Sanatçı Onur Gökmen’in “Toprakaltı” başlıklı sergisi, Türkiye’nin çevre ve kurumlar tarihindeki en tartışmalı başlıklardan birine odaklanıyor: 1986’daki Çernobil faciasının ardından Karadeniz’de yetişen çayda tespit edilen radyoaktif kirlilik. Salt Galata'da izleyicilerle buluşacak sergi, 2 Nisan- 3 Mayıs tarihleri arasında ziyarete açık olacak.
Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlamanın ardından, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görevli bir grup bilim insanı, radyoaktif serpintinin bölgedeki çay üzerindeki etkilerini araştırdı. Bu ekipte sanatçının ebeveynleri İnci ve Ali Gökmen de yer aldı. Araştırma bulguları bir rapor hâline getirilerek yetkililere sunuldu. Ancak dönemin resmî açıklamaları, ekonomik ve toplumsal istikrara yönelik kaygılarla kirliliğin boyutunu küçümseyen bir çizgide kaldı.
Halk sağlığına ilişkin tartışmalar sürerken söz konusu rapor basına sızdı. Medyada yer bulan haberler kamuoyunda sınırlı bir farkındalık yaratsa da, kurumsal düzeyde belirgin bir değişim yaşanmadı ve kontamine çay dolaşımda kalmayı sürdürdü. Süreç boyunca yapılan “Radyoaktif çay daha lezzetlidir” ya da “Az miktarda radyasyon faydalıdır” gibi açıklamalar ve devlet yetkililerinin çay içerken verdiği görüntüler, olayın kolektif hafızadaki yerini pekiştirdi.
3 bölümlük bir sergi
“Toprakaltı” sergisi, bu tarihsel vakayı üç ayrı bölüm üzerinden ele alıyor. İlk bölümde, kontaminasyonun tespit edildiği ODTÜ’den bir mekânsal kesit ile İnci ve Ali Gökmen’in anlatımına dayanan belgesel bir çalışma yer alıyor. İkinci bölüm, bir televizyon stüdyosu kurgusu üzerinden medya, bürokrasi ve devlet ilişkilerine odaklanıyor. Bu bölümün merkezinde, çaydaki radyoaktif madde miktarını inkâr eden söylemlerden hareketle oluşturulmuş bir kısa film var.
Serginin üçüncü bölümünde ise Çernobil felaketinin Türkiye’deki izlerini belgeleyen fotoğraflar yer alıyor. Bu bölüm, diğer iki anlatının arasından sızan görsel kayıtlar aracılığıyla, resmi söylemler ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

Türkiye ve Nükleer Felaketler söyleşisi
Sergi kapsamında düzenlenen söyleşi programı ise tartışmayı günümüze taşıyor. Salt Galata’da gerçekleşecek etkinlik, Türkiye’de nükleer tarihe dair bir izlek sunarken radyasyonun kuşaklar ve coğrafyalar arası etkilerini ele alıyor. Söyleşi için takvimler 3 Nisan Cuma 18.30'ya işaretlenebilir.
Çernobil felaketinin 40. ve Fukuşima nükleer felaketi’nin 15. yıldönümüne denk gelen buluşmada, nükleer enerji, silahlanma ve çevresel tahribatın halk sağlığı, politikalar ve kolektif hafıza üzerindeki etkileri tartışılacak. Programın moderatörlüğünü Gülce Özkara üstlenirken, yönetmen ve akademisyen Can Candan, kimyagerler İnci ve Ali Gökmen ile sanatçı Onur Gökmen bir araya gelecek.
İnci ve Ali Gökmen, Çernobil sonrası yürüttükleri araştırmalardan yola çıkarak radyoaktif kirliliğin süreğen etkilerini değerlendirecek. Prof. Dr. İnci Gökmen’in sözleri, bu etkinin kalıcılığına işaret ediyor:
“Çernobil’den gelen radyasyon çok uzun yıllar yok olmayacak. Belki zamanla toprağın diplerine doğru gidecek ama yok olmayacak. Kazadan sonra, 1993’te bir öğrencimle birlikte Karadeniz’de yaptığımız ölçümlerde kirliliğin toprağın yaklaşık 10 cm aşağısına indiğini ölçmüştük. Şu an gitsem, orada yine Çernobil’in izlerini bulurum.”
Can Candan, Türkiye’de nükleer tarihin az bilinen ve çoğu zaman absürt yönlerini ele alan “Nükleer Alaturka” belgesel projesi üzerinden geçmiş felaketlerden çıkarılabilecek derslere değinecek. Onur Gökmen ise bu tarihsel kırılmanın kişisel ve kolektif bellekteki yerini ve sanat pratiğine yansımalarını paylaşacak.
Ücretsiz ve herkesin katılımına açık olan program, “Toprakaltı” sergisinin işaret ettiği temel soruyu genişletiyor: Görünmeyen bir felaketin etkileri gerçekten ne zaman sona erer?
Sergi ve söyleşi programının detayları için Salt'ın internet sitesi ve sosyal medya hesapları takip edilebilir.



