Dem Parti Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İzmir’de düzenlenen halk toplantısında yaptığı konuşmada, Meclis’ten geçen çerçeve yasa, barış süreci ve gündemdeki diğer gelişmelere dair konuştu.
Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" ile başlayan iki yıllık sürecin tarihi bir eşiğe ulaştığını vurguladı.
Hatimoğulları, "Sistemli bir şekilde bu sürece sosyal medya üzerinden birçok saldırının gerçekleştiğini görüyoruz. Tribünlere ırkçılık taşımak isteyenleri gördük. Sosyal medyayı ırkçı, cinsiyetçi, gerilimi kışkırtan bir platform olarak kullanmak isteyenlere tanıklık ediyoruz" dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Osman Kavala kararı hakkında da konuşan Hatimoğulları, "Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater zaten AİHM kararı gereği özgür olmaları gerekiyor. Kim ne derse desin" ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları'nın konuşması özetle şöyle:
"Demokratik cumhuriyet için özgür ve örgütlü toplum buluşmalarının birini daha gerçekleştiriyoruz. İstanbul, Urfa ve birçok ilimizde gerçekleştirdiğimiz toplantılarımız devam edecek. Buradan bu buluşmayı sağlayan İzmir İl Örgütü'müze ve katılım sağlayan siz değerli arkadaşlarımıza ve beyaz tülbentleri ile her daim barışın temsilcisi olan barış annelerimize teşekkür ediyorum.
"Mehdi Zana yaşamını Kürt halkının temsili için vermiş koca bir çınardı"
Sözlerime başlamadan önce dün bir acı haber aldık. Çok değerli Kürt siyasetçi Mehdi Zana’yı kaybettik. Bugün de toprağa verildi. Ben başta Mehdi Zana’nın ailesine, sevgili Leyla Zana ve bütün Kürt halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Bir ömür bütün yaşamını Kürt halkının temsili için vermiş koca bir çınar; sürgünde, hapiste Kürt halkının sesini ilk duyuran isimlerden değerli Mehdi Zana’yı saygı ve minnetle anıyorum. Yine beş yıl önce İzmir İl Örgütü'müze gerçekleşen saldırıda katledilen sevgili Deniz Poyrazyoldaşımızı ve onun şahsında bu mücadelede yitirdiğimiz bütün yoldaşlarımızı ve canlarımızı anıyorum.
"Kürt halkı bütün acılara rağmen barış demekten vazgeçmiyor"
50 yıldır Türkiye coğrafyasında savaş ve çatışmalar devam ediyor. 50 sene boyunca o kadar büyük acılara tanıklık ettik ki, şimdi bu salonda oturan birçok arkadaşımız, değerli halklarımız bu acıları birebir yaşamış, birebir tanıklık etmiş. Ve sadece bu son 10 günde biliyorsunuz çok sayıda şehadet açıklandı ve önümüzdeki ay içerisinde yine çok sayıda şehadetler açıklanacak. Bölgedeydik ve orada taziyelere de katıldık. Biz bu taziyelerde bir kez daha şunu gördük; Kürt halkı başta anneler olmak üzere çekilen bütün bu acılara rağmen, bütün bu kayıplara rağmen barış demekten asla vazgeçmiyor.
"Bu sürece sıkı sıkıya sahip çıkın"
Biz taziyeye gittiğimizde annelerin, babaların bize söylediği şu sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum. 'Daha çok çocuğumuz ölmesin. Ne bir Kürt anne, ne bir Türk anne, ne bir asker annesi, ne bir gerilla annesi artık ağlamasın. O nedenle bu sürece sıkı sıkıya sahip çıkın ve bu sürecin başarıyla sonuçlanması için elinizden ne geliyorsa daha fazlasını yapın. Bizim sizden beklentimiz, partimizden beklenti bu' dediler. Ancak Kürt halkının 50 sene boyunca biriktirmiş olduğu bilinç, ideolojik donanım, ödenen bedellerin ne anlama geldiğini bilen, bunu anlamlandıran, barışın öneminin farkına varan ve bunu en yüksek düzeyde bilince çıkarmış olan insanlar böyle bir sözü sarf edebilir ve onlar böyle özetlediler oradaki ağır bedel ödeyen halkların duygusunu ve düşüncesini. Ve değerli arkadaşlar, ben bir kez daha sizlerin huzurunda hem şehadeti açıklanan, hem açıklanacak olan bütün insanlarımızı saygıyla, minnetle anıyorum.
"Bugün İmralı’da masa kurulduysa ödenen bedellerin çok büyük payı var"
Bugün eğer İmralı'da bir masa kurulduysa, bugün eğer Rojava'da belli bir aşamaya gelindiyse, bugün eğer Şengal'de belli bir seviyeye gelindiyse ve bugün İran'da Kürt halkı, Ortadoğu'nun tamamında Kürt halkı bir denge pozisyonuna geldiyse, bilelim ki bu ödenen bedellerin çok ama çok büyük bir payı var. 50 sene önce Kürtler 'Ben Kürt'üm' diyemezdi bu topraklarda. Ama şimdi artık Kürtleri inkar etmek, Kürtleri yok sayma dönemi kapanmıştır. Hem asker anneleri hem gerilla anneleri müsterih olsun. Bu topraklarda bir tek kurşunun sesi duyulmayana dek, bu topraklarda bir gözyaşının dahi akmayacağı seviyeye varana dek biz bu sürece sonuna kadar sahip çıkacağız. Onurlu bir barış demeye devam edeceğiz.
"Süreç dar manada bir seçim hesabına sıkıştırılamaz"
Bakın samimi, dostane, içten, yapıcı eleştiriler sunan dostlarımız var. Bu süreci destekliyoruz, barışa yürekten inanıyoruz, barış mutlaka bu topraklarda olmalı ama barışın bu iktidarla konuşulmaması gerektiğini düşünen değerli dostlarımız var. Bu eleştirileri aldığımızı, önemli bulduğumuzu belirtmek isterim bir kez daha. Ancak şundan hepimiz emin olalım ki, bu sürecin yürütülmesi hepinizin tahmin edeceği üzere zaten mevcut olan icra makamıyla yürütülür. Bugün bütün dünyadaki çatışma çözüm deneyimlerinde de İrlanda örneği, Güney Afrika örneği ve burada daha birçok örneği verebiliriz, o dönemi kim yönetiyorsa, kim yöneticiyse bu görüşmeler onlarla olmuştur. Ve dolayısıyla bugün Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi, bu süreç dar manada bir seçim hesabına sıkıştırılamaz. Bu süreç dar manada herhangi bir siyasi partinin çıkarları çerçevesinde ele alınamaz. Yüzyıllık Kürt meselesinin çözümüyle ilgili bir somut adım atılabiliyorsa bu süreçte, bilelim ki devletle yapılan görüşmeler, icra makamı olan iktidarla yürütülen müzakereler bu seviyeye getirmiştir bunu.
Ve yine bazı yanlış analizler yapanlar var. Bölgenin gerçekliğini yeterince görememe, bölgede özellikle başta İsrail olmak üzere yepyeni bir konumlanma biçiminin nasıl meydana geldiğini, 2008'de küresel sermayenin başlayan krizi ve kapitalizmin krizinin bölgesel hesaplaşmasına, emperyalist güçlerin yeniden bir Ortadoğu şekillendirmeye çalıştığı bu dönemde elbette halkların birbiriyle dayanışması çok daha acil ve çok daha elzem bir pozisyona gelmiş durumdadır. Bugün bu süreç başladıysa bilelim ki bölgedeki gelişmelerin çok büyük bir önemi oldu.
"Sürecin başarısı, barışın cesurca sahiplenilmesinden geçer"
Onurlu bir barış, hukukun tesis edilmesiyle mümkündür. Onurlu bir barış adaletin ve özgürlüklerin tesis edilmesiyle mümkündür. Barışı demokrasiden, demokrasiyi barıştan asla ayıramayız. Ve kuru ajitasyon ve hamasete de hiç gerek yok. Çünkü sürecin başarısı, barışın cesurca sahiplenilmesinden, bu ülkede demokrasiyi cesurca inşa edeceğiz iddiasıyla çıkmaktan, bu iddiayı büyütmekten geçer.
Burada bir kez daha altını çizmek isterim. Bu yasanın Kürt sorunu çözüldü, ülke demokratikleşti diyebileceğimiz bir yasa olmadığını hepimiz biliyoruz. Ama bu yasanın bir tane siyasi anlamı var. Çok önemli bir siyasi anlam. Bugüne kadar; Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi birçok Kürt isyanı bastırıldı ve 84'ten bugüne kadar çıkan bütün yasalar etkin pişmanlık yasası mahiyetinde ifade edilebilecek yasalar. Ancak bu yasa İmralı'daki müzakere sonucunda ve PKK'nin bundan sonra Türkiye'de artık silahsız bir mücadele yürütmeyi ilan etmesiyle birlikte çıkmış olan bir yasa. Bugün PKK artık mücadelede yöntem değiştirdiğini kongresinde net bir biçimde ifade etti ve Türkiye'de artık bir silahlı mücadele döneminin kapandığını, bundan sonraki mücadelenin hukuki ve siyasi bir zeminde yürütüleceğini kongre kararıyla aldı ve bunu deklare etti.
"Yasa, yürünecek bin kilometrelik yolun ilk adımı"
Yüz yılı aşan tarihte ilk kez bir yasa Kürt halkının lehine ve özgün olarak çıkmış bir yasa. Ama Sayın Öcalan da ifade etti. Bu daha yolun ilk adımı, ilk başlangıcı. Yürünecek bin kilometrelik yolun daha ilk adımıdır bu. Esas demokratikleşme mücadelemizle olacak, yeni demokratik anlamda düzenlenecek yasalara kesinlikle ihtiyaç var.
"Sayın Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş zaten çoktan beri özgür olmalıydı"
En azından 4 bine yakın arkadaşımız şimdi bu yasadan faydalanacak ve bu yasa sağlıklı bir biçimde hayata geçerse 4 bin siyasi mahpus dışarıda olacak. Yine bu yasanın kapsamında bize çok sorulan sorular, Kobani davasını kapsayacak mı? Evet, çok net. Kobani davasını kapsayacak. Fakat şunun altını kalın kalın çizmek isterim. Sayın Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş zaten çoktan beri özgür olmalı ve aramızda olmalıydı.
"Kim ne derse desin AİHM'in aldığı karar Türkiye'yi direkt bağlıyor"
Biliyorsunuz AİHM kararları var ve daha yeni AİHM Osman Kavala için bir açıklama yaptı, bir karar açıkladı. Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater zaten AİHM kararı gereği özgür olmaları gerekiyor. Kim ne derse desin. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin aldığı karar Türkiye'yi direkt bağlamaktadır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir ülkedir. Ve AİHS'e taraf bir ülke olarak ona bağlı AİHM'in aldığı kararlar zaten uygulanmalı, uygulanmaması Türkiye'nin hem imzaladığı sözleşmenin gerekliliklerini yerine getirmediği anlamına gelir, hem de anayasaya bir aykırılık söz konusu olur.
Kobani davasını esasen kapsasa da, kapsamasa da AİHM kararı gereği Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Kobani'de tutuklu bulunan HDP'nin MYK üyeleri ve bütün arkadaşlarımız zaten serbest bırakılmalı. Ama tekrar ediyorum, Kobani davasını da bu yasa kapsamaktadır. Ve burada İzmir'den, sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güvenşahsında hapishanede bulunan bütün yoldaşlarımıza, bütün siyasi mahpuslara selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Özgür günlerde mutlaka onlarla beraber olacağımız günleri göreceğiz."
Kaynak: bianet, İlke TV, T24.



