Göçmen Dayanışma Ağı, İspanya’nın Kuzey Afrika kıyısındaki Ceuta kentinde Temmuz ayı sonunda yaşanan göçle ilgili açıklama yaptı. Açıklama İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapıldı.
"Ceuta, göçmen karşıtı siyasetin malzemesi yapılmamalı"
Açıklamada İspanya'nın yanı sıra Avrupa’daki göçmen karşıtı siyasete tepki gösterildi. "ABD Başkanı Donald Trump, yaşananları “istila” olarak nitelendirerek İspanya hükümetini sınır politikaları nedeniyle eleştirdi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise İspanya ile Schengen kapsamında geçici sınır kontrolleri uygulanmasını savundu. İspanya hükümeti krizin ardından sınır kontrolünü güçlendirdi ve denize kilometrelerce barikatlar kurdu." denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
İspanya’nın Kuzey Afrika kıyısındaki Ceuta kentinde, Temmuz ayının sonunda büyük bir göç hareketi yaşandı. Yalnızca 24 saat içinde yaklaşık 72 bin kişi sınırı yüzerek geçmeye çalıştı. Bu sırada çok sayıda insan yaşamını yitirdi, yaralandı ve kayboldu. Ceuta’da yaşananlar, göçmenlerin yaşam hakkını hiçe sayan sınır politikalarının ağır sonuçlarını bir kez daha ortaya koydu.
İspanya Yüksek Mahkemesi’nin, yüzerek sınırı geçenlerin hızlı biçimde geri gönderilmesini yasaklayan kararının ardından sosyal medyada yayılan asılsız bilgiler, hareketliliğin büyümesinde etkili oldu. Ancak göç hareketliliğinin nedenleri bununla sınırlı değil. Bölgedeki yoksulluk, genç işsizliği, sosyal güvencesizlik ve daha iyi bir yaşam arayışı, güvenli ve yasal göç yollarının yetersizliğiyle birleşerek insanları tehlikeli yollara itiyor.
Ceuta’da ölü ve kayıpların gerçek sayısı hâlâ belirsiz. İspanyol adli tıp birimleri 7 Ağustos itibarıyla 80 cenazenin kendilerine teslim edildiğini, bunlardan yalnızca 4 kişinin kimliğinin belirlendiğini açıkladı. İnsan Hakları Derneği ise 141 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi. Bu durum, öncelikli olarak ölü, yaralı, kayıp ve geri gönderilen kişilere ilişkin bilgilerin eksiksiz biçimde kayıt altına alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Ceuta’da yaşananlardan en ağır etkilenenler arasında refakatsiz çocuklar bulunuyor. Normalde 90 kişilik kapasiteye sahip geçici kabul merkezinde yaklaşık 1.100 çocuk bulunuyor. Merkezlerin yetersizliği nedeniyle binden fazla çocuk sokakta ve güvencesiz koşullarda yaşamak zorunda. Hastanelere yansıyan cinsel saldırı vakaları da çocukların ne kadar savunmasız bırakıldığını gösteriyor. Refakatsiz çocukların barınma, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının karşılanması hem insan hem de çocuk haklarının gereğidir.
Ceuta, göçmen karşıtı siyasetin malzemesi yapılmamalı. Ceuta’da yaşananlar kısa sürede Avrupa’daki göçmen karşıtı siyasetin konusu haline geldi. ABD Başkanı Donald Trump, yaşananları “istila” olarak nitelendirerek İspanya hükümetini sınır politikaları nedeniyle eleştirdi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise İspanya ile Schengen kapsamında geçici sınır kontrolleri uygulanmasını savundu. İspanya hükümeti krizin ardından sınır kontrolünü güçlendirdi ve denize kilometrelerce barikatlar kurdu. Başbakan Pedro Sánchez Avrupa ülkelerinden daha fazla dayanışma beklediklerini belirtirken, göçün durdurulması gerektiğini söyledi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise yaşananları Avrupa sınırlarının korunması gerektiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Ceuta’yı yalnızca sınır kontrolü açısından ele almak, insanları hayatlarını tehlikeye atarak Avrupa’ya ulaşmaya yönelten koşulları görmezden gelmek anlamına geliyor. Asıl tartışılması gereken, bu koşulları değiştirmek yerine sınırları daha da güçlendiren politikalar ve sonuçlarıdır.
Sınırlar güçlendirilirken güvenli yollar daralıyor. Ceuta’da yaşananlar, Avrupa Birliği’nin göç ve sınır politikalarının sonuçlarını bir kez daha ortaya koyuyor. Sermayenin ve malların büyük ölçüde serbestçe dolaşabildiği Avrupa’da, Afrikalı göçmenlerin hareketliliği vize ve sınır engelleriyle kısıtlanıyor.
AB’nin göç kontrolünü giderek üçüncü ülkelere devretmesi, göçü durdurmak yerine insanları daha tehlikeli rotalara yönlendiriyor. 12 Haziran 2026’da yürürlüğe giren Göç ve İltica Paktı, dış sınırlarda tarama ve kayıt süreçlerinin hızlandırılmasını, iltica başvurularının sınırda değerlendirilmesini ve başvuruları reddedilenlerin daha hızlı geri gönderilmesini öngörüyor. Pakt aynı zamanda üye ülkeler arasında sorumluluk paylaşımı ve dayanışma mekanizmaları getiriyor.
AB bu düzenlemeleri ortak ve düzenli bir iltica sistemi oluşturma amacıyla savunuyor. Ancak BM kuruluşları ve insan hakları örgütleri, daha sert sınır ve geri gönderme politikalarının insanların yaşam hakkı ve sığınma hakkı açısından yaratabileceği sonuçlara dikkat çekiyor. 2026’nın ilk aylarında Akdeniz’de çok sayıda insanın hayatını kaybetmesi de bu kaygıları artırıyor.
Sınır kontrollerinin ve geri gönderme süreçlerinin güçlendirilmesi, insanların Avrupa’ya ulaşma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Güvenli ve yasal yollar genişletilmediği sürece bu politikalar göçü durdurmak yerine insanları daha tehlikeli rotalara yönlendirmeye devam edecek.
Avrupa’daki göç tablosu
Ceuta’da yaşananları Avrupa’daki daha geniş göç tablosundan ayrı düşünmek mümkün değil. 2025 yılı sonunda Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’taki toplam mülteci ve sığınmacı nüfusu 9,59 milyon olarak hesaplandı. Aynı yıl Avrupa’da 770 bin iltica başvurusu yapıldı.
Frontex’in Temmuz 2026’da açıkladığı verilere göre, 2026’nın ilk altı ayında Avrupa Birliği’nin dış sınırlarında 49 binden fazla düzensiz sınır geçişi tespit edildi. Bu sayı 2025’in aynı dönemine göre yüzde 37 daha düşük. Batı Akdeniz rotasında ise düzensiz geçişler yüzde 17 arttı. Sınır geçişlerindeki düşüş, rotaların daha güvenli hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine tehlikeli yollara mecbur kaldıklarını gösteriyor. Frontex’in IOM verilerine dayanarak aktardığı bilgilere göre, 2026’nın ilk dört ayında Akdeniz’de 1.200’den fazla insan hayatını kaybetti.
Geri itmeler ve hak ihlalleri soruşturulmalı, sorumlular hesap vermeli. Ceuta’da yaşanan ölümler ve geri göndermeler bütün yönleriyle bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. Sınırı geçen ya da geçmeye çalışan insanların hangi koşullarda geri gönderildiği, kurtarma çalışmalarının nasıl yürütüldüğü ve güvenlik güçlerinin müdahalelerinin yaşam hakkı açısından sonuçları ortaya çıkarılmalıdır.
İspanya makamları, ölümler ve kayıplarla ilgili tüm bilgileri kamuoyuyla paylaşmalı, hayatını kaybedenlerin kimliklerinin belirlenmesi ve ailelerine ulaştırılması için gerekli çalışmaları yürütmelidir. Geri gönderilen kişilerin durumları kayıt altına alınmalı, uluslararası koruma ve sığınma hakkına erişimleri güvence altına alınmalıdır. Ceuta’da hayatını kaybedenler ve kaybolanlar için adalet sağlanmalı, hak ihlallerinden sorumlu olanlar hesap vermelidir.
Göçmenler yalnız değildir
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı olarak göçmenlerin yaşam hakkını savunmaya ve sınır politikalarının yarattığı ölümlere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Irkçılığın ve göçmen düşmanlığının normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz.
Ceuta’da hayatını kaybedenleri unutmayacağız. Göçmenlerle dayanışmayı sürdüreceğiz.
Göçmenler yalnız değildir. Sınırlar açılsın, yaşam hakkı korunsun.



