Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Ergen köyünde bulunan tarihi Ergen Kilisesi, Ermeni topluluğunun geçmişte ibadet merkezi olarak kullandığı önemli bir yapı olarak biliniyor. Günümüzde ise kilise, definecilerin kazıları ve ilgisizlik nedeniyle yıkılma tehlikesi altında.
Taş mimarisi, kemerli giriş kapısı ve duvar kabartmalarıyla dikkat çeken kilise, Dersim’in çok kültürlü geçmişini günümüze taşıyor. Ancak yıllardır restore edilmeyen yapı, doğal koşullar ve defineci kazıları nedeniyle hızla tahrip oluyor.
19. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen yapının taşları ise ya tahrip edilmiş, çalınmış ya da üzerine isimler yazılmış durumda.
Bakımsız şekilde duran kilisenin 2012 yılında sit alanı olarak ilan edildiğini ancak henüz koruma altına alınmadığını hatırlatan köy sakinleri definecilerin yarattığı tahribe karşı kilisenin koruma altına alınmasını ve restore edilmesini istiyorlar.
Rudaw'ın haberine göre, köy halkı Ermeni Ergen Kilisesi’nin koruma altına alınıp restore edilerek hem inanç hem de kültür turizmine kazandırılmasını istiyor.
Köy halkından Hayri Yıldız devletin ilgisizliğine dikkat çekerek, “Korusunlar, sahip çıksınlar. Köy olarak buraya sahip çıkmalıyız. Hükümetin bakış açısı zaten belli ama sahip çıkmıyor. Definecilerin buraya girmesine izin vermemeliyiz. Eğer burası korunursa, Avrupa’dan, Yerevan’dan, Rusya’dan insanlar gelir. Köyümüz canlanır” dedi.
Başka bir köy sakini olan Mehmet Oğuz ise “Tarihi bir kilisedir, tarihi bir inançtır, değerdir. Bu değerlere sahip çıkmak gerekiyor yoksa yok olup gidiyor. Aslında kendi kendimizi yok ediyoruz farkında değiliz” sözleriyle kültürel mirasın önemini vurguladı.
Ergan köyünde
1 Haziran 2012'de Rober Koptaş, Agos'a yazdığı yazıda Fethiye Çetin’in anneannesi Heranuş/Seher’in köyü Habab’daki tarihi çeşmeler adına düzenlenen şenlik için epeyce kalabalık bir grup olarak bölgeye yaptığı seyahatten izlenimlerini şöyle aktarmıştı:
"Yağmur yüzünden pek göremediğimiz Harput’ta ve daha da çok Dersim’in Ergen (Ergan) köyünde hissettiğim, nasıl bir şey olduğunu yazıyla anlatamayacağım derin bir “ah” duygusuydu. Hozat’tan çıkıp yılankavi yollardan ağır ağır geçerek geldiğimiz Ergan köyü, tek katlı evleri, çekingen insanları ve önümüz sıra kaçışan tavuklarıyla sıradan bir Anadolu köyüydü. Evlerin arasından, merakla bizlere bakan insanlara selam vere vere yürüdükten sonra, birdenbire karşımıza Yergayn Inguzik Surp Harutyun Kilisesi çıktı. İşte o an, istemsizce donup kaldım ve hemen ardından gözlerimden iki damla yaş döküldü. Orada duygusaldım, ama burada fazla duygusallaşmadan, bu köy ve kilise hakkında iki satır bilgi vereyim:
Ergen köyünün Ermenice adı olan Yergan Inguzik, Ermenicede ‘uzun ceviz ağacı’ anlamına gelir. Köydeki manastır, Surp Harutyun ismiyle bilinir. Dersimli Levon Lüleciyan manastır hakkında şu bilgileri verir: 'Dersim’in en güzel taş yapısı olarak ünlenmiş olan bu Vank’ın yıkıntısı bile heybetli ve etkileyiciydi. Ayakta kalan duvarı, düzgün kesilmiş taşlarla örülüydü; üzerinde yontma süsler, resimler, buğday başağı motifleri ve Ermenice yazılar vardı. Duvarın iç kısmında ise çiviyazılı bir kayıt mevcuttu ve burada Vank’ın 975 yılında inşa edildiği anlaşılıyordu.'
Dönemin başka manastırları gibi Yergan Inguzik de ortaçağda Ermeni eğitim ve kültürünün gelişmesine hizmet etmiş, burada birçok el yazması eser üretilmişti.
İşte bu Surp Harutyun manastırı, yıkılışının üzerinden kim bilir kaç yıl geçtikten sonra bile, ayakta kalan duvarlarıyla o kadar görkemli ve bulunduğu köyün halinden o kadar farklıydı ki, o taş yapının yalnızlığı ve terk edilmişliği, sapsarı, sımsıcak, insanı neşeye çağıran güneşin altında bile insanı derinden hüzünlendiriyordu.
Kilisenin ortasında, köyün, hayatta kalan ve ömrünün büyük kısmını harabeyi definecilerden korumaya çalışmakla geçiren son Ermenisinin mezarı vardı. Vasiyeti üzerine köylüleri onu oraya gömmüşler, defineciler bu garibin naaşını da taciz edince, çareyi mezarının üzerine beton dökmekte bulmuşlardı. Damı çökmüş, duvarları yıkılmış, yabani otlarla dolmuş bir kilisenin ortasında, göğün altında betondan bir mezar… Bilmem ki, siz olsanız ne düşünürdünüz?
Benzer duygular, ziyaret ettiğimiz diğer yerlerde de tekrarlandı. Mazgirt’in adını bilmediğimiz kiliselerinde, Habab’da ve Palu’da…"
Yazının tamamı için TIKLAYIN



