Ermeni devrimcilerin isyanı: Osmanlı Bankası baskını

Tarih 26 Ağustos 1896. Yer İstanbul, Doğu Akdeniz’in finans merkezlerinden biri olan Osmanlı Bankası (Banque Otomane). Gün ortası, saat 13.00 sularında, ellerinde silah ve patlayıcılarla Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun) üyesi bir grup genç, binaya giriyor. Amaçları bir banka soygunu gerçekleştirmek değil, seslerini dünyaya duyurup esaslı bir yankı uyandırarak “büyük güçler”in dikkatini çekmek.
Neden Osmanlı Bankası?
Peki eylemciler baskın yapmak için neden özellikle Osmanlı Bankasını seçmişti?
19. yüzyıl sonlarında Osmanlı İmparatorluğu, büyük devletlerin ekonomik hegemonyası altındaydı. İngiltere, Fransa ve Almanya demiryolları, madenler ve ticaret gibi stratejik sektörleri ellerinde tutarak Osmanlı ekonomisini büyük ölçüde yönetiyordu. Ayrıca kapitülasyonlar vasıtasıyla imparatorluk içinde kendi mahkemeleri ve posta teşkilatları olan ayrıcalıklı bir yapı kurmuşlardı. Bu nedenle devrimciler büyük oranda İngiliz- Fransız sermayesi ve yabancı personelin ağırlıkta olduğu uluslararası bir kurum olan Osmanlı Bankasını hedef aldı. Çünkü Anadolu'da yaşanan Ermeni katliamlarına dikkat çekmenin ve uluslararası bir tepkiyi ateşlemenin tek yolunun bu Avrupa menşeili finans merkezini sarsmak olduğunu düşünüyorlardı.

Üç önder: Garo, Süni, Tiryakyan
Devrimci grubun önderliğini Armen Garo, Papken Süni ve Hayk Tiryakyan üstlenmişti. Gerçek adı Bedros Paryan olan 23 yaşındaki Papken Süni’nin, baskını planladığı ve silahları yoldaşlarına bizzat teslim ettiği biliniyor. Grubun diğer önemli lideri ise -Armen Garo olarak da bilinen- 24 yaşındaki Erzurumlu Karekin Pastırmacıyan’dı. Fransa’da eğitim gördüğü sırada Anadolu’da yaşanan katliamlar, onu mücadele etmek için ülkeye geri döndürmüştü. Pastırmacıyan'ın tüm yaşamı siyasetin içinde geçti: 1908'den 1912'ye kadar Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Erzurum mebusu olarak görev yaptı, 1915'te Van İsyanına katıldı ve 1918'de Ermenistan’ın Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi olarak hizmet verdi.
Hayk Tiryakyan ise Trabzon doğumlu bir ziraat mühendisiydi. Azadamard Gazetesini yayımlayan Tiryakiyan, 1915 Ermeni Soykırımında katledilecekti.
Baskın sonrası
Baskın sırasında güvenlik personeli ve eylemcilerden Papken Süni de dahil olmak üzere ölenler oldu. Çatışmanın ardından banka, devrimciler tarafından ele geçirildi ve yaklaşık 150 kişi rehin alındı. Ülkede şok etkisi yaratan bu büyük hadise, Saray’ı hızla harekete geçirdi. Sultan II. Abdülhamid bankanın etrafını birliklerle kuşattı ve binayı imha etmeye hazır topçu bataryaları getirtti.
Bu esnada yabancı savaş gemileri İstanbul limanına ulaşmış, İngiliz diplomatlar Avrupa’nın çıkarlarını temsil eden bir bankaya saldırının ciddi sonuçlar doğuracağı konusunda Osmanlı yönetimine uyarıda bulunmuştu. Böylece kriz, üç taraflı ve tehlikeli bir hesaplaşmaya dönüştü. Saatler süren bekleyişin ardından bankanın İngiliz müdürü Edgar Vincent, arabuluculuk görevini üstlendi. Sonunda bir anlaşmaya varıldı ve eylemciler, Osmanlı birliklerinin arasından geçerek binadan güvenli bir şekilde ayrıldılar. Anlaşma gereği hayatta kalanlar Marsilya’ya giden bir gemiye bindirilip sınır dışı edildi.

Ne var ki, Anadolu'da yaşanan katliamları engellemek için düzenlenen bu baskının bedelini halk ağır şekilde ödedi. Eyleme misilleme olarak başlatılan pogrom dalgası, binlerce Ermeni sivili hedef aldı. Devlet güçlerinin katliamlara seyirci kaldığına ilişkin anlatı ve tanıklıklar, şehrin göbeğinde yaşanan trajedinin ne denli büyük bir göz yumma ile gerçekleştiğini açıkça kanıtlıyordu. Sultan II. Abdülhamid döneminin neredeyse tamamına birinci elden şahitlik eden ve dönemin İstanbul yaşantısını kaleme almış İngiliz yazar Dorina Neave’nin “Boğaziçi’nde Yirmi Altı Yıl” adlı anı kitabında aktardığı dehşet tablosu durumun vahametini gözler önüne seriyordu:
“Anadolu’dan getirilen başıbozuk gruplarla eş zamanlı şekilde sokaklara dökülen kitleler, kolluk kuvvetlerinin umursamaz bakışları altında şehri bir cehenneme çevirdi. Çeteler katliam yaparken başlarında polis memurları vardı; etraftaki askerler ise yaşanılanları sadece izliyor ve arada sırada havaya ateş açıyordu.”
Yunanistan’a göç
Bu kanlı gelişmeler, dünya basınında büyük yankı uyandırdı. Fransa’nın Le Petit Parisien gazetesi banka baskının ardından İstanbul'da katledilen Ermenilerin cesetlerinin sokaklardan toplanışını tasvir eden bir gravür yayımladı. Yunanistan’ın Akropolis gazetesi ise yaşananları manşete taşıdı. Muhabir, Osmanlı Bankası baskınına misilleme olarak yapılan kanlı pogromu, II. Abdülhamid hükümetinin bizzat organize ettiğine dair inancını dile getiriyordu.
Katliamın yarattığı dehşet ortamı, Ermenileri can havliyle göç etmeye zorladı. Rusya, Sırbistan ve Romanya kapılarını sığınmacılara kapatırken, Yunanistan şaşırtıcı bir siyasi manevra yaptı. Theodoros Deligiannis hükümeti, Osmanlı ile ilişkileri germeme yönündeki geleneksel çizgisini bir kenara bırakarak yaklaşık 12 bin Ermeni mülteciye kapılarını açtı.
Atinalıların dayanışması muazzamdı. Dönemin ünlü tiyatro oyuncusu Evangeliya Paraskevopulu, tüm gelirini Ermeni mültecilere bağışlamak üzere özel bir temsil düzenledi. 10 Eylül 1896 tarihli Efimeris gazetesinde şöyle bir duyuru yapılmıştı:
“İş bulana kadar geçimlerini temin etmek gayesiyle, önümüzdeki cuma akşamı Poikilon Tiyatrosu'nda Matmazel Paraskevopulu kumpanyası tarafından hayır amaçlı bir temsil yapılmasına karar verilmiştir. Zulme uğrayan talihsiz Hristiyanlara destek olmak üzere, halkın yoğun bir katılım sağlayarak temsile akın edeceği ümit edilmektedir.”

Filmi de çekildi
Basına yansıyan bu dayanışma çabaları yaraları bir nebze sarsa da, Yunanistan'a sığınan binlerce göçmen için asıl yaşam mücadelesi henüz başlıyordu. Ermeni mülteciler Mora’ya, adalara ve Atina’ya yerleşti; çeşitli işler bularak yeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Kimileri evlerde bekçilik yaptı, kimileriyse hamallık ve zanaatkârlık gibi işlere yöneldi.
Bu trajik günlerin hafızadaki izi yıllar sonra sinema perdesine de yansıyacaktı. Yönetmen Elia Kazan’ın 1963 tarihli ‘America America’ isimli filmi, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni nüfusun yaşadığı şiddet ve yerinden edilme deneyimlerinin izlerini taşıyan bir hikâyeyi Osmanlı Bankası baskınına atıfta bulunarak beyazperdeye aktaracaktı.
İşte 130 yıl önce Osmanlı Bankası’nın görkemli binasında başlayan o isyan, devrimcilerin nazarında dünyaya yöneltilmiş büyük bir siyasi mesaj taşıyordu. Ne yazık ki o mesajın bedelini yine en savunmasız olanlar ödedi.
* Yazıdaki bilgi ve görseller Armenika Dergisi ile pontus.gr web sayfasından alınmıştır.


