İnsan Hakları Derneğinin(İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen “Ermeni Genç Olmak” paneli, Türkiye’de azınlık kimliğiyle büyümenin getirdiği zorlukları ve panelistlerin bu süreçteki deneyimlerini gündeme taşıdı. Talya Ökke’nin moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Nare Dink, Vartan Estukyan ve Şant Demirçivi konuşmacı olarak yer aldı. Panelin açılışında konuşan Eren Keskin, resmi ideolojinin çocukluktan itibaren inşa ettiği "yalanlar" dünyasına dikkat çekerek, bu tabuları yıkmanın ancak konuşarak mümkün olduğunu vurguladı. Keskin konuşmasında, yazar Rıfat Bali’nin şu sözlerini hatırlattı:
“Rıfat Bali şöyle yazar: 'Bizler, Yahudiler, görünmezliği seçtik yaşayabilmek için.' Bu coğrafyada binlerce, milyonlarca insan görünmezliği seçerek yaşıyorlar.”

Gündelik ayrımcılıklar
Panelistlerin anlattığı günlük hayat hikayeleri, bu 'zorunlu görünmezlik' durumunun gerçekte ne anlama geldiğini açıkça gösterdi. Üniversite koridorlarından toplu taşımaya kadar her alanda karşılaşılan "Türk müsün?" soruları ve Ermeni kimliği açıklandığında takınılan yeni tavırlar, bireyler üzerinde biriken o sessiz yorgunluğu gözler önüne serdi. Nare Dink, özellikle akademik ortamlarda kimliğini paylaştığında insanların ses tonunda ve bakışlarında yaşanan ani değişimin, gündelik ayrımcılığın en hissedilir biçimi olduğunu aktardı.
Panelistlerden Vartan Estukyan ise bu durumu "kendini geride tutma" ve "efor harcamama" tercihi üzerinden anlattı. Herhangi bir kahve zincirinde isminin yanlış telaffuz edilmesinden ya da başlayabilecek bir kimlik sorgulamasından kaçınmak için “Can” ismini kullandığını paylaşan Estukyan, bu ismin Türkiye Ermeni toplumundaki tarihsel yerine değindi. Özellikle erkek çocuklarına askerlikte zorluk çekmemeleri için “Şahin” veya “Can” gibi yabancı gelmeyen ikinci isimler verildiğini hatırlatan Estukyan, 24 Nisan’da hayatını kaybeden Sevag (Şahin) Balıkçı’yı anarak, “Ne yazık ki bu isim onu koruyamadı,” dedi. Vartan ismini anlatmanın gerektireceği efor yerine görünmezliği seçmenin, toplumsal hayatta bir hayatta kalma ve korunma yöntemi olarak hala sürdüğü görüldü.

Panelde sadece zorulular değil, kimliğin umut verici tarafları da konuşuldu. Kimliğin sadece bir "mücadele alanı" olmaktan çıkıp bir neşe kaynağına dönüştüğü hikayelerdi bunlar. Nare Dink, başlarda bu kimliği sadece içine doğduğu sert bir mücadele alanı olarak görürken; katıldığı bir yaz kampında yaşıtlarının dansı ve müziğiyle tanışmasını bir dönüm noktası olarak tanımladı. Panelist, Ermeniliğin o renkli tarafının aslında hayata ne kadar kolayca entegre edilebileceğini ve bunun kültürel bir zenginlik olduğunu keşfettiğini paylaştı.
Müslümanlaş(tırıl)mış ailelerden gelip kendi köklerini arayan gençlerin yaşadığı mahalle baskısı ve "öz-dönüş" yolculukları da panelin önemli başlıkları arasındaydı. Şant Demirçivi, Ermeni kimliğiyle kurduğu ilişkinin kültürü tanıdıkça ve o gururu yaşadıkça giderek çoğalan bir şeye dönüştüğünü aktardı. Bu dönüşümdeki en büyük payın Ermenistan’da geçirdiği vakit olduğunu belirten Demirçivi, orada kendi kültürünü daha çok yaşadığını ve dilini daha çok duymaya başladığını söyledi. Türkiye’deki sessizlik ve çekincelerin aksine, Ermenistan’daki korkusuzca yapılan eylemleri ve üretim sürecini gördüğünde kendi kültürünün tam da bu olduğunu keşfettiğini vurguladı.. Panel, gençlerin kendi hikayelerine sahip çıkarak bu tarihsel sessizliği kırma iradesini yansıtan bir kararlılıkla sona erdi.
Panel, konuşmacıların tüm engellere rağmen kendi hikayelerine sahip çıkarak tarihsel sessizliği krıma iradesini yansıtan bir kararlılıkla sona erdi.



