PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ve Bahçeli'nin girişimiyle başlayan ve 11 Temmuz'da Irak Kürdistanı'nın Süleymaniye şehrinde yapılan silah yakma töreniyle devam eden, çözüm sürecinde bir yıl geride kaldı. TBMM'deki komisyonun henüz bir yasa taslağı oluşturmamış olması, beklentileri azaltırken, karşılıklı açıklamalar da devam ediyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’de partisinin grup toplantısında bu beklentilere dair açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları “11 Temmuz’da silahlar yakıldı, o barıştan sadece kül kalmasın. Bunun koşulları hazır, sürecin hukuki adımlara kavuşmasının önündeki gecikmelere son verelim. Çerçeve yasa artık parlamentoya gelmelidir” diye konuştu.
"Yasa artık parlamentoya gelmeli"
Hatimoğulları Kürt meselesinin çözümüne dair devam eden sürece ilişkin “11 Temmuz’da silahlar yakıldı, o barıştan sadece kül kalmasın. Bunun koşulları hazır, sürecin hukuki adımlara kavuşmasının önündeki gecikmelere son verelim. Yaşanacak tıkanmanın sorumluluğunu iktidar halka açıklamak zorundadır, iktidar atmadığı adımları topluma anlatmalıdır. Daha fazla kan akmasın, artık yeter. Çerçeve yasa artık parlamentoya gelmelidir” diye konuştu.
Hatimoğulları şöyle devam etti:
DEM Parti olarak dört temel başlık, başlığın artık ertelenemeyeceğini düşünüyoruz:
Birincisi: Kapsayıcı bir kök yasa. Barışın hukuku tarafların iradesini ve muhataplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. O gelir bu gelmez tartışması olmamalı kategoriler olmamalı.
İkincisi: Meclis Komisyonu’nun raporlarında da yer aldığı gibi kayyım anlayışı son bulmalı. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade tam anlamıyla güvence altına alınmalı.
Üçüncüsü: Demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı, adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle değil siyasetle konuşan bir Türkiye’ye dönüşmeli.
Dördüncüsü: Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun özgür bir biçimde düzenlenmesi.
1 Ekim’de bu yasayı güçlendirelim. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim, temmuzda çerçeve yasayı çıkaralım. Sorunlar konuşularak, diyalogla, müzakereyle ve somut adımlarla çözülür.”
Hatimoğulları, konuşmasında Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ni de değerlendirdi. Zirvenin, Ukrayna’daki savaşın sürdüğü, Gazze’ye yönelik saldırıların devam ettiği ve İran ile İsrail-ABD arasındaki gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde yapıldığını belirten Hatimoğulları, sonuç bildirgesini eleştirdi. “NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine dönüp baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye, adalete dair hiçbir şey yok. Bütün dünya açlıkla karşı karşıya, yoksullukla karşı karşıya; onlar nasıl daha fazla silah satın alırızın derdine düşmüş durumdalar. Bu zirvenin ana fikri savunma sanayi, silah tedariki ve savaşa hazırlıkların büyütülmesidir. Yapay zeka destekli silah sistemleri, siber savaş altyapıları, uzay teknolojileri ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmaları öncelik olarak ilan edildi” diyen Hatimoğulları, NATO üyesi ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 5’ini savunma harcamalarına ayırma kararını da eleştirdi.
Silahlanmaya ayrılan kaynakların emekçilerden kesildiğini söyleyen Hatimoğulları, “Silaha akan her kuruş, silaha para akıtan her ülke işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını gasbediyor. Boğazımıza giren lokmaya el koyuyorlar. Eğitim ve sağlık dünya ölçeğinde iyice gerilemiş durumda. Batı’da kazanılmış sosyal haklar da tek tek insanların elinden alınıyor ve böylece silaha kaynak sağlıyorlar. Dünya diyalog yerine caydırıcılığa, hukuk yerine güce yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
“NATO Zirvesi barıştan değil, silahtan yana cevap verdi” diyen Hatimoğulları, “Gazze’deki insani soykırıma karşı ateşkes ve uluslararası hukuk için güçlü bir irade ortaya konmadı. Filistin için timsah gözyaşı dökenler NATO görüşmelerinde sustu. AKP iktidarı da Filistin gündemini doğru düzgün dile getirmedi” dedi. Türkiye’nin zirvede savunma sanayisi, asker sayısı, enerji koridorları ve göç yönetimi bakımından kritik bir ülke olarak konumlandırıldığını söyleyen Hatimoğulları, “Türkiye ordusunun gerekirse AB’nin askeri savunma gücü olabileceği tartışılıyor. Bunun anlamı çok açık; Türkiye adım adım önceliği olmayan savaş ve çatışmaların tarafı haline getiriliyor. İktidar bunu bir başarı hikâyesi olarak sunuyor. Oysa bize ait olmayan savaşlara taraf olmaya hazırlanmak başarı değil, başarısızlıktır. NATO 3.0 denilen yeni dönem öncekiler gibi sefalet, açlık ve ölümden başka bir şey getirmedi, getirmeyecek. NATO’ya hayır, barışa evet; ölüme hayır, yaşama evet; silaha hayır, refaha evet diyoruz” diye konuştu.



