Seçimden önceki yazılarımdan birinde Ermenistan–Rusya ilişkisini toksikleşmiş bir evliliğe benzetmiş; ekonomik özgürlüğü olmadığı için boşanmaya hazır olmayan tarafa AB'nin bir tür sığınma evi işlevi görmesi halinde bu ayrılığın hiç beklenmediği kadar hızlı gerçekleşebileceğini yazmıştım. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son üç ayda bölgeye ikinci gelişinde bu kez Bakü ve Erivan'a yaptığı ardışık ziyaretler, o kapının artık aralandığını gösteriyor. Üstelik bu kez kapı; rakamlar, takvimler ve hukuki mekanizmalarla aralanıyor. Brüksel, Güney Kafkasya'yı artık iki ayrı dosya olarak değil; yollar, enerji hatları ve ticaret akışları üzerinden kurulacak tek bir bağlantısallık haritası olarak okuyor.
Bakü’de ne konuşuldu?
1 Temmuz’daki Bakü ziyaretinin merkezinde, Komisyonun resmi açıklamasıyla duyurulan "Bağlantısallık Yoluyla Barış" çerçevesi vardı. Programda bölgedeki ulaşım, enerji ve dijital altyapıya (Nahçıvan demiryolu ve Bakü Limanı dahil) 200 milyon euroya kadar hibe, bununla 2 milyar euroya kadar yatırımın harekete geçirilmesi hedefi ve sınır bölgeleri için 20 milyon euroluk bir barış desteği paketi var. Ziyaret sırasında Von der Leyen, Aliyev'i barış anlaşmasının paraflanması nedeniyle kutladı ve Azerbaycan'ı Avrupa'nın güvenilir enerji ortağı olarak tanımladı. Bakü'den Ermenistan'a enerji hatları çekilmesi önerisini de memnuniyetle karşılayacaklarını söyledi. Ancak madalyonun öteki yüzünde ise Azerbaycan'daki tutuklular en azından kamuoyu önünde dillendirilmedi. Bu durum doğalgaz ve petrol tedariki sebebiyle, 2022'den itibaren Aliyev'i "güvenilir ortak" ilan eden çizginin devamı. Bütün bunlara bakarak AB'nin Kafkasya siyasetinin romantik dayanışma üzerine değil, stratejik çıkar üzerine kurulu olduğunu da söylemek gerekiyor.
Paşinyan: Böyle bir ayrıcalık alan ilk ülkeyiz
2 Temmuz’daki Erivan ayağı ise Ermenistan’a sunulacak ekonomik kalkanın ilan edildiği yer oldu. Haziran başında kararlaştırılan 52 milyon euroluk acil destek paketinin ilk 34 milyonu, 19 Haziran'da serbest bırakılmıştı. Von der Leyen kalan 18 milyonun yakında verileceğini ve fonun bir ihracat teşvik ajansına kaynak olabileceğini açıkladı. Ama asıl büyük ve etkisini gösterecek olan adım, Otonom Ticaret Önlemleri önerisi. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi onayından geçtiğinde bu geçici önlemler, Ermenistan'ın AB'ye ihracatının yaklaşık yüzde 80'ini gümrüksüz hale getirecek. Paket bugüne kadar Rusya'ya giden taze meyve, sebze ve bitkilerin neredeyse yüzde 99'unu, içecek ve alkollü ürünlerin yüzde 91'inden fazlasını kapsayacak. Bu ayrıcalık ne adaylık statüsü ne de serbest ticaret anlaşması gerektirdiği için hukuki bir incelik de yaratıyor. Nikol Paşinyan, “bu koşullarla böyle bir ayrıcalık alan ilk ülke olacaklarını” söyledi. Buna ek olarak sonbaharda vize serbestisi için bir değerlendirme misyonu da gelecek.
AB’nin tanıdığı ayrıcalık ne anlama geliyor?
Peki bu paket neye cevap veriyor? Rusya'nın tarım denetim kurumu Rosselhoznadzor, 30 Mayıs'tan itibaren kademeli olarak Ermeni tarım ürünlerini yasaklamaya başlamıştı. Resmi gerekçe "sıhhi denetim" gibi gösterilse de zamanlama ve kapsam, yasakların siyasi baskı aracına çevrildiğini açıkça gösteriyor. Geçen yıl Ermenistan ihracatının yaklaşık yüzde 35'i Rusya'ya gitmişti. Ermenistan Merkez Bankası Başkanı Kalstyan'ın değerlendirmesine göre yasaklı ürünlere yeni pazar bulunamazsa yüzde 0,6'ya varan deflasyonist etki görülebilir. Bu durumun sürmesi halinde ise milli gelir üzerindeki etkisi yüzde 2'ye kadar çıkabilir.
İhtiyatlı iyimserlik
Tam bu noktada iyimserliği elden bırakmadan ihtiyatlı olmakta da fayda var. Gümrüksüz erişim, otomatik olarak pazar kazanmak demek değil. Rusya pazarı Ermenistanlı üretici için tanıdık ve kolay bir alan. Üstelik pazar ve diaspora bağlantıları, Avrasya Ekonomik Birliği üzerinden kurulmuş koca bir ekosistem söz konusu. Avrupa ise daha değerli ama daha disiplinli bir pazar. Dolayısıyla açılan kapıdan geçmek yalnızca diplomatik tercihle değil, aynı zamanda ekonomik kapasite ve esneklikle de mümkün olacak. Bununla beraber Moskova'nın baskısı, ekonomiyi çeşitlenmeye zorlayarak yıllardır ertelenen modernizasyonun fitilini ateşlemiş olabilir. Bu açıdan AB paketi Paşinyan için yalnızca bir dış politika başarısı değil; aynı zamanda Avrupa yöneliminin kısa vadeli faturasını taşradaki çiftçiye ödetmemek için hayati bir iç siyaset subabı görevi de görüyor. Bir adım geriye çekilince, Paşinyan’ın "Gerçek Ermenistan" ideolojisinin ekonomik altyapısının döşendiği, bu destek paketleriyle ete kemiğe büründüğü de söylenebilir.
AEB üyeliğiyle çelişmiyor
Paketin zekice tasarlanan hukuki tanımıyla önlemler, AB'nin tek taraflı ve geçici kararı olduğu için, biçimsel olarak Ermenistan’ın AEB üyeliğiyle de çelişmiyor. Ancak Rusya'nın bir biçimde yanıt vereceğini de beklemek yanlış olmayacaktır. Nitekim doğalgazın yaklaşık yüzde 90'ı, Avrupa fiyatının yaklaşık üçte birine, hâlâ Rusya'dan geliyor ve Metzamor Atom Santralini de Rus devlet şirketi Rosatom işletiyor. Paşinyan seçimden sonraki ilk Rusya ziyaretinde Rusya Başbakanı Mikhail Mişustin ile görüşmesinde “AEB Anlaşması'nda öngörülen mekanizmaların planlanan şekilde çalışmasını istiyoruz” dedi.
Türkiye haritanın neresinde?
Bu tablonun Türkiye'ye bakan bir yönü de var. Ermenistan’ın Batı'yla entegrasyonu derinleştikçe sınır kapısının açılmasının ekonomik mantığı da güçleniyor. AB'nin bağlantısallık haritasında Ermenistan'ı Avrupa'ya bağlayan güzergâhlar doğal olarak Türkiye'den geçiyor. Nitekim Paşinyan, Azerbaycan'ın yanı sıra Türkiye ile de elektrik iletim hatları kurulacağını söyledi. THY ile tarifeli uçuşların gerçekleştiği, iş dünyasının ve ticaret odalarının "sınır açılsın" dediği bir dönemde, Avrupa standartlarında üreten, öngörülebilir bir Ermenistan, Ankara için de tehdit olmaktan çıkıp doğal bir ticari ortağa dönüşebilir.
Sonuç olarak, sığınma evi bir yuva değil, geçici bir barınma mekânıdır. Orada kalıcı olarak yaşanmaz, amaç güç toplamak ve yeni bir hayat kurmaktır. AB, 450 milyonluk pazarının kapısını araladı ama Ermenistanlı üreticiler bu kapıdan geçecek beceriyi ve gücü bulabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.



