Gazetemiz Agos, 4 Nisan Cumartesi günü, Anarad Hığutyun binasında 30. yaşını kutladı. Etkinliğe katılan gazeteci Murat Sabuncu, 19 Ocak 2007'de katledilen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in oğlu, aynı zamanda Agos'un Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı Arat Dink ile konuştu.
Dink, gazetedeki yenilikleri ve babası Hrant Dink'i anlattı. T24 yazarı Murat Sabuncu'nun sorularını yanıtlayan Arat Dink, "Gitmek mi? Kalmak mı? O kalmaya karar verdi. Belki biz “arkandayız, seninle her yere geliriz, kalmak istersen de kalırız” demek yerine “hadi gidiyoruz” demeliydik, belki artık burada yaşayamayacağımızı söylemeliydik. Varlığımızı haykırdığımız her an ihanetle suçlanırken, bize asıl gitmek ihanet gibi geliyordu. Bunları konuşmak için artık çok geç" dedi.
Agos’un bir gazeteden öte bir yapı olduğunu belirten Arat Dink, kurumu “müşterek emeğin cisimleşmiş hali” olarak tanımladı. Agos’un yalnızca haber üreten bir mecra değil, aynı zamanda farklı coğrafyalar ve topluluklar arasında köprü kuran bir alan olduğuna dikkat çekti.
Dink, Agos’un kuruluşundan itibaren öngörülmesi zor sorumluluklar üstlendiğini ifade ederek, gazetenin Ermeni toplumunun sivil temsili, Türkiye ile diaspora arasındaki ilişkiler ve farklı seslerin birbirine ulaşabilmesi açısından önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Agos’un bu süreçte demokratik bir perspektifle hareket ettiğini ve güçlüye karşı güçsüzün gündemine odaklandığını vurguladı.
Arat Dink'in yanıtlarından bazıları şu şekilde:
Agos 30 yaşında. Siz bugün Agos’a baktığınızda bir gazeteden daha fazlasını görüyorsunuz eminim. Sizin için Agos tam olarak nedir?
Agos benim için müşterek emeğin cisimleşmiş halidir. Elbette manevi yükü bizim için çok fazla ama bu duygumuz yalnızca babamın emeği için değil, Agos için dökülen, Agos’un başka bir Türkiye ve başka bir Dünya için döktüğü her damla emek için de aynı. Agos hiçbir zaman yalnızca bir gazete olmadı. Yalnızca bir gazete olmak kötü bir şey olduğundan söylemiyorum, hatta tersi çoğunlukla kötüdür ama Agos’un sesi öyle bir birikmiş sessizliğin sonunda yükseldi ki kuruluşundan itibaren bir gazete için ön görülemeyecek görevleri giyinmek zorunda kaldı. Köprülerin yakıldığı adaların, yankı odalarının birbiri ile mecburi iletişim aracına dönüştü. Ermenistan’ın fahri konsolosluğundan tutun, Türkiye Ermeni toplumunun sivil temsiline, ‘Diaspora’nın çok sesli yapısının Türkiye’deki temsiline, Türkiye’nin farklı seslerinin ‘Diaspora’daki ve Ermenistan’daki temsiline birçok alanda rol almak durumunda kaldı. Ve bu ağır yükün altından kalkarken her zaman demokrat bir mercek kullanmaya özen gösterdi, güçlüye karşı güçsüzün gündemine odaklandı. Hrant Dink ve Agos’un deneyiminden, kurduğu dilden ve neredeyse icat edilmiş diyebileceğimiz yönteminden bugün hâlâ çıkarmamız gereken çok ders var.
Agos kurulduğunda Türkiye’de azınlık hakları, yüzleşme ve hafıza alanı çok daha kapalıydı. 30 yıl sonra sizce Agos’un Türkiye’nin bu konulardaki değişimine katkı sağladığını düşünüyor musunuz?
Katkı sağladığı tartışmasızdır. Ne kadar sağladığı tabii ki tartışılır. Türkiye’de 80 darbesi sonrası ve dünyada da soğuk savaş sonrası yükselen demokratikleşme, insan hakları değerleri ve sivil toplumun güçlenmesi bağlamında Agos’u değerlendirmek daha sağlıklı olur elbette. Ama hangi bağlamda okursak okuyalım, kurulduğu dönemin şartları düşünüldüğünde, Türkiyeli Ermenilerin ve bir avuç Türkiyeli demokratın beklenmedik ölçüde güçlü bir katkısıdır Agos. Elbette bunda Hrant Dink’in rolü tartışılamaz.
Agos’un kuruluş fikrinde yalnızca bir yayıncılık iddiası değil, aynı zamanda bir var olma ve görünür olma mücadelesi vardı. Sizce o mücadele bugün ne durumda?
Mücadele değişerek dönüşerek devam ediyor. Babamın öldürülmesi ile Agos çok büyük bir kayıp yaşadı, çok güçlü bir darbe aldı, mücadele edilmesi gereken zorlu bir süreç daha başladı. Hrant Dink Vakfı’nı kurarak, cenaze sonrası biriken dayanışma duygularının bir kısmını o sayede kurumsallaştırmaya gayret ettik. Böylece hem mücadele alanını büyüttük hem de bir gazete için kaldırılamaz olan yüklerin bir kısmını aktarabildik. Mücadeleden hiç vazgeçmeyen Hrant’ın Arkadaşları mahkeme önlerinde, meydanlarda adalet talebini yükseltmeye devam ediyorlar. Avukat arkadaşlarımız da kasten dağınık tutulmaya çalışılmış hem Türkiye’nin çeşitli illerine yayılmış hem de zamana yayılmak istenmiş bir davayı yılmadan usanmadan takip etmeye devam ettiler. Bu mücadele devam ederken başka darbeler de aldık. Dostlarımızı kaybettik. Avukat Hakan Bakırcıoğlu’nu tekrar anmak isterim. Daha öncesinde Hakan Karadağ’ı, Yücel Sayman’ı anmak isterim. Aydın Abi’yi, Aydın Engin’i anmak isterim. Diğer taraftan Baronumuzu kaybettik, Sarkis Seropyan’ı… Her biri ortak bir mücadelenin başka alanlardaki hafızalarıydı aynı zamanda. Sayamayacağım daha birçok kaybımıza rağmen mücadeleye devam ediyoruz.
Agos’a dönecek olursak, yeni çağı anlamaya, yeni dijital mecraları öğrenmeye ve kaynaklarımız ölçüsünde kullanmaya gayret ediyoruz. Kâh kendiliğinden, kâh davetimiz üzerine koşup gelen gazeteci dostlarımızla Agos’u büyütüyoruz. Önce internet sitemizi yeniledik, insan kaynağımız elverdiği ölçüde yeni içerikler, yeni köşeler ve haberlerle zenginleştirmeyi planladık. 30 yıllık gazete arşivimizi erişilebilir hale getirdik. Yeni WhatsApp kanalını faaliyete geçirdik. E-bülten altyapımızı kurduk, çok yakında haftalık bültenlerimizle de okura erişimimizi arttıracağız. Sonrasında diğer sosyal medya mecralarında Agos’un varlığını güçlendireceğiz. Aktif bir YouTube kanalı için de hazırlıklarımıza başladık. Tüm bunlar kuruluşundaki heyecanından ve niyetinden taviz vermeden gönüllü bir emekle örgütleniyor. Bugüne kadar emek dökmüş ve emek dökmeye devam eden herkese de teşekkür etmek isterim. Bütün bu emeğin tek beklentisi daha çok okunmak ve paylaşılmak.
Agos, yalnızca Ermeni toplumuna değil, Türkiye toplumuna da hitap eden bir mecra oldu. Türkiye, Agos’un anlattıklarını gerçekten duydu mu? Yoksa sadece belli dönemlerde mi kulak verdi?
Evet, genelde belli gündemlerde Agos’a daha çok kulak kabartıldığı doğru. Genelde çuvaldızı da iğneyi de kendimize batırmak daha faydalı olur. Yeterince duyulmuyorsak eksiklik bizdedir.
Agos’un bugün genç kuşaklar için anlamı sizce ne?
Genç kuşaklar da yekpare değiller. Bugün örgütlü veya örgütsüz politik diyebileceğim genç okur, zaten Agos’u tanıyor, biliyor ve gerekli gördüğünde de takip ediyor. Agos çoğu için dünya ölçeğinde saygınlığı ve güvenilirliği olan bir mecra. Bazısı zaman zaman gelip üretime katılıyor, haber veya izlenim yazıyor, röportaj yapıyor. Takip ediyor, paylaşıyor. Kimisi ödevi konusunda tezi konusunda yardım alıyor. Kimisi bitirdiği tezinden ilgili gördüğü parçaları uyarlayıp yayınlama fırsatı buluyor.
Onlar Agos’un kapısının da penceresinin de taze havaya her zaman açık olduğunu ve bunu talep ettiğini biliyorlar. Agos gençler için hata yapmaya açık, herkesin birlikte öğrendiği amatör ruhunu hiç kaybetmemiş, ama işini ciddiye alan, tüm dünyada ilginç bir okur çeşitliliğine sahip, habercisinden, muhabirine, fotoğrafçısından, çizerine alanında usta kişilerle temas kurabilecekleri, mesleğin gerektirdiği usta-çırak ilişkisi dışında hiyerarşi tanımayan, patronsuz, birlikte öğrenip üretebilecekleri nadir alanlardan biri.
İlginç bulmayanlar için de daha ilginç kılmak, duymayanlara duyurmak bizim görevimiz tabi ki. Gençlerin fırsat buldukça kendi başlarına kendileri için üretebilecekleri özel bölümler oluşturmak da hedeflerimiz arasında.
Murat Sabuncuoğlu imzalı röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.



