaması olmadı. Türkiye’den daha 10 kişi bile Kafkasya’ya yerleşmemişken, Suriye’den 600’den fazla insan Kabardey’e yerleşmişti. Kabardey ve Adigey’e 1993-94 yıllarına kadar dönenlerin sayısı toplam bini bulmuyordu. Perestroyka sonrası ilk 8-10 yıl da Rusya’nın çıkardığı bir zorluk söz konusu değildi. Bugüne kıyasla çok çok daha kısa sürelerde gerekli kağıtlara sahip olup yerleşebiliyorlardı. Çok örnek var ama birini anlatayım: Mart 1992’de karı-koca iki çocuklarıyla Maykop’a yerleşen aile var. Getirebildikleri para 750-800 dolar kadardı. Beton kalıpçısı olarak çalışıyordu. Ailesini geçindirip altı ayda ailesinin başını sokabileceği, gazı, suyu, elektriği olan bir ev satın alabilecek parayı kazanmıştı. Dönüşü önleyenler görevlerini yerine getirmeyenlerdir. Aksi halde Peretroyka döneminde çok daha fazla insan dönebilirdi.”

Berzeg, Soyyetlerin çöküşünün getirdiği zorluklara da değiniyor: “Perestroykadan hemen sonra ilk 3-4 senede dönenlerin sayısı yüzleri bile bulmamıştı. Sovyetlerde eksikliği duyulacak hiçbir şey yoktu. Üretim sistemi gereği her şey bütün insanlara yetecek kadardı. Ama demografik-politik sistem yıkıldığı için, 15 cumhuriyet birbirinden ayrıldığı için üretilen mal belli bir yerdeydi, diğer yerlerde yoktu. Sistem dağılıp dağıtım kanalları tıkanınca yokluk başladı.
Biz buraya döndüğümüzde ilk öğrendiğimiz üç Rusça kelime vardı: Bir yokluk, diğeri karne, ötekisi kuyruk. Hiçbir şey yok. Devlet sana karne veriyor, onunla bir kilo, bir litre ya da bir metre bir şey alıyorsun. Bir şey alacaksan kuyruklarda beklemen gerekiyor. Bu, sistemin yıkılmasından ötürü, dağıtım sisteminin dağılmasından ötürü, yeryüzünün en çok benzinine sahip ülkede benzin kuyruklarında zaman harcadık, yoktu. Tahıl ülkesinde yiyecek bulunamıyorduk. Bunları zorluk olarak görmedik. Çünkü herkesle aynı zorluğu paylaştık. Yine de buradakiler bizleri sahiplendi, bizlere öncelikler tanıdı. O dönem böyleydi. 12 Eylül 1980 ve Perestroyka arasında geçen 10 yıl boyunca dönüşle ilgili büyük laflar etmiş kişilerin çoğu söylemlerinin gereğini yapmadı. Bu nedenle dönüş düşüncesi Perestroykanın sunduğu olumlu ortama hazırlıksızdı. Suriye’de 60 bin Çerkes yaşıyor. Türkiye’de 2 milyonu bulmayan sayıda Çerkes yaşıyor. Nüfusa oranla dönüş olsaydı, Suriye’den 30 katı daha fazla insan Türkiye’den buraya yerleşmiş olurdu.”
Berzeg dönenlerin Kafkasya’da dünyaya gelen çocuklarının sosyal yaşama uyumlarıyla ilgili de “Dönenlerin çocukları dönüşün en pozitif tarafı. Anne babaları sanki hala Türkiyelilermiş gibi burada yaşasalar da çocukların çoğunluğu buralı insanlar gibi yaşıyor, buralı birisiyle evleniyor” diyor.
Berzeg “Buraya 1990’lı yılların başlarında dönenlerin çoğunluğu bir şekilde vatanımız dönelim diye gelenlerdi. Bunların en azından yarısı yaşamlarını sürdürmek için iş yapmak durumunda olan insanlardı. Onlar genelde topluma karışmaya vakitleri olmadan işlerine gidip eve dönüyordu. Bir yarısı burada aile oldu. Çoluk çocuklarını büyütüp mücadele ederek Kafkasya’ya nüfus ve emek olarak katkıları oldu” diye devam ediyor.
Bugünkü koşullara dair durumu şöyle özetliyor: “Şu anda bürokratik anlamda dosyalar, tercümeler, nüfus müdürlüklerindeki işlemler, vize-pasaport süreçleri 90’lı yıllarla kıyaslanmayacak kadar zorlaştı. Görünenin de ötesinde Moskova bu işi zorlaştırmak için gereken her şeyi yapıyor. Engelleme yok, yasaklama yok ama görünmeyen engellemeler var.”
Berzeg uyum sorunlarına dair de şunları söylüyor: Dönenlerin entegrasyon sorunları sıklıkla tartışılıyor. Diasporada farklı halklarla kaynaşmış Çerkeslerle Rusya çatısı altında kalmış Çerkesler arasında oluşmuş kültür ve tutum farklılıkları gündeme geliyor.
Berzeg, Kafkasyalı Çerkesler ile dönenler arasında kültürel farklılıklardan kaynaklanan uyumsuzluklara dair tecrübelerini şöyle paylaşıyor: “Geldiğimiz zaman büyük kültürel farklılıklar olmasına rağmen bunun hiçbir zararını görmedik. Çünkü buralı insanlardan dönenlere açılmış kocaman bir ‘ana kucağı’ vardı. Yokluğunu çektikleri bir sürü şey olduğu halde evlerini açtılar, imkanlarını sundular. Bu sıcak ana kucağı farklı kültür yapılarından dolayı oluşabilecek olumsuzlukları önledi.
Uyum konusunda en önemli eksiklik dönenlerin kendisinden kaynaklanıyor. Birincisi ihtiyaçları olunca buralı birini bulup yardımını istiyorlar ama o iş bittiğinde arkasını dönüp kendi çıktıkları ülkeden gelmiş insanlarla yaşamayı tercih ediyorlar. Bu Çerkeslerin kaynaşmasına zarar veriyor. Sayıları çok az da olsa dolandırıcılık vakaları dönenlerle ilgili olumsuz propagandaya neden oldu.”
İbrahim Çetaw: Dönüş, Çerkes olarak yaşama arzusudur
İbrahim Çetaw ailesiyle birlikte anavatana dönüş yaptığından beri Maykop’ta yaşıyor. Anavatandaki gelişmelerle ilgili yazı ve çevirileri diasporanın yayın organlarında yayımlanıyor.
Çetaw dönüş hareketinin sönümlenmesini diaspora Çerkeslerindeki asimilasyona ve bulundukları ülkelere daha sıkı entegre olmalarına bağlıyor.
“Sovyetler zamanındaki dönüş, özellikle 70-80’li yıllarda Suriye ve Ürdün'den yüksek öğrenim amacıyla gelen öğrencilerin eğitim bitiminde ülkelerine dönmeyip anavatanlarında kalmaları şeklinde oluyordu. Bunlar dönüşe öncülük etmiş gruplardı. Türkiye ve diğer ülkelerden yoğun dönüşler ise Sovyetler Birliği’nin son yılında yani 1989’da başlayıp 2000’li yıllara kadar sürdü. Şartların çok daha zor olduğu yıllarda dönüş gerçekleştiği halde koşulların iyileştiği günümüzde neden durduğuna ben de bir cevap bulabilmiş değilim” diyor.
Fakat geri dönen insanlar da zorluklarla karşılaşıyor. Çerkeslerin yayınlarında anavatandaki koşulların dönüşçüler için cesaret kırıcı olduğuna dair tespitler paylaşılıyor.
Çetaw’a göre gerçek ulus ve vatan bilinci varsa aşılmayacak zorluk yok. Bilinç yetersizse zorluklarla baş etmek zorlaşıyor.
“Zorlukların başında dil sorunu geliyor. Ama Rusça bilme şartını bir engel olarak görmemek gerekiyor. Vatanında yaşamaya karar vermiş kişi ilk olarak bulunduğu ülkede asgari düzeyde Rusça öğrenmeli. Oturum izni ve vatandaşlık konuları ise her yerde olduğu gibi Rusya’da da kanunlarla düzenlenmiş durumda. Avrupa, Amerika veya Türkiye'den daha zor değil. Çerkesler için özel bir uygulama yok. Bugüne kadar anavatanda yaşamak isteyen her Çerkes bu haktan yararlanabildi” diyor.
Diasporadan gelenlerle anavatandakiler arasındaki kültür ve tutum farklılıkları kaynaşmayı etkiliyor mu sorusuna Çetaw şu yanıtı veriyor:
“Entegrasyon zaman işidir. Bu ülkede yaşama niyetiniz varsa günden güne entegre oluyorsunuz. Bu bu süreç kimilerine göre daha hızlı, kimilerine göre daha yavaş. Entegrasyon konusunda başarılı olduklarını söyleyebilirim. Rusyalı Çerkeslerle dönüş yapan Çerkesler arasında tabii ki kültür farklılıkları var. Zaman içerisinde birbirlerini daha iyi tanıyıp anlıyorlar.”
Peki, dönen insanların profili nedir? Hangi kaygılarla, hangi saiklerle döndüler, dönüyorlar? İnsanlar hangi kaygılar ya da saiklerle dönüyorlar? Çetaw’a göre Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Kosova, Avrupa ve Amerika dahil Çerkeslerin yaşadığı tüm ülkelerden insanlar dönüş yaptı. Farklı yaş ve meslek gruplarından kadın ve erkekler döndü. Aralarında emekliler, hukukçular, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, inşaatçılar ve çiftçiler var. Her Çerkes boyundan dönerler var.
Çetaw bu çeşitliliği isteyen her bireyin dönüş yapıp tutunabileceğinin göstergesi sayıyor. “Dönüş amaçları her şeyden önce ulus ve vatan sevgisidir; Çerkes olarak yaşama arzusudur” diyor.
Bir başka önemli husus dönenlerin çocukları açısından hayat nasıl? Çetaw “Anavatanda doğmuş olanların anne-babalarının geldikleri ülkelerle bağları zayıflıyor. Kendilerini doğdukları ülke ve toplumun bireyi olarak görüyorlar. Buralılarla aralarında farklılık kalmıyor. Geleceklerini kurma çabası içindeler. Başarılı olduklarını söyleyebilirim” yanıtını veriyor.



