Hrant Dink Vakfı’nın “Köklere Yolculuklar: Mekân ve Aidiyete Dair Düşünceler” söyleşi dizisinin 2 Kasım’daki konuğu Arlene Voski Avakian’dı.
1915 Soykırımı’ndan sağ kurtulmuş bir ailenin torunu olan Arlene Voski Avakian, Kastamonu’dan Amerika’ya uzanan köklü bir direniş hikâyesini feminist bir özyaşam anlatısıyla harmanladığı “Aslan Kadının Mirası” kitabı vesilesiyle Agos okurlarının tanıdığı bir isim. Kendisi son olarak geçen yıl İstanbul'a gelmiş, hem okurlarla hem de daha önce bir araya geldiği Cumartesi Anneleri ile de yeniden buluşmuştu.
Bu kez Hrant Dink Vakfı’nda düzenlenen söyleşide “Ailemin Topraklarını Kucaklamak” başlıklı konuşmasıyla dinleyicilerle buluşan Avakian, aile geçmişiyle, Ermeni kimliğiyle ve Türkiye’yle kurduğu ilişkiyi anlattı.
"Soykırımlar hâlâ inkar ediliyor"
Konuşmasına, etkinliğin gerçekleşmesini sağlayanlara teşekkür ederek başlayan Avakian, burada olmanın kendisini çok duygulandırdığını söyledi. “Aslan Kadının Mirası” kitabının Türkçe çevirisinin yayımlanmasına da değinen Avakian, anneannesinin sözlerinin kitap aracılığıyla yeniden Türkiye’ye dönmesinin kendisi için çok anlamlı olduğunu vurguladı.
Konuşmasının başlığının “Ata Yurdum Olarak Türkiye’yi Kucaklamak” olduğunu belirten Avakian, Türkiye’nin hayatındaki ve bilincindeki yerini fark etmesinin bir anda gerçekleşmediğini anlattı. Bu farkındalığın, Ermeni Soykırımı’ndan sağ kurtulanların ve kurbanların çocukları ve torunları olmanın derin ve zaman zaman çelişkili etkileri üzerine yıllar süren duygusal ve düşünsel bir çalışmanın sonucu olduğunu söyledi. Ermeni Soykırımı’nın yakın dönemde daha fazla tanınmaya başladığını, ancak soykırımı gerçekleştirenler tarafından hâlâ inkâr edildiğini söyledi:
"Soykırımlar, kanıtlar tartışmasız olduğunda, gerçekler apaçık ortadayken ve uluslararası kuruluşlar bunları soykırım olarak tanımladığında bile çoğu zaman inkâr ediliyor. Siyonistler de destekledikleri İsrail’in Gazze’de, Batı Şeria’da ve Lübnan’da Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği soykırımı düzenli olarak inkâr ediyor. Her şey gözümüzün önünde, ama bazı gözler kapalı."

Ailedeki sessizlik ve anneannesinin anlattıkları
Avakian, hem annesinin Türkiyeli Ermeni ailesinde hem de babasının İranlı Ermeni ailesinde geçmişte yaşananlara ilişkin derin bir sessizlik olduğunu anlattı. Henüz ergenlik çağının başındayken anneannesi Elmas Tutuian’ın 1915’te yaşadıklarının bir bölümünü kendisine anlattığını belirten Avakian, anneannesinin bu konuyu daha sonra onlarca yıl boyunca yeniden açmadığını söyledi.
1950’lerde toplumdaki genel sessizliğin ve dönemin uyum beklentisinin de bu aile içi sessizliğin bir parçası olduğunu ifade eden Avakian, siyahilerin hakları için yürüttüğü sivil haklar hareketinin kendisini derinden etkilediğini anlattı. Bu hareketin, anneannesinden dinlediği soykırım hikâyesini başka adaletsizliklerle birlikte değerlendirmesine yardımcı olduğunu söyleyen Avakian, kadın hareketinin de hayatını değiştirdiğini belirtti.
Anneannesinin anlattıklarının bir kadın olarak kendisini güçlendirdiğini fark ettiğini söyleyen Avakian, aile hikâyesini ve dünyadaki adaletsizlikleri anlamlandırma çabasının onu “Aslan Kadının Mirası” adlı anı kitabını yazmaya götürdüğünü anlattı.
Türkiye'ye ziyaret
Avakian, 2009 yılında ilk kez Türkiye’ye geldiğini ve beklemediği şekilde yeniden yeniden ziyaret etmeye başladığını söyledi. Türkiye’de yaşadığı deneyimlerin dünyaya bakışını ve bir Ermeni olarak kendisine ilişkin farkındalığını değiştirdiğini belirten Avakian, Türkiyeli arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerin ve birlikte yürüttükleri çalışmaların farklılıkların ötesinde güçlü bağlar kurmanın mümkün olduğuna dair düşüncesini geliştirdiğini ifade etti.
Türkiye’ye gelmeden önce Osmanlı İmparatorluğu ve özellikle soykırımın nedenleri hakkında çok az şey bildiğini söyleyen Avakian, buna rağmen ülkeye akademik birikimi ve toplumsal değişimin mümkün olduğuna dair inancıyla geldiğini vurguladı. Aktivizmin dünyayı anlama biçimimizi etkilediğini belirten Avakian, sahip olunan ayrıcalıkların ve bunların davranışlar üzerindeki etkisinin farkında olmanın önemine de değindi.
Cumartesi Anneleri’yle buluşmalar ve dedesinin hikâyesi
Türkiye’de geçirdiği yılların ve burada kurduğu ilişkilerin, kendi aile hikâyesine başka bir gözle bakmasını sağladığını anlatan Avakian için bazı karşılaşmaların ayrı bir yeri var. 2014’te Taksim Meydanı’nda düzenlenen 24 Nisan anmasında, 1915’te tutuklandıktan sonra öldürülen ya da kaybedilen Ermeni erkeklerin isimlerini dinlerken hayatında ilk kez soykırımın yasını tutabildiğini söylüyor.
Cumartesi Anneleri’yle yolu ise 2016’da kesişiyor. Bir eylem sırasında zorla kaybedilenlerin fotoğraflarını gördüğünde kendi dedesi Hanpatur Tutuian’ın da kaybedildiğini fark ediyor. Geçen yıl Cumartesi Anneleri’yle yeniden bir araya geldiğinde bu kez dedesinin fotoğrafını taşıyor. Avakian, o anı anlatırken, “Onu daha önce hiç hissetmediğim bir şekilde yanımda hissettim” diyor. Aynı gün annesinin dedesine, yani kendi babasına ne kadar benzediğini de ilk kez fark ediyor.
Avakian’ın konuşmasında Türkiye’yle kurduğu bağın vardığı yer ise şu sözlerde karşılık buluyor: “Hem burada öğrendiklerim hem de beraberimde getirdiklerim sayesinde Türkiye’yi ata yurdum olarak kucaklayabiliyorum. Bu farkındalık benim için oldukça yeni, ancak uzun zamandır oluşmakta olan bir düşüncenin sonucu.”
Köklere yolculuklar ve aidiyet
Hrant Dink Vakfı’nın Haziran 2025’te başlattığı söyleşi dizisi, ata topraklarına yapılan yolculuklar üzerinden geçmişle bugün arasındaki bağları, keşif ve yeniden bir araya gelme deneyimlerini ve aidiyet meselesini ele alıyor. Vakıf, yurt dışında yaşayan, ata topraklarına yolculuk yapmış ya da yapmayı planlayan Ermenileri kendi hikâyelerini paylaşmaya davet ediyor.



