Hrant Dink Vakfı’nın gastronomi alanında çalışan profesyonelleri bir araya getirdiği Diyalog Programı, 5-11 Ekim tarihleri arasında Yerevan, Dilijan ve Vayots Dzor’da yapıldı. 10 kişilik grup, Ermenistan’ın gastronomi kültürünü ve kültürel zenginliğini yakından tanıma fırsatı buldu.
Yerevan’daki sosyal yaşamı ve sokaklarındaki canlılık, katılımcıların ilk dikkat ettiği şeylerden biri oldu. Gastronomi, meyhane kültürü ve sokak lezzetleri üzerine çalışan gazeteci-yazar Tan Morgül, şehirde beklemediği bir hareketlilikle karşılaştığını şu sözlerle aktardı:
“Hem yapısal hem mekânsal olarak hem de insanların sokağı kullanma şekli olarak oldukça canlı geldi. Birçok alanda, gastronomiden teknolojiye kadar yatırımlar var.”
Turizm ve iletişim sektörlerinde uzun yıllara dayanan deneyime sahip, Armada Otel’in yönetiminde de yer alan Müjde Mısırlı Zoto da şehrin gelişmişliğinin ve mimarisinin kendisini etkilediğini belirterek, “Bu kadar canlı bir şehir, bu kadar şahane mimari beklemiyordum” dedi.
Türkiye’nin deneyimli şarap danışmanlarından Sabiha Apaydın Gönenli ise Ermenistan’ı “bir değişimin eşiğinde” gördüğünü ifade etti: “Restoranlar, kafeler, dışarıda bir yaşam var. Şarapta büyük bir sıçrama olduğunu gördüm.”
“Şarapta rönesans”
Programın merkezinde yer alan şarap, katılımcılar üzerinde en güçlü izlenimi bırakan başlık oldu. Gönenli, bölgede şarabın tarihinin çok eski olmasına rağmen büyük kırılmalar yaşandığını, Ermenistan’ın şarapta “rönesans” olarak anılabilecek bir döneme girdiğini de sözlerine ekledi.
“Ermenistan için Sovyetler zamanında sadece brandi üretmişler. Türkiye’de de çok büyük bir kesinti var. Ermenilerin soykırım sebebiyle ülkeden yok olması bir gecede oradaki bütün bilgiyi, kültürü ve geleneği de yok etti.”
Heritage Vines of Turkey (HVOT) projesinin kurucularından, şarap uzmanı ve eğitmeni Gözdem Gürbüzatik de aynı yeniden doğuşa dikkat çekerek, “Diasporadan gelenlerin işlerini yavaş yavaş ve tutkuyla yaptığını görmek insana çok iyi geliyor” dedi. Gürbüzatik, 1800 metreye kadar çıkan bağları ve özellikle Areni üzümünü anlatırken, “Üzümün canlılığını çok fazla yaşadığım ve çok etkilendiğim bir yaklaşım oldu” dedi.
“Toprağın dili birleştirici”
Katılımcılar, şarabın ve coğrafyanın iki toplum arasında ortak bir dil kurabileceğini vurguladı. Gürbüzatik, “Toprağın dilinin, coğrafyanın dilinin çok bağdaştırıcı ve insanları birleştirici olduğunu düşünüyorum. Şarap da öyle bir şey. Burada aynı dili konuştuğumuz hissini yaşadık” diye konuştu.
Gastronominin diyalog için önemli bir zemin hazırladığı görüşünü paylaşan Tan Morgül, benzer çabaların daha kalabalık hale gelmesi için sınırın açılması gerektiğini söyledi: “Uçmak güzel ama bir de geçmek var. Sadece belirli grupların ziyaret ettiği bir şey olmaktan çıkıp herkesin rahat rahat girip çıkabileceği bir durum lazım.”
Müjde Mısırlı Zoto ise Hrant Dink’in "İki Yakın Halk İki Uzak Komşu" kitabının adını hatırlatarak, “Ararat’a bakınca bu uzaklığın çok yakınlaştırılabilecek bir şey olduğunu fark ettim. Yeter ki sınırlar kaldırılsın. O zaman giriş-çıkış, her türlü diyalog, her türlü ilişki çok daha kolay sağlanacak" diye konuştu. Mısırlı Zoto, beş gün gibi kısa bir ziyarette bile yeni dostluklar kurduklarını belirterek, tanıştığı bir Ermenistanlının önümüzdeki hafta İstanbul’a gelip kendisini ziyaret edeceğini ekledi.
“Tekrar gelirim”
Sabiha Apaydın Gönenli,, “... yaşamın içine daha dahil olduğum, daha uzun kaldığım bir seyahat de olsun isterim. Kesinlikle tekrar gelirim” dedi. Gürbüzatik de bu süreci izlemek için yeniden gelmek istediğini, Mısırlı Zoto ise eşini de getirmek istediğini söyledi.
Diyalog Programı Avrupa Birliği finansal desteğiyle "Ermenistan-Türkiye Normalleşmesine Destek Programı: Sınır Ötesi Bağların Güçlendirilmesi" çerçevesinde yapıldı.

