“Barınma sorunu toplumda giderek önem kazanıyor”

Geçtiğimiz yıl Patrik Maşalyan, Sahakyan madağının kapanış konuşmasında yoksulluk için “Büyüyen bir canavar” benzetmesinde bulunmuş, 803 ailenin ise ekmeğe muhtaç olduğunu söylemişti. Bu açıklamanın ardından da toplantılar yapılmıştı. Ancak geçen bir yıl içerisinde yürütülen çalışmalarda pek bir değişiklik yok. Toplantılar da yapılmıyor. Ermeni toplumu yoksullukla mücadelede ne durumda? Bir yılda olumlu yönde değişiklik oldu mu?
Patrik Hazretlerinin yoksulluğu “büyüyen bir canavar” olarak nitelendirmesi, aslında toplumumuzun pek çok kesiminin gördüğü, hissettiği ve bizzat yaşadığı bir gerçeğin en üst makam tarafından yüksek sesle dile getirilmesiydi. Bir bakıma, hepimizin bildiği ancak üzerinde yeterince durmadığı bir sorunun açıkça ifade edilmesiydi.
Bu açıklama, doğal olarak, toplumsal bir yankı uyandırdı. Konunun gündeme taşınması, çeşitli toplantıların yapılmasına ve vakıflarımızın yoksulluk meselesine daha fazla önem vermesine vesile oldu. Bu açıdan bakıldığında, açıklamanın toplumumuzda sosyal yardımlar ve yoksullukla mücadele konusundaki farkındalığın artmasına katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz.
PSYK olarak bizim çalışmalarımız, vakıflarımızın ve bünyelerinde faaliyet gösteren fakirler kollarının yardım faaliyetleri düzenli ve koordineli biçimde devam ediyor. Bu çalışmaların basında veya sosyal medyada sıkça yer almaması, yürütülen hizmetlerin olmadığı ya da kesintiye uğradığı anlamına gelmiyor. Bizim önceliğimiz, yapılan işleri görünür kılmaktan çok, ihtiyaç sahiplerine ulaşmak ve onların ihtiyaçlarına mümkün olduğunca karşılık verebilmektir. Bu anlayışla çalışmalarımızı, büyük ölçüde gönüllülük esasına dayalı olarak sürdürüyoruz.
Bir yıl içerisinde ihtiyaç sahibi olan aile sayısında artış yaşandı mı?
Kiliselerimizin bünyesinde faaliyet gösteren fakirler kollarından aldığımız bilgiler ve doğrudan komisyonumuza ulaşan başvurular doğrultusunda, son bir yıl içinde erzak yardımı ihtiyacında belirgin bir artış gözlemlemedik. Her iki dönemde de destek sağlanan aile sayısı 803 olarak sabit kaldı.
Geçtiğimiz yıl yoksulluk konusundaki çarpıcı olan konu sokakta yaşayan toplum üyeleriydi. Feriköy’de sokakta yaşayanların sayısı 5’ten 12’ye yükselmişti. Aileler ev kiralarını, faturalarını ödemekte zorlanıyor ve artan kiralar nedeniyle uzak semtlere hatta şehir dışına taşınanlar bile var. Genel tablo nasıl?
Sokakta yaşayan toplum üyelerimizin durumu, ne yazık ki ciddiyetini koruyor. Mevcut tespitlerimiz, bu sayıda yaklaşık yüzde 30’luk bir artış yaşandığına işaret ediyor. Ancak burada kendimize sormamız gereken önemli bir soru var: Tespit edebildiğimiz kişilerin sayısı, gerçekte sokakta yaşayan toplum üyelerimizin tamamını yansıtıyor mu? Şeffaflık ilkesi gereği, bu soruya bugün kesin bir yanıt veremediğimizi belirtmeliyiz. Çalışmaların büyük ölçüde gönüllülük esasına dayanması ve ihtiyaç tespiti ile saha takibi konusunda yaşanan eksiklikler, bazı kişilerin mevcut destek mekanizmalarının dışında kalmasına neden olabilir. Dolayısıyla gerçek tablonun tespit edebildiğimizden daha ağır olma ihtimalini göz ardı edemeyiz.
Barınma sorunu da toplumumuz açısından giderek daha fazla önem kazanan bir mesele. Artan kira ve yaşam maliyetleri nedeniyle, bazı toplum üyelerimizin İstanbul’un görece daha düşük kira bedellerine sahip semtlerine taşınmak zorunda kaldığını; hatta İstanbul dışına yerleşenlerin de bulunduğunu biliyoruz. Bu durum, yalnızca ekonomik koşulları değil, kişilerin toplumsal çevreleriyle ve destek ağlarıyla ilişkilerini de etkileyebilecek bir sorun olarak ele alınmalı.
Madde ve kumar bağımlılığı da ayrıca ve ciddiyetle üzerinde durulması gereken konular. Bu sorunların çözümü, yalnızca sosyal yardımla sınırlı kalamaz; alanında uzman kişilerin bilgi ve yönlendirmelerine, uygun destek mekanizmalarına ve gerektiğinde profesyonel müdahaleye ihtiyaç var. Sorunların boyutunu doğru tespit etmek ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek için toplum olarak, ortak akla ve iş birliğine ihtiyacımız var.
PSYK, yaşlıların sosyal hizmet alması konusunda birçok çalışma yürütüyor. Geçtiğimiz yıl gazetemizden Lusyen Kopar, tek başına yaşayan yaşlı kadınlarla evlerinde söyleşiler yapmıştı. En son Garbis Torkomyan, sosyal yardım bekliyordu. Bu konuda PSYK olarak gerekli olanakları sağlayabiliyor musunuz?
Söz konusu örnek üzerinden konuşacak olursak, bu olayda sözünü ettiğimiz ihtiyaç tespiti ve bilgiye ulaşma konusunda bir sorun yaşamadık. İhtiyaç sahibi bir toplum üyemizle ilgili bilgi bize ulaştığında kısa süre içinde harekete geçildi ve ilk tedavisinin gerçekleştirilmesi sağlandı. Ardından gerekli araştırmalar yapılarak durumu hakkında bilgi toplandı; Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde tedavi altına alınması ve gerekli tedavilerin uygulanması sağlandı.
Bu örnek, ihtiyaç duyulan desteğin doğru biçimde tespit edilmesi ve gerekli bilgilerin zamanında ilgili kişilere ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Tekil bir vakada ihtiyaçların belirlenmesi ve çözüm sürecinin yürütülmesi daha kolay olabilir. Ancak asıl mesele, benzer ihtiyaçları olan kişilerin de zamanında tespit edilebilmesi ve gerekli desteğe erişebilmesidir. Bu nedenle yalnızca bize ulaşan başvurulara yanıt vermek değil, ihtiyaç sahiplerine ulaşma kapasitemizi geliştirmek de önem taşıyor.
Bütçemize gelince, PSYK’nın önceden belirlenmiş bir nakit kaynağına sahip, kendi kasasından düzenli olarak yardım ödemeleri yapan bir komisyon olmadığını belirtmek isteriz. Kuruluşumuzdan bu yana temel rolümüz, bir koordinasyon merkezi olarak çalışmak. Öncelikle ihtiyacı belirliyor, gerekli desteğin kapsamını ve finansman miktarını ortaya koyuyor, ardından bu ihtiyacın karşılanabilmesi için bağışçılarımızla birlikte kaynak oluşturma sürecini yürütüyoruz.
Ancak tespit edilen her ihtiyacın, gerekli finansman hemen sağlanabildiği için karşılanabildiğini söyleyemeyiz. Kaynak yetersizliği nedeniyle karşılanamayan veya ertelenmek zorunda kalan

ihtiyaçlar da olabiliyor. Bu, yürüttüğümüz çalışmaların karşılaştığı önemli sınırlılıklardan biri. Dolayısıyla PSYK’nın faaliyetlerini değerlendirirken yalnızca tespit edilen ihtiyaçları değil, bu ihtiyaçları karşılamak için oluşturulabilen kaynakları da dikkate almak gerekiyor.
Bu çalışma modelinde bağışçılarımızın ve vakıflarımızın katkıları büyük önem taşıyor. Düzenli olarak bağışta bulunan, imkânları ölçüsünde destek veren bağışçılarımızın yanı sıra, yürüttüğümüz çalışmalara katkı sunan vakıflarımızın desteği de dayanışma ağımızın vazgeçilmez bir parçasını oluşturuyor. Bu vesileyle, desteklerini esirgemeyen tüm bağışçılarımıza ve vakıflarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.
Yıllardır kiliseler bünyesindeki sosyal yardım kolları, listelerinde bulunan ihtiyaç sahiplerine erzak ve nakdi yardımlarda bulunuyor. Ancak zaman zaman listelerin çoğu zaman güncellenmediği, ihtiyacı olmayan kişilerin de sosyal yardımdan faydalandığına dair söylentiler yayılıyor, PSYK olarak sosyal yardım alacak kişinin kriteri nedir?
Öncelikle, bu hizmetin geçmişini anlatırken “yıllardır” yerine “yüzyıllardır” demenin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Sosyal yardım, toplumumuzda uzun bir geçmişe sahip olan ve büyük ölçüde gönüllülük esasıyla sürdürülen bir dayanışma geleneği.
Sosyal yardım almanın suistimale açık olabileceğini kabul etmek gerekir. Bununla birlikte, yardımlardan faydalanan kişilerin her şeyden önce onurları olduğunu da unutmamalıyız. Söylentiler üzerinden ne idari ne de yönetsel bir yaklaşım geliştirilebilir. Biz de çalışmalarımızı söylentilerle değil, somut veriler ve ihtiyaçların gerçekliği üzerinden yürütmeye gayret ediyoruz.
Bugün 803 aileye destek sağlanıyor. Aile bazındaki bu sayı, tek tek bireyler üzerinden değerlendirildiğinde binleri aşan bir topluluğa karşılık geliyor. Böylesine geniş bir yardım ağında önemli olan, sistemin işleyişini söylentiler üzerinden değerlendirmek değil; yardımların doğru kişilere ulaşıp ulaşmadığını, ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığını ve tespit edilen eksikliklerin giderilip giderilmediğini somut veriler ışığında ele almak.
PSYK olarak bize ulaşan başvuruları, açıklanmış yoksulluk kriterlerine uygunluk açısından değerlendiriyoruz. Kriterleri karşılayan başvuruları, başvuru sahiplerinin ikamet adreslerine göre ilgili kilise vakıflarımızın fakirler kollarına iletiyoruz. Böylece ihtiyaçların, kişilerin yaşadıkları bölgelerdeki ilgili kurumlar aracılığıyla değerlendirilmesine ve yardım sürecinin yürütülmesine katkıda bulunuyoruz.
Amacımız, her başvurunun kendine özgü koşullarını dikkate alarak mevcut imkânlar çerçevesinde ihtiyaca en uygun karşılığı verebilmek.
Yoksullukla mücadelede aylık kira ödemekte zorlanan yurttaşlar vakıf evi talebinde bulunuyor. Bazı vakıflar, envanterlerinde bulunan evlerde oturan ihtiyaç sahipleri için gerekli olanakları sağlıyor ancak öyle görünüyor ki bu yeterli olmuyor. Vakıf evi talebinde artış sürüyor mu? Bu konuda sizce ne yapılması gerekiyor?
Vakıflarımızın mevcut imkânlarını ve sorumluluklarını birlikte değerlendirmek gerekiyor. Toplumumuzda gelirlerinin önemli bir bölümünü sahip oldukları gayrimenkullerden elde eden vakıflarımız bulunuyor. Bu gayrimenkuller, vakıfların gelir kaynaklarını ve dolayısıyla diğer hizmetlerini sürdürebilmeleri açısından önemli bir işleve sahip. Aynı zamanda bu taşınmazların ihtiyaç sahiplerine ücretsiz ya da düşük kira bedelleriyle tahsis edilmesi de gündeme gelebiliyor. Ancak gelir elde etmek amacıyla kullanılan bir taşınmazın sosyal amaçlarla tahsis edilmesi, her durumda kolaylıkla uygulanabilecek bir çözüm değil. Bunun mali sonuçlarının yanı sıra hukuki boyutunun da her vakıf özelinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Nitekim bazı vakıflarımızın taşınmazlarını ihtiyaç sahibi toplum üyelerinin barınma ihtiyacını karşılamak üzere tahsis ettiğini biliyoruz. Bununla birlikte, bütün vakıflarımızın gayrimenkullerini aynı şekilde kullanması ne ölçüde mümkün olabilir? Her vakfın mal varlığı, gelir yapısı, yükümlülükleri ve imkânları farklı. Bu nedenle hem ihtiyaç sahiplerinin barınma gereksinimlerini hem de vakıflarımızın sürdürülebilirliğini gözeten gerçekçi bir model üzerinde çalışılması gerektiğini düşünüyoruz.
Bize göre bu konuda en doğru adım, vakıf yönetimlerinin ERVAB çatısı altında bir araya gelerek ortak bir değerlendirme yapması ve uygulanabilir seçenekleri birlikte ele almasıdır. Elbette bu tür bir modelin oluşturulması ve uygulanmasına ilişkin kararlar, ilgili vakıf yönetimlerinin yetki ve sorumluluk alanındadır.
Vakıflar, en büyük yatırımı okullara yapıyor. Ancak biliyoruz ki yoksulluk gerçeği karşımızda duruyor. Patrik Maşalyan, gelirler artıyor diyor ancak bunun ihtiyaç sahiplerine yansımadığını görüyoruz. Vakıflar bu anlamda sosyal yardıma bütçe ayırıyorlar mı?
Eğitim için ayrılan bütçe ve harcanan emek, toplumumuzun geleceğine yapılan bir yatırımdır. Dün çocuk olan bizler bugün toplumumuzun bir parçasıyız; bugünün çocukları da yarının toplumunu oluşturacak. Bu nedenle çağdaş, yetkin ve donanımlı bireyler yetiştirmek için eğitime ayrılan kaynakların önemini göz ardı edemeyiz. Hatta bu alandaki ihtiyaçlar doğrultusunda yatırımların artırılması da gerekebilir. Ancak bunu yaparken popülist yaklaşımlar yerine, ihtiyaçları ve mevcut imkânları birlikte değerlendiren akılcı ve gerçekçi bir anlayışla hareket etmeliyiz.
Yoksullukla mücadele de en az eğitim kadar ciddiyetle ele alınması gereken bir sorumluluktur. Toplumumuzun geleceğini inşa ederken bugün ihtiyaç içinde olan bireyleri ve aileleri görmezden gelemeyiz. Öte yandan, enflasyonist bir ortamda gelirlerin artmış olması, vakıfların sosyal yardımlara ayırabileceği kaynakların da aynı ölçüde arttığı anlamına gelmiyor. Giderler de artıyor; dolayısıyla gelirlerdeki artışı tek başına değerlendirerek vakıfların mali imkânları hakkında kesin bir sonuca varmak doğru olmaz.
Vakıflarımız, gerek PSYK’nın yürüttüğü çalışmaların gerekse kilise vakıflarımızın bünyesindeki fakirler kollarının gerçekleştirdiği yardımların desteklenmesine katkı sunmaya gayret ediyor. Bu dayanışmanın somut örneklerinden biri, Ortaköy Vakfı'nın fakirler kollarına yönelik açıkladığı maddi desteklerdir. Bu tür katkılar, ihtiyaç sahiplerine ulaşılması ve sosyal yardım çalışmalarının sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor.
Toplumumuzda sosyal yardım sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederiz. Samimiyetle ifade etmek isteriz ki toplumumuzdaki sosyal yardım sistemini değerlendirirken hem güçlü yönlerimizi hem de eksikliklerimizi birlikte ele almamız gerekiyor.
Kiliselerimizin bünyesindeki fakirler kollarının uzun yıllardır sürdürdüğü çalışmalar ve bu hizmetlerin büyük ölçüde gönüllülük esasına dayanması, toplumumuzdaki dayanışma kültürünün önemli bir göstergesidir. PSYK olarak bizim rolümüz de bu çalışmaları desteklemek, ihtiyaçların tespitine katkıda bulunmak ve mevcut imkânlar çerçevesinde koordinasyonu güçlendirmektir.
Bununla birlikte, sorunların bütün boyutlarını henüz tespit edemiyor olabiliriz. İhtiyaç sahiplerine ulaşma, değişen koşulları takip etme ve yardımların etkililiğini değerlendirme konularında geliştirmemiz gereken alanlar bulunabilir. Bu belirsizliği gizlemek yerine kabul etmeli; mevcut imkânlarımızı, kurumsal kapasitemizi ve gönüllü emeğinin sınırlarını gerçekçi biçimde değerlendirmeliyiz.
Bize göre sosyal yardım sistemini güçlendirmek, yalnızca daha fazla yardım yapmakla sınırlı değildir. İhtiyaçları daha doğru belirlemek, kurumlar arasındaki iş birliğini geliştirmek, kaynakları sürdürülebilir biçimde kullanmak ve alınan sonuçları değerlendirmek de aynı derecede önemlidir. Bunların hiçbiri tek bir kurumun çabasıyla bütünüyle gerçekleştirilemez.



