Narod Erkol’un kolaylaştırıcılığında ilerleyen söyleşide ilk söz alan Mahir Özkan, Hemşin ağzı ile gerçekleştirdiği anlatıda Hemşin Ermenicesinin ne gibi değişimlere uğradığına, buna karşılık Batı Ermenicesindeki unutulmaya yüz tutmuş, hatta unutulmuş kimi sözcüklerin nasıl korunabildiğine dair örnekler verdi. Özkan konuşmasında dilin bugün artık göçe bağlı olarak anayurdundan koptuğunu doğal bir asimilasyona uğradığını vurguladı.
İkinci konuşmacı Seta Estukyan ise sözlerine Musa Dağı lehçesiyle başladı ancak sık sık açıklamalar getirmek zorunda kaldı. İlginç bir şekilde Hemşin Ermenicesi ve Musa Dağı lehçesinin birbirlerine daha yakın, en azından sözcük dağarcığı itibariyle birbirlerini tamamlar nitelikte olduğuna dikkat çekti ancak genel anlamıyla Batı Ermenice’den ayrıştığı yerleri de vurguladı. Seta Estukyan’a göre burada kentli ve köylü yaşam tarzının dil üzerindeki etkisinden de bahsetmek mümkündü.
Üçüncü konuşmacı Besse Kabak, Sasun’da konuşulan Ermeniceyi tanıttığı sunumda “İlk öğrendiğim dil ev içinde de konuşulan bu Ermenice oldu, ardından bölgede etkin olan haliyle Arapçayla, okula başlayınca da Türkçe ve Batı Ermenicesiyle tanıştım” dedi. Annesini örnek göstererek, bu dillere Kürtçe (Kırmanç) ve Süryanice’nin de dahil edilebileceğini belirten Besse Kabak, bölgede dil erimesinin yoğun olarak yaşandığından söz etti.
Nadya Yarıcıyan ise İstanbul’da konuşulan Ermeniceyi ağırlıklı olarak mutfak kültürü üzerinden anlattı.
İlgi ile izlenen etkinliğin sonunda Tıbrevank Lisesi Müdürü Serkan Kıyıcı, Kastamonu bölgesinde yaygın olan Ermenice ifadelerden örnekler vererek, etkinliğe katılanları ve düzenleyenleri selamladı. Kıyıcı “Bu etkinliğin geçmişte burada anılan tüm dilleri konuşan öğrencilerin devam ettiği bir okulda düzenlenmesi de özellikle anlamlı” diye konuştu. Tıbrevank Okulu bilhassa 1960’larda Anadolu’nun pek çok kentinden gelen Ermeni öğrencilere yatılı okuma imkanı sunuyordu. Bu öğrencilerin sayısı yıllar içinde azaldı.




