Ankara’nın Yahudi Mahallesi: Harabeye dönmüş bir geçmiş

“Hadi Yahudi Mahallesi’ne gidelim.” Çocukluğumdan beri duyduğum bu cümle, Ankara’nın bugün neredeyse unutulmuş bir mahallesine açılıyor. Babaannemle onun yaklaşık 30 yıl yaşadığı, üç çocuğunu doğurduğu, çoğunluğu Yahudi komşularının bulunduğu bu mahalleye yıllar sonra birlikte gittik ve karşılaştığı manzara babaanneme hayatının büyük bir bölümünü “televizyondan izlemiş” gibi hissettirdi.
Yahudi Mahallesi, Ulus ve Samanpazarı arasında (bugünkü resmi adıyla İstiklâl/Sakalar bölgesi) yer alıyor. Çıkrıkçılar Yokuşu’nun aşağı kesişiminde, tarihi Şengül Hamamı’nın karşısında. Mahalle dar sokakları, geleneksel Ankara evleri ve kalbinde yer alan tarihi sinagoguyla bilinen çok kültürlü bir miras.
Burası sık kullandığı bir güzergâh üzerinde olduğu için babaannem eski komşularını sık sık ziyaret ederdi. Mahalledeki en sevdiği komşusu Sara Teyze, birkaç yıl önce vefat etti ve babaannemin mahallede hiç komşusu kalmadı. Bir tek aynı dönemde yaşadığı Ayşe Anne var, onunla da Hamamönü’nde görüşüyor. Babam ve küçük halam dışında, üç çocuğunu burada doğurmuş babaannem.

Mahalle, terk edilmişliği ve harabeye dönmüş evleriyle üzerinize yıkılıyor gibi. Sara Teyze’nin evi bugün bir kedinin yaşam alanı. Büyük halamın doğduğu ev ve büyük babaannemin yaşadığı ise bir çöplüğü andırıyor. Tarihi sinagog da mahallenin kaderini paylaşıyor. Korunması gereken yapının önünde bir polis noktası var ancak kulübenin içi boş.
Evlerin çoğunun kapısına kilit vurulmuş. Kendinizi tehlikeye atmadan zaten önlerine sadece bir tahta konularak dış müdahalelerden korunmaya çalışan evlere baktığınızda genellikle iki katlı ve cumbalı tasarlandığını görüyorsunuz. Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı’ndan Muzaffer Karaaslan’ın aktardığına göre evlerin ana malzemesi taş, tuğla, kerpiç ve ahşap. Kaderine terk edilen mahallede onlarca ev olsa da sadece 5 ya da 10’unda yerleşim var. Mahallede kaldığımız iki-üç saat boyunca gördüğüm çocuk sayısı ise dört. Çocuk parkı ise yabani otlarla çevrili. Mahallede ihtiyaçların karşılanacağı bir bakkal yok ama sinagog, cami ve okul var.
Kapısının önünde oturan bir mahalle sakini, mahallenin durumunu “Artık kimse kalmadı, evlerin içi tinerci-balici dolu” diye özetliyor.
"Hep diyorlar ya, ‘Yahudiler cimri’ falan filan…”
Babaannem ise teker teker anlatıyor, külâh içinde siyah zeytin aldığı bakkalını, cumbasında etler dolu olan kasabını, çocuk yaşta geldiği mahallede çoğunluğu Yahudi olan komşularının onunla nasıl bir dayanışma gösterdiğini.
“Ben gelin olarak geldiğimde burası çok güzeldi. Her evde insan vardı, hiç boş ev yoktu. Yahudiler yaşadığı için buraya böyle demişler işte. Çok iyi komşularım vardı, Sara Abla mesela. Onun ne zaman geldiğini sorduk da biz, herhalde hep orada yaşıyordu. Ne zaman geldiler, kaç senesinde bilmiyorum. Onun yüzü yanmıştı, bir tarafı... Görsen çok üzülürdün, yazık ona.”

Komşuluk ilişkilerini sorduğumda ise şu yanıtı veriyor babaannem: “Harikaydı. Çok harikaydı. 30 yıla yakın oturdum ben burada, üç çocuğum burada doğdu. Bir de Divan Sokak’taki komşularımız çok iyiydi. İçlerinde ne yaşadıklarını tabii bilemem ama birbirimizle hiçbir sorunumuz yoktu. Kimse kimseye karışmıyordu. Sadece sağ-sol olaylarında karıştığını hatırlıyorum. O zaman mahalledeydim işte ben. Sağcılar daha fazlaydı burada. Ramazan’da zorlanırdık. Sağcılar başka bir şey derdi, solcular başka. Silahlar, çat çat çat çat… Çok zor bir dönem yaşadık. Solcular amcanı alıp önlerine katardı çocukken, o da onlarla yürürdü. İşte herkesin iyisi kötüsü var. Ama komşularımın çok güzel ahbaplıkları vardı. Mesela ben çay yapar çıkardım. Kapımıza otururduk. Onlar da bir şey getirirdi tabakla. Hep diyorlar ya, ‘Yahudiler cimri’ falan filan… Yok. İnsandan insana değişen bir şey sonuçta o.”
Mahallenin şu anki hâlini görünce ne hissettiğini sorduğumda ise şu yanıtı alıyorum: “Evler yıkık dökük. Bak, sen de dedin, çocuk görmedik doğru düzgün. Burası çocuk kaynardı, sokaklarda koşar, oynarlardı. Sanki hiç orada yaşamamışım gibi. Komple yıkılacak muhtemelen. Keşke korunsa. Hiç böyle bir tarihi bilmeyecek bile bazı insanlar. Seninle gezerken çok şey hatırladım, çok üzüldüm. Film şeridi gibi geçti derler ya, bana da öyle oldu. Hayatımı sanki televizyondan izlemişim gibi oldu. Şimdi bir tek Ayşe Anne var, onunla görüşüyorum arada. Ben Savaş amcana hamileydim, o da kızına hamileydi. O doğurdu, bir hafta sonra ben de amcanı doğurdum. Güzeldi işte, hakikaten komşuyduk.”
Mahallenin korunması ve yeniden ayağa kaldırılması konusunda konuştuğum mahalle sakinleri de son derece umutsuz. Uyuşturucu kullanmak için geceleri boş evlere giren ve ısınmak için ateş yakanların varlığı, mahallede yaşayanlar açısından ciddi bir soruna dönüşmüş durumda. Ankara’nın önemli kültürel miras alanlarından biri olan mahalle, terk edilmiş evlerde çıkabilecek olası bir yangınla birlikte yalnızca fiziksel varlığını değil, taşıdığı tarihsel hafızayı da yitirme riskiyle karşı karşıya.
Mahallenin tarihçesi
Ankara’daki Yahudi varlığı mahallenin tarihinden çok daha eskiye uzanıyor. Fügen İlter, Belleten’de yayımlanan araştırmasında Ankara’da Augustus döneminden itibaren bir Yahudi topluluğunun bulunduğuna ilişkin kaynaklar olduğunu, Ortaçağ’da da kentte Yahudi cemaatinin varlığını sürdürdüğünü aktarıyor. 1492’de İspanya’dan, birkaç yıl sonra da Portekiz’den Osmanlı topraklarına gelen Sefarad Yahudilerinin bir bölümü. Ankara’ya yerleşti. Kentte daha önce var olan Yahudi topluluğuyla birleşen bu nüfus, zaman içinde Ankara Yahudi cemaatinin önemli bir bölümünü oluşturdu.
Osmanlı dönemine ait kaynaklarda bölgenin farklı adlarla anıldığı görülüyor, Hoca Hindi ve Öksüzce bunlardan bazıları. 1830 tarihli nüfus sayımı kayıtlarında da “Hoca Hindi ve Öksüzce’de olan Yahudiler” ifadesine rastlanıyor.
TÜBA-KED Türkiye Bilimler Akademisi Kültür Envanteri Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre Yahudi cemaatinin önemli bir bölümü, özellikle 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar bu mahallede Müslümanlarla birlikte yaşadı. Mahalle yalnızca konutlardan oluşan bir yerleşim değildi. Sinagog, Yahudi mektebi, cami ve mescitlerin aynı tarihsel doku içinde bulunması, Ankara’nın çok katmanlı toplumsal yapısının da izlerini taşıyordu.
Yahudi cemaatinin kent yaşamındaki önemli uğraşlarından biri ticaretti. Özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda sof (tiftik keçisi yününden dokunan ince, parlak ve kaliteli kumaş) ticaretinde etkin oldukları, Ankara’nın ünlü kumaşlarının yurtdışına gönderilmesinde rol oynadıkları aktarılıyor. 18. yüzyılda ekonomik koşulların kötüleşmesiyle birlikte cemaatin bir bölümünün kentten ayrıldığı, 19. yüzyılda ise Ankara Yahudilerinin sayısının kaynaklara göre değişmekle birlikte birkaç yüz kişi düzeyinde olduğu görülüyor. 1830’daki ilk genel Osmanlı nüfus sayımında Ankara kent merkezinde 135 Yahudi erkek kaydedilmiş, 19. yüzyılın sonunda ise Yahudi nüfusunun yaklaşık 413 kişiye ulaştığı belirtilmiş. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da yaklaşık 100 Yahudi ailesinin, yani 500 civarında kişinin bulunduğu tahmin ediliyor.
Mahallenin bugünkü görünümünü belirleyen önemli kırılmalardan biri 1915-1917 yıllarında yaşanan yangınlar oldu. Mahallenin kuzey bölümü bu yangınlarda büyük zarar gördü. Ankara’nın başkent olmasıyla kentin gelişme yönü Çankaya’ya doğru kayarken Yahudi Mahallesi eski kent dokusunun içinde kaldı. 1930’lardan itibaren mahallenin toplumsal yapısı hızla değişmeye başladı. Ankara’nın yeni yerleşim bölgeleri, İstanbul’un sunduğu ekonomik olanaklar ve özellikle 1940’lardan itibaren İsrail’e yönelik göç, Yahudi nüfusunun mahalleden ve kentten ayrılmasını hızlandırdı. Varlık Vergisi’nin yarattığı ekonomik baskı da bu dönemdeki göç dinamiklerinden biri olarak değerlendiriliyor. 1930’larda başlayan ve sonraki yıllarda artan Ankara’dan Yeni Şehir’e, İstanbul’a, İsrail’e, Avrupa ve Amerika’ya göçler sonucunda Yahudi cemaatinin nüfusu giderek azaldı.
Bugün İstiklâl Mahallesi’nde Yahudi nüfusu bulunmasa da mahallenin en önemli yapılarından biri olan sinagog, bu tarihin bugün ayakta kalan en belirgin tanıklarından. Fügen İlter’in araştırmasına göre sinagog, Birlik Sokak’ta konutların arasında yer alıyor ve yapının üzerinde 1907 tarihini taşıyan İbranice bir kitabe bulunuyor. Sinagogun yanında bir dönem faaliyet gösteren Ravza-i Terakki adlı Yahudi mektebi ise günümüze ulaşamadı.
Mahalle, 1980’de Ankara kentsel sit alanı içine alındı. Ancak aynı yıl açılan Hasırcılar Caddesi, özellikle mahallenin batı kesiminde çok sayıda yapının yıkılmasına neden oldu. 1990’larda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin eski Ankara’daki sokak yenileme çalışmaları kapsamında bazı konutlar restore edilmeye çalışılsa da koruma süreci mahallenin tamamına yayılmadı. Yakın dönemde ise mahallenin korunmaya çalışılmasına dair bir çalışma görülmüyor.
Kaynakça
İlter, Fügen. “Ankara’nın Eski Kent Dokusunda Yahudi Mahallesi ve Sinagog.” Belleten, Cilt 60, Sayı 229.
Avcı Hosanlı, Deniz ve A. Güliz Bilgin Altınöz. “Ankara İstiklal (Yahudi) Mahallesi: Tarihi, Dokusu ve Konutları.” TÜBA-KED, 2016.
Karaaslan, Muzaffer. “Ankara’da Kültürel Bir Miras: Yahudi Mahallesi.” Şalom, Sayı 3633, 18 Mart 2020, s. 5.
Bahar, Beki L. Efsaneden Tarihe Ankara Yahudileri.


