Barışın en zayıf halkası

Geçen hafta APRI forumunu yazarken Ermenistan–Azerbaycan–Türkiye üçgenindeki sorunun “kısır döngü” üzerinden tartışıldığını aktarmıştım. Azerbaycan barış anlaşmasının imzalanması için Ermenistan Anayasası’nın değişmesini istiyor; Ankara ise Ermenistan’la tam normalleşmeyi Bakü ile barış sürecinin tamamlanmasına bağlıyor. Panelde tartışılan soru, hangi adımın önce geleceğiydi. Şaki’de yaşananlar ise bu zincirdeki güvenlik duygusu halkasını daha görünür hale getirdi.
Bu anlamda Azerbaycanlı asker Nesimi Musayev’in sınırı yasadışı biçimde geçerek Sünik’in Sisyan bölgesindeki Şaki köyüne ulaşması, 1 Ekim’de bir eve girip ev sahibi kadını çocuklarının yanında vurması, kendi ölçeğini aşan bir siyasi anlam taşıyor. Bakü, askerin 26 Eylül’de Laçin yönündeki birliğini izinsiz terk ettiğini, Ermenistan tarafı ise Azerbaycan güvenlik birimlerinin 29 Eylül’de kendilerini olası sınır geçişi konusunda bilgilendirdiğini açıkladı. Buna rağmen asker Şaki’ye kadar ulaşabildi. Sınırı ne zaman geçtiği hâlâ belli olmadığı gibi, bildirimle saldırı arasındaki iki günde Sisyan halkının neden uyarılmadığı sorusu da yanıtsız.
Sınırı geçen Azerbaycanlı asker
Buradaki mesele Musayev’in Bakü tarafından gönderilmiş olup olmadığı değil. Eldeki bilgiler bunu göstermiyor; zaten Azerbaycan tarafı da firar vakası olarak soruşturma açmış durumda. Asıl sorun, olayın Ermenistan’da nasıl algılandığı. Bir yıldır hükümetin temel söylemi “barışın artık bir gerçeklik olduğu” üzerine kurulu. Paşinyan daha bir hafta önce BM Genel Kurulu’nda iki buçuk yıldır sınırdaki karşılıklı ateş sonucu ölü ya da yaralı olmadığını, bunun son yılların yarattığı “en büyük değer” olduğunu söylüyordu.
Şaki olayı ise bu söylemin kırılganlığını gösterdi. Bu noktada bir Azerbaycan askerinin sınırı geçip bir köy evine kadar ulaşabilmesi, “barış var” cümlesinin karşısına çok basit bir soru çıkarıyor: Öyleyse sınır nasıl geçildi?
Bu soru muhalefet açısından son derece kullanışlı çünkü hükümetin yeni Anayasa projesine karşı zaten mevcut olan “Bakü’nün talebini yerine getiriyorsunuz” anlatısını besliyor. Paşinyan yeni Anayasa tartışmasının Azerbaycan tarafından araçsallaştırıldığını kendisi de kabul ediyor, ancak konunun 2020’den beri iç gündemde olduğunu söylüyor.
Bakü ise aynı meseleyi farklı anlatıyor. İlham Aliyev’e göre barış anlaşmasının önündeki engel Ermenistan Anayasası; değişiklik yapıldığında anlaşma ertesi gün imzalanabilir. Aliyev’in özel temsilcisi Elçin Emirbeyov da 3 Ekim’de Bern’de, barışın “geri dönüşsüz” olması için anayasayla anlaşma arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi gerektiğini söyledi.
Muhalefetten “takas” talebi
Böylece Şaki’deki güvenlik açığı ile anayasa referandumu arasında doğrudan hukuki olmasa da güçlü bir siyasi bağ ortaya çıkıyor. Vatandaştan “barış için” anayasa değişikliğine onay vermesini isterken sınırdan silahlı bir askerin geçmesi, muhalefetin “karşılığında ne aldık?” sorusunu güçlendiriyor. Güçlü Ermenistan İttifakı soruya “tavizler bizi barıştan uzaklaştırıyor” ile cevap veriyor. Meclis grup başkanı Narek Karapetyan olayı ertesi gün Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne (AKPM) taşıdı. Ermenistan İttifakı ve Taşnaktsutyun cephesi ise askerin “iyi niyet jesti” olarak iade edilmemesini, Bakü’deki Ermeni tutsaklarla takas edilmesini istedi.
Çok açık ki referandum ne kadar Bakü’nün talebi gibi görünürse, kabul ettirilmesi o kadar zorlaşıyor. Üstelik referanduma gitmek bile kolay değil. Mecliste 70 oy gerekiyor ve Sivil Sözleşme’nin 64 sandalyesi var; yani en az altı oy Şaki’yi AKPM’ye taşıyan muhalefetten gelmek zorunda. Ayrıca iktidarın sandıkta da kayıtlı seçmenin dörtte birini, yani yaklaşık 627 bin seçmeni, “evet”e ikna etmesi gerekiyor. Bu da 7 Haziran’da aldığı oyların yaklaşık yüzde 86’sı demek.
Atılabilecek adımlar
Ve zincirin geri kalanı burada başlıyor.
Yeni Anayasa referandumdan geçmezse ya da süreç uzarsa Bakü’nün mevcut pozisyonuyla barış anlaşmasının imzası da gecikebilir. Türkiye tarafında ise Hakan Fidan Haziran’da, Ermenistan’la normalleşmenin Azerbaycan’la “yakın eşgüdüm içerisinde” sürdüğünü söylemişti. Bu durum Gümrü–Kars demiryolu gibi teknik olarak ilerletilebilecek başlıkları da siyasete bağımlı hale getiriyor. Mayıs’ta doğrudan ticaret düzenlemesi bile yapıldı; ama ürünler hâlâ üçüncü bir ülkeden geçiyor, yalnızca evrakına Türkiye ya da Ermenistan yazılabiliyor. Temmuz 2022’de üçüncü ülke vatandaşlarının sınırdan geçişi için varılan mutabakat bile dört yıldır uygulanmıyor. Ne ray ne ihale gerektiren bir kararın bekletilmesi, sorunun teknik olmadığını gösteriyor. Yani altyapılar iki taraftan kapıya kadar döşeniyor, fakat siyasi düğmeye henüz basılmış değil.
Şaki’den sonra sorun artık sadece sürecin, APRI forumunda tartışıldığı üzere, doğrusal mı döngüsel mi olduğu değil. Her yeni güvenlik olayı zincirin ilk halkasını, yani toplumun barışa güvenini, biraz daha zayıflatıyor. Güven zayıfladıkça referandum zorlaşıyor; referandum zorlaştıkça barış anlaşması gecikiyor, anlaşma geciktikçe Türkiye sınırı kapalı kalıyor.
Paradoks şu ki, sınırın kapalı kalması da Ermenistan toplumuna barışın gündelik hayatta ne değiştirdiğini göstermeyi zorlaştırıyor.
Belki de bu nedenle üç ülkenin karşısındaki mesele hangi adımın önce atılacağı değil. Bir noktada bu zincirin bir yerinden siyasi risk alarak koparılması gerekiyor. Aksi halde tek bir asker, tek bir sınır ihlali ya da yeni bir kriz, kâğıt üzerinde giderek kurumsallaştırılmaya çalışılan barışı, toplumun gözünde yeniden tartışmalı hale getirmeye devam edecek.
İlk halka Yerevan’ın elinde; Bakü’yü beklemeden sınır köylerini kapsayan bir erken uyarı sistemi kurabilir. Böyle bir sistem sınır ihlallerini önlemez belki ama hükümetin “barış var” söylemini sahada test edilebilir kılar. Şaki gibi olaylarda da vatandaşın neden uyarılmadığı sorusuna kurumsal bir cevap üretir ve güvenlik algısını yönetilebilir hale getirir.
Bakü’nün önünde ise Uluslararası Kriz Grubu’nun bir yıl önce önerdiği “şimdi imzala, anayasa değişikliğinden sonra onayla” formülü duruyor. Bakü açısından anlaşmayı imzalayıp onayı referanduma ertelemek, statükoyu sürdürmekten daha avantajlı olabilir. Böyle bir imza, Bakü’nün barış iradesini görünür kılarken anayasa şartından da vazgeçmesini gerektirmez.
Bu halkalardan birini de Ankara koparabilir. Dosyanın tamamını Bakü’nün takvimine bırakmadan, dört yıl önce anlaşılan adımı ayırabilir. Bu Azerbaycan’ın kaygılarını yok saymaz, nihai kararı da öne çekmez. Ama Ermeni seçmene normalleşmenin bir gerçeklik olduğunu gösterir. Referandum sandığında barışın lehine en güçlü argüman da bu olur.



