Ermenistan’ın yeni anayasa taslağı henüz yayımlanmadı ama şimdiden ülkenin en sıcak siyasi tartışmasına dönüştü. Paşinyan ekim ayındaki açıklamalarında taslağın yakında kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.
Aliyev’in dış politika danışmanı Hikmet Hacıyev daha önce barış için “yalnızca son bir adımı”, yani Ermenistan Anayasası’nın değişmesini beklediklerini söylemişti. Hacıyev’in sözünü ettiği son adımın konusu, anayasanın bir maddesi değil başlangıç bölümündeki tek bir cümle. Bu cümle, Ermeni halkının anayasayı “Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan Ermeni devletinin temel ilkelerini ve ulusal hedeflerini esas alarak” kabul ettiğini söylüyor. 23 Ağustos 1990 tarihli Bildirge’nin girişinde “tüm Ermenilerin özlemlerini gerçekleştirme” ve “tarihî adaleti yeniden tesis etme” hedefleri anılıyor. En tartışmalı atıf ise şu:
“Ermenistan SSC Yüksek Sovyeti ile Dağlık Karabağ (Artsakh) Ulusal Konseyi’nin 1 Aralık 1989 tarihli ‘Ermenistan SSC ile Dağlık Karabağ’ın yeniden birleşmesi hakkında’ ortak kararına dayanarak...”
Ayrıca Bildirge’nin 11. maddesi, 1915’te Osmanlı Türkiyesi’nde ve Batı Ermenistan’da gerçekleşen Ermeni Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması çabalarını destekliyor.
Ancak Bakü’nün itirazının merkezinde Bildirge’nin dayandığı 1989 kararı duruyor. O karar yalnızca birleşmeyi istemiyor, gerçekleştiğini ilan ediyor; vatandaşlık haklarını ve kurumların bütünleşmesini öngörüyor. SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı ise 1990’da bu kararı Sovyet Anayasası’na aykırı ve uygulanamaz bulmuştu.
Kararın kökü ise Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (DKÖB) Halk Temsilcileri’nin, 20 Şubat 1988’de Azerbaycan SSC ve Ermenistan SSC Yüksek Sovyetlerinden bölgenin Azerbaycan’dan Ermenistan’a devrini, SSCB Yüksek Sovyeti’nden de bu yönde girişimde bulunmasını istemelerine dayanıyor.
1988 talebinden 1989 kararına, oradan Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve anayasaya uzanan bu zincire Azerbaycan o günden beri itiraz ediyor. 1994’te BM’ye gönderdiği mektupta, Bildirge’nin 1989 kararına dayanmasını iki belge arasındaki “sürekliliğin doğrudan kanıtı” sayıyordu. 2020’deki 44 günlük savaş ve 2023’teki etnik temizliğin ardından Karabağ Ermenilerinin bölgeyi terk etmesiyle bu itiraz barışın ön şartına dönüştü.
Anayasa değişmek zorunda mı?
Yerevan ise anayasada böyle bir talep bulunmadığını Anayasa Mahkemesi’ne dayanarak savunuyor. Mahkeme 26 Eylül 2024’te iki ülkenin sınır belirleme komisyonlarının yönetmeliğini anayasaya uygun bulurken, önsözdeki atfın anayasada yer almayan hedeflere anayasal güç kazandırmadığını belirtti. 1989 kararının bugünkü bağımsız hukuki statüsünü ise karara bağlamadı. Anayasanın 203. maddesi önsözü açıkça saymasa da Mahkemenin yorumuna göre önsöz değiştirilemez hükümlerle aynı korumada. Aliyev, değişikliği gelecekteki Ermeni hükümetlerine karşı bir güvence olarak görüyor. Kısacası Bakü yoruma değil metne güvenmek istiyor.
Diğer taraftan Paşinyan da farklı gerekçelerle aynı noktaya varıyor. Paşinyan Mart’ta Bildirge’nin “çatışma mantığı üzerine kurulu” olduğunu söyledi, geçen hafta ise onu “devlet karşıtı bir metin” olarak niteledi. İktidar partisi de yeni anayasa taslağında Bildirge’ye atıf olmayacağını doğruladı. Hükümet bunun Bakü’nün talebi değil, 2020’den beri süren bir iç gündem olduğunu savunuyor.
İmza teknik olarak mümkün mü?
Ağustos 2025’te Vaşington’da parafe edilen 17 maddelik anlaşmanın ilk iki maddesinde taraflar birbirlerine toprak talepleri olmadığını ve gelecekte de olmayacağını teyit ediyor. 12. madde iç hukukun anlaşmayı uygulamamak için gerekçe gösterilemeyeceğini, 16. madde ise yürürlüğe girişin iç onay işlemlerine bağlı olduğunu düzenliyor. Ancak metin bir yılı aşkın süredir imza bekliyor.
Ermenistan hukukunda da imzalanan bir anlaşma, onaydan önce Anayasa Mahkemesi denetiminden geçiyor. Paşinyan, mahkeme anlaşmayı anayasaya aykırı bulursa değişikliği başlatacağını defalarca söyledi. Yani taraflar siyasi olarak uzlaşırsa imza bugün atılabilir, olası anayasa sorunu onay aşamasında çözülebilir. Bakü’nün bu yolu kabul etmemesi, engelin teknik değil siyasi olduğunu gösteriyor.
Paşinyan muhalefetten sayısal destek bekliyor
Bakü bu kapıyı açmadıkça Paşinyan’ın hesabı meclis aritmetiğine sıkışıyor. Referandum kararı için 105 sandalyeli mecliste 70 oy gerekiyor, Sivil Sözleşme’nin ise 64 sandalyesi var. Güçlü Ermenistan ve Ermenistan İttifakı ise değişikliği Bakü’nün dayatması sayıyor ve referanduma destek vermeyeceklerini söylüyor.
Hükümet şimdilik ikna yolunu deniyor. Muhalefet “Anayasa değişirse Bakü’nün yeni bir şart getirmeyeceğine garanti veriyor musunuz” sorusunu yöneltti. Dışişleri Bakanı Mirzoyan ise muhalefete açıkça “Bunun barış anlaşmasından önceki son hamle olduğuna dair onay alırsak bizimle gelir misiniz?” sorusunu sordu. Sonuçta hükümet yeni anayasayı referanduma götürmek için muhalefeti parlamentoda sayısal destek vermeye zorluyor.
Bütün bu senaryoların ortak düğümü, Yerevan’ın tek başına veremeyeceği bir garanti. Paşinyan, anayasa değişikliğinin Bakü’nün son ön şartı olup olmadığının cevabının Ermenistan’da olmadığını kabul etti. Yeni anayasanın barış için imzayı ve onayı otomatik olarak getirmeyeceğini de söyledi.
Kilidin anahtarı nerede?
Böylece iki taraflı bir çelişki ortaya çıkıyor. Yerevan anayasayı iç mesele sayıyor ama referandum fiilen bir barış oylamasına dönüşecek. Bakü müdahale etmediğini söylüyor ama barış için nihai imzayı bu oylamaya bağlıyor. Paşinyan’a göre Azerbaycan tarafı da anayasayı Ermenistan’ın iç meselesi sayıyor ve yalnızca “bilgilendirdiğini” söylüyor. Ancak gelinen noktada Paşinyan anayasa değişikliğini bir egemenlik tercihi olarak sunarken, bunun hayata geçmesi için Bakü’den siyasi güvence arıyor.
Bu çıkmazdan çıkış için iki yol var: ABD’nin tanıklık ettiği Vaşington sürecini, anayasa değişikliğinin “son şart” olduğuna dair yazılı bir taahhütle tamamlamak veya anlaşmayı bugün imzalayıp onay sürecini anayasa tartışmasından sonra yürütmek. İkinci seçenek Aliyev’in talebinden vazgeçmesi anlamına gelmez. Yalnızca imza ile onayı birbirinden ayırır. Böylece Ermeni seçmen sandıkta bir dayatmayı değil, somut bir barışı oylayabilir.
Sonuç olarak otuz yıllık bir cümleyi değiştirmek için önce otuz yıllık güvensizliği azaltmak gerekiyor. İronik bir şekilde barışın “geri dönüşsüz” olmasını sağlayacak daha güçlü güvenceler aranırken, bu güvencelerin bir parçası olabilecek anlaşmanın imzası erteleniyor.




