LONDRA'DA ROJAVA YÜRÜYÜŞÜ
“Biz varız ve daima var olacağız"
25 Ocak'ta İngiltere’nin başkenti Londra’da on binlerce kişi saat 13.00’te BBC binası önünde toplandı. Sloganlar, “Kürtlere Savaşa Son!” çağrıları ve pankartlar eşliğinde, başbakanlık konutunun bulunduğu Downing Street’e doğru yürüyüş başladı. İngiltere’deki Kürt toplum kuruluşları ve aktivistlerinin çağrısıyla gerçekleşen buluşma, haftalardır süren Suriye'deki gelişmeler ve Rojava eylemlerinin devamı niteliğindeydi. Yediden yetmişe her yaştan insan vardı; Alevi örgütlerinden demokratik güç birliklerine, İngiliz sendikalardan bağımsız aktivistlere kadar birçok kesim yürüyüşte yer aldı.
Yürüyüş ilerledikçe kalabalık büyüyerek 40 bini aşkın kişiye ulaştı. Alanda en dikkat çekici olanlar, "Jin Jiyan Azadî" yazılı pankartları taşıyan kadınlardı. Bu pankartların üzerine özenle yapıştırılmış siyah saç örgüleri, geçtiğimiz günlerde YPJ’li bir kadın savaşçının HTŞ güçleri tarafından öldürülmesinin ardından saçının kesilip sosyal medyada paylaşılmasına karşı gelişen tepkiyi temsil ediyordu. Yanlarında ise Kobani’de kuşatma altında, elektrik, internet ve suyun kesildiği koşullarda donarak ölen beş çocuğun ölümüne dikkat çeken pankartlar vardı. Bu pankartlar, alandaki öfkeyi ve acıyı olduğu gibi resmediyordu.
Kendinizden utanın
Yürüyüş, konuşmalar başlamadan önce Rojava’da hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşu ve marşlarla başladı. Binlerce insanın sesi, bir slogandan öte ortak bir hafızanın yankısı gibiydi. İngiliz hükümeti ve BBC, sessizlikleri ve taraflı yayınları nedeniyle protesto edildi. Kalabalık sık sık “Shame on you”, “Stop War on Kurds”, “Em Kurd in” ve “Bijî Berxwedana Rojava” sloganlarını attı. Yüzlerce video ve fotoğraf muhabiri, kameralarını durdurmadan kayda aldı; izleyenle izlenen arasındaki mesafe neredeyse ortadan kalkmıştı.
Konuşmalarda, konuşmacılar genel olarak Türk devletinin HTŞ ve diğer cihatçı grupları desteklediğine dikkat çekti. Kürt halkının meşru savunma hakkı vurgulandı ve uluslararası topluma somut adımlar atma çağrısı yapıldı. Konuşmacılar arasında Unite the Union Uluslararası ve Araştırma Direktörü Simon Dubbins de yer aldı; yapılan konuşmalarda YPG ve YPJ’nin IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadelenin yalnızca bölgesel değil, küresel bir direnişin parçası olduğu vurgulandı.
Kalabalık, BBC önünden Regent Street’e, oradan Downing Street’e yürüdü. Polis zaman zaman korteji durdurdu; motosikletli birimler geçiş noktalarında trafiği açmak için anonslar yaptı. Hava kış ayı olmasına rağmen çok sert değildi; ancak küçük çocuklar ve bebekler için zorlayıcıydı. Buna rağmen kimse dağılmadı. Yürüyüş saatler boyunca sürdü; kitle 12.00’den neredeyse 16.30’a kadar alandaydı.
Gördüğüm şey sadece bir kalabalık değildi. İnsanlar sürekli slogan atıyor ve hiç yorulmuyordu. Çocukların ve gençlerin yüzlerinde, burada olup bitenlerin henüz tam olarak ne olduğunu bilmedikleri bir endişe hakimken aynı zamanda beden dillerinden güçlü bir öfke okunuyordu.

Kalabalığı oluşturan bu farklı parçalardan gelen Kürtler arasında belirgin bir bağ ve dayanışma hissediliyordu. Londra’da ilk kez bu ölçekte, bu kadar uyumlu bir kalabalık görüyorum. Sanki herkes birbirini tanıyor. Defalarca kalabalığı yarıp farklı açılara doğru yürürken birçok insana çarptığım halde hep anlayışla karşılanmış olmam da herhalde protestoculardaki öfkenin asıl adresinin Londra’dan binlerce kilometre uzakta olduğunun başka bir işaretiydi.
Öfkeli ve kontrolllü
Yürüyüşün son durağı olan Downing Street’te, polis barikatıyla durdurulan kalabalığın yalnızca elli metre ötesinde, İran’daki gelişmelere karşı düzenlenen büyük bir protesto vardı. Polis, iki kalabalık arasında bir boşluk bırakarak bariyer oluşturmuştu. Bu boşluk, adeta Ortadoğu’nun bugünkü hâlinin küçük bir özetiydi: bir yanda Rojava’daki savaşa karşı ses yükselten on binlerce Kürt, diğer yanda yalnızca son bir ay içinde 40 binden fazla insanın öldürülmesine dikkat çeken İranlılar.
Kürt korteji İranlı protestocuların bulunduğu alana yaklaştığında, polisin hızlı bir önlem aldığını fark ettim. Kelepçeler kuşanıldı, ekipler kortejin önünde etten bariyerler kurdu. Organizasyon ekibi taşkınlık yaşanmaması için yoğun çaba gösterdi. İnsanlar öfkeliydi ama kontrolsüz değildi; sloganlar çoğunlukla İngilizce ve Kürtçe atıldı, mesaj açıktı ve yönü belliydi.
Eylemin bir ucunda, yeni doğmuş bebeğine Kürtçe bir ninni söyleyen genç bir kadın dururken; diğer ucunda tekerlekli sandalyesiyle kortejin önünde ilerleyen yaşlı bir adam vardı. Kortejin güvenliğini sağlayanlardan bazıları da 15–16 yaşlarındaki Britanyalı gençlerdi, yüzleri boyalı, boyunlarında puşileri, sanki gelecek yılların mücadelesini şimdiden omuzlarında taşıyorcasına soğukkanlıydı. Onlar da sanki hayatları eylemlerde geçmiş gibi, el ele tutuşarak oluşturdukları bariyerlerle yürüyüşün güvenli ve düzenli şekilde sürmesini sağlıyordu.

Sadece birkaç gün önce çağrısı yapılmış olmasına ve bu bir Newroz kutlaması olmamasına rağmen bu denli büyük çapta bir Kürt buluşmasının gerçekleşmesi Londralıları da şaşırtmıştı. Türkiyeli ve Iraklı Kürtlerin ağırlıkta olduğu yürüyüşe Suriyeli ve İranlı Kürtler de büyük gruplar hâlinde eşlik etmesi, Oxford Circus çevresinde güçlü bir Kürt birliği görüntüsü oluşturuyordu.
Protestocuların sözleri sanki haftalardır süren tüm Rojava eylemlerinin özeti gibiydi:
“Kürtler artık birdir, biz biriz.”
“Rojava’da bir insanlık dramı var. Çocuklarımız ölüyor. Biz burada halkımızı desteklemek için bulunuyoruz.”
Yeraltı metrosunda eve dönerken yanımda güçlü bir birliktelik duygusuyla yolculuk ediyorum, dayanışmanın yarattığı devasa bir umut havasıyla. Kendime soruyorum, tek bir cümleyle nasıl hatırlarsın bugünü? 40 bin ses yanıt veriyor:
“Biz varız ve daima var olacağız.”
Not: Bu yazı, bir gazeteci olarak şahsi gözlemlerimi ve sahadaki tanıklığımı aktarmaktadır. Metin, herhangi bir propaganda amacı taşımamakta; yaşananları olduğu gibi, gerçek bir tanıklık olarak anlatmayı amaçlamaktadır.

