33 yazar ve aydının öldürüldüğü Sivas Katliamı davasında "iç hukuk yollarını fiilen tüketen" aileler, adalet arayışlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdı.
Aileler, katliamın üzerinden geçen 33 yıla rağmen faillerin korunması ve cezasızlık politikasının sistematik bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle, dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı.
Katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları Eren Aysan, Zeynep Altıok ve Mazlum Çimen adına yapılan başvuruyla, yaşanan yapısal hak ihlallerinin tespiti ve evrensel hukukun gereğinin yapılması talep edildi. Davanın avukatları Dr. Günal Kurşun, Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Deniz Özbilgin tarafından yapılan ortak açıklamada, zamanaşımı kararlarıyla adaletin önüne set çekildiği vurgulandı.
TIKLAYIN: "Ey babalarımızı yakanlar: Son sözü söyleyecek taraf biz olacağız"
“AYM oyalama mekanizmasına dönüştü”
Açıklamada, ulusal düzeyde adalet umudu olan Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecinin tam bir oyalama mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekildi. Süreçle ilgili şu verilere yer verildi:
“Sivas davası, 2014 yılında Anayasa Mahkemesi önünde görüşülmeye başlanmış ancak yüksek mahkeme, önündeki dosyanın ağırlığına ve taşıdığı tarihsel öneme tezat oluşturacak bir biçimde, 2014'ten bu yana geçen 12 sene boyunca tek bir karar dahi verememiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu kabul edilemez suskunluğu ve dosyayı karara bağlamaktan imtina etmesi, iç hukuk yollarının artık fiilen tüketildiğinin ve etkisizleştiğinin en somut kanıtıdır.”
Açıklamada, Sivas Katliamı’nın örgütlü bir biçimde yürütülen, belli bir toplumsal grubu, Cumhuriyet rejimini ve demokrasiyi hedef alan ve insanlığın ortak vicdanına karşı işlenmiş bir “İnsanlığa Karşı Suç” olduğunun altı çizilerek şu ifadelere yer verildi:
“33 yıldır süregelen bu hukuksuzluğa ve adalet saraylarının koridorlarında inşa edilen cezasızlık zırhına karşı teslim olmayacağız. Anayasa Mahkemesi’nin karar veremediği ve adaleti askıya aldığı bu noktada, AİHM’e yapacağımız başvuru, sadece geçmişin faillerini yargılatma mücadelesi değil, aynı zamanda Türkiye’de insan haklarının, hukukun üstünlüğünün ve evrensel adalet ilkelerinin yeniden tesisi için atılmış tarihi bir adımdır. İnsanlığa karşı işlenen bu suçun unutturulmasına ve hukuken örtbas edilmesine izin vermeyeceğimizi, adalet yürüyüşümüzü uluslararası alanda da aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi tüm kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
“Sivas katliamı, insanlığa karşı suçtur”
T24'ten Gökçer Tahincioğlu'na konuşan davanın avukatlarından Günal Kurşun da AİHM’ye giden süreci ve başvurularının içeriğini şöyle anlattı:
“Bu acının üzerinden tam 32 yıl 11 ay geçti; yani neredeyse 33 yıldır kesintisiz süren bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Dosya 1993’ten beri derdest durumda. Ulusal düzeyde adalet umuduyla 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunulmuştu; ancak AYM, bu katliamın ve dosyanın taşıdığı devasa tarihsel ağırlığa rağmen, 2014’ten beri geçen 12 yıl boyunca tek bir ara karar dahi veremedi, dosyayı adeta sessizliğe gömdü. Yüksek mahkemenin bu kabul edilemez suskunluğu ve dosyayı karara bağlamaktan imtina etmesi, iç hukuk yollarının artık fiilen bittiğini ve etkisizleştiğini bize gösterdi. Bu nedenle adalet arayışımızı uluslararası yargı zeminine, AİHM’e taşımak kaçınılmaz bir sorumluluk haline geldi. Biz bu adımı, katliamda babalarını kaybeden sevgili müvekkillerimiz Eren Aysan, Zeynep Altıok ve Mazlum Çimen adına atıyoruz. Onların otuz yılı aşkın süredir dinmeyen acısı ve adalet kararlılığı bu dosyanın kalbidir. Hukuki süreci ise çok güçlü bir mesleki dayanışmayla yürütüyoruz. Bu stratejik AİHM başvurusunu, değerli meslektaşlarım Av. Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin ile hazırladık. Ortak amacımız, ulusal mahkemelerin koridorlarında örülen cezasızlık duvarında bir gedik açabilmek.
Yaptığımız başvuruda hemen hemen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bütün maddelerinin ihlal edildiği olgusuna dayandık. Yaşam hakkı, işkence görmeme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ile ifade özgürlüğü gibi başat sözleşme maddeleri yanı sıra uygulamada daha az karşılaşılabilen 13.maddedeki etkili başvuru hakkı ihlali ve 18.maddedeki kötü niyet yasağı ve yetkinin saptırılması yasağı yoluyla hakları kısıtlamanın sınırının aşıldığı iddiamıza da değindik.Başvurumuzun temel dayanaklarından biri ve en net vurgusu şudur: Sivas Katliamı, örgütlü bir biçimde yürütülen, belli bir toplumsal grubu hedef alan ve insanlığın ortak vicdanına karşı işlenmiş tipik bir "İnsanlığa Karşı Suç"tur. Bildiğiniz üzere, uluslararası hukukun sarsılmaz, evrensel ilkelerine göre insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı işlemez ve uygulanamaz.
“Zamanın geçmesi yükümlülüğü ortadan kaldırmaz”
Türkiye yargısı bugüne kadar failleri zamanaşımı zırhıyla korumaya çalıştı, dosyaları düşürdü. Biz AİHM önünde şunu savunuyoruz: Zamanın geçmesi, devletin kendi vatandaşlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; barbarlığı meşrulaştırmaz. AİHM’den beklentimiz, katliamdaki devlet ihmalini, yargısal oyalama taktiklerini ve AYM’nin 12 yıllık sessizliğiyle oluşan hak ihlallerini tescil etmesi; en önemlisi de bu katliamın "insanlığa karşı suç" olduğunu saptayarak zamanaşımı zırhını hukuken paramparça etmesidir. Sivas davası sadece mağdur ailelerin davası değildir; Türkiye’nin demokratikleşme ve kendi geçmişiyle yüzleşme davasıdır. Adalet saraylarında zamanaşımı kronometresini çalıştırarak bu büyük insanlık suçunu unutturabileceklerini sananlar yanılıyorlar. Müvekkillerimizle birlikte bu davanın takipçisiyiz. İnsanlığa karşı işlenen suçların unutturulmasına, hukuken örtbas edilmesine izin vermeyeceğiz. AYM’nin de bu konuda artık etkili bir başvuru yolu olmadığına inanıyoruz. Adalet yürüyüşümüz, evrensel hukuk zemininde ve insan hakları rehberliğinde, sonuna kadar kararlılıkla sürecek.”
Haberin tamamı için TIKLAYINIZ



