Bir grup girişimcinin kooperatif gibi bir araya gelip para koymasıyla 1995’te kurulan "kainatın bütün seslerine açık" Açık Radyo'nun karasal yayın lisansı yaklaşık iki yıl önce iptal edildi.
Her şey, Açık Gazete’nin 24 Nisan 2024 tarihli programında yayına katılan konuğun Ermeni Soykırımı ifadesini kullanması nedeniyle RTÜK Açık Gazete programına ve Açık Radyo’ya idari para cezası ve 5 kez yayın durdurma cezası vermesiyle başlamıştı.
RTÜK, para ve yayın durdurma cezalarının ardından yayın durdurma kararını uygulamadığı gerekçesiyle Açık Radyo'nun yayın lisansı iptal etti. Bu arada bir not düşelim: İdari para cezalarını ödeyen Açık Radyo ekibi, RTÜK'ün elektronik yolla bildirdiği kurul kararlarının, yayın durdurma tarihlerini içeren ekine teknik nedenlerle erişemediklerini ifade ediyor. Radyo hukukçuları bu süreçte RTÜK yetkililerine yayın durdurma tarihlerinin ne zaman bildirileceği soruyor, "bilgilerin tebligat ekinde yer aldığı ve tarihlerin geçtiğini" cevabını alıyor. 2 Temmuz 2024'te yaptıkları başvuruda ilgili ekin açılamadığı ve bu nedenle tarihlerden haberdar olunamadığı RTÜK’e bildirilerek kurumdan yeni bir tarih verilmesi yazılı olarak talep ediliyor. Ancak RTÜK, başvuruya herhangi bir yanıt vermediği gibi yayın durdurma tedbirlerine uyulmadığı gerekçesiyle radyonun lisansını iptal ediyor. Neticede Açık Radyo’nun karasal yayınları, RTÜK tarafından 16 Ekim 2024'te durduruldu. Radyo, 8 Kasım’da internet yayınlarına başladı.
Bu yaşananların ardından hem Açık Radyo'nun yayınlarının başlaması hem de ifade özgürlüğü temelinde hukuki mücadele devam ediyor.
Ömer Madra: Bu süreç apaçık bir haksızlık
Yaklaşık iki yılın ardından Açık Radyo ve hukuk ekibi, devam eden yargı sürecine dair gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmak üzere bir basın ve kamuoyu buluşması düzenledi. 31 Mart Salı günü (bugün) Tütün Deposu’nda yapılan buluşmada radyonun kurucularından, genel yayın yönetmeni Ömer Madra, yayın koordinatörü İlksen Mavituna ve Açık Radyo avukatları Ümit Altaş ile Erdem Türkekul sürece ilişkin açıklama yaptılar, soruları yanıtladılar.
Ömer Madra konuşmasına "Yeryüzünde modern tarihin en ürkünç dönemlerinden birinin içindeyiz. Dünya büyük bir krizin içinde, boğazımıza kadar batırıldığımız bir çamur çukurundayız" sözleriyle başladı. Açık Radyo'nun verdiği hukuki mücadeleyi anlatırken süreci “apaçık bir haksızlık ve karşımıza çıkan duvar” şeklinde tanımlayan Madra şu ifadeleri kullandı:
"Hukuk diye diye hukuk tepelendi"
"Bizler son bir buçuk yıldır sessizce, bu 'apaçık' haksızlığı dile getirme uğraşı içindeyiz. Ne var ki sunduğumuz onca derinlikli hukuki mütalaaya, onca teknik uzman raporuna, onca hukuki örnek olaya, onca kanıta rağmen, davalarda aldığımız tek cevap, adeta bir duvar gibi önümüze örülen 'Hukuka Uygun' cümlesi oluyor. Büyük şair Tevfik Fikret’e nazire olarak söylersek 'hukuk diye, hukuk diye, hukuk tepelendi...”
Dava boyunca ifade özgürlüğü, haber alma, habere erişme hakkı ve haber verme göreviyle ilgili önemli noktalara değinmeye çalıştık. Bağımsız yayıncılığın doğası gereği ne Açık Radyo ne de başka bir medya kuruluşu, konuklarını veya programcılarını bir otosansür mekanizmasına tabi tutar. Belirli kavramların telaffuz edilmesi üzerinden yayın kuruluşunu cezalandırmak, yalnızca Açık Radyo’nun değil, Türkiye’deki tüm ciddi medya organ ve kuruluşlarının ortak sorunudur ve ülkedeki yayıncılık özgürlüğü için son derece ciddi bir problem oluşturur."
"Radyoda Ermeni Soykırımı diyemezsiniz"
Madra'nın ardından sözü Avukat Ümit Altaş aldı. Altaş, “Ömer Bey, ‘apaçık’ ve ‘duvar’ kavramlarıyla, iki yıldır sürdürdüğümüz bu mücadelenin en yalın özetini çıkardı. Apaçık bir haksızlıkla karşı karşıyayız, tüm beyanlarımıza rağmen önümüzde sürekli bir duvar var" sözleriyle başladıktan sonra hukuki süreci anlattı.
Altaş, Açık Radyo tarafından açılan davaların reddedildiğini belirtti. Mahkemenin gerekçesinde, Ermeni Soykırımı ifadesinin bireysel kullanımının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği ancak aynı ifadenin radyo yayını içinde bu kapsamda görülmediği aktardı:
"14 Haziran 2024’te Ankara 21. İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtık. Dava dilekçemizde, söz konusu ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu; canlı yayına katılan konuğun sözleri nedeniyle, haber verme amacı değerlendirilmeden ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ortaya koyduk.
Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM içtihatlarına ve bilimsel mütalaalara dayandık. Ancak yine bir duvarla karşılaştık. Mahkeme davayı reddetti. Gerekçede, soykırım ifadesinin toplumun bir kesimini rahatsız edebileceği belirtildi. Daha da çarpıcı olan ise şu: Bu ifade bireysel olarak söylenirse ifade özgürlüğü sayılabilir ancak radyo yayını söz konusu olduğunda bu kapsamda değerlendirilemez denildi. Yani mahkeme, ifade özgürlüğünü mecraya göre sınırlayan bir yaklaşım benimsedi.
Mahkeme "tarihsel gerçeklik’’ tespitiyle herhangi bir açıklamada bulunmadan akademinin alanından rol çalmış ve programa katılan konuğumuzun kullandığı "soykırım olarak adlandırılan’" ve "Ermeni soykırımı anması" ifadelerin, nasıl “toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edebileceği ve nefret duyguları oluşturabileceği” ve keza nasıl bir açık ve yakın tehlike oluşturduğuna dair hiçbir açıklamada
bulunmamıştır.
Ret kararına karşı yapılan ayrıntılı istinaf başvurumuz Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi tarafından yalnızca bir cümlelik gerekçeyle, ‘’karar usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmamaktadır’’, reddedilmiş olup nihai olarak 20 Şubat 2026 tarihinde yürütmeyi durdurma ve duruşma talepli temyiz yoluna başvurulmuştur. Dosya Danıştay incelemesindedir."
"Bu bir ifade özgürlüğü mücadelesi"
Yaklaşık iki yıldır devam eden bu süreçte, canlı haber yayınına katılan konuğun kullandığı, hem yerleşik ulusal hem de ulusal üstü içtihatlara göre ifade özgürlüğü kapsamında olduğu açık olan bir ifade nedeniyle, programın tümü ve maksadı bütünlüklü değerlendirilmeden yalnızca kelimeleri cımbızlayarak radyomuza en ağır idari yaptırımlar uygulanmıştır. Sunduğumuz dilekçeler, deliller, beyanlar değerlendirilmeden ölçüsüz ve orantısız bir müdahale ile hakkaniyetli olmayan bir şekilde bir yayın kuruluşunun faaliyetleri tamamen durdurulmuştur.
Bu tablo, yalnızca kurumumuza yönelik bir işlem değil; ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine yönelik ciddi bir ihlaldir. Hukuki mücadelemiz Danıştay nezdinde sürmektedir. Bu süreçte amacımız yalnızca kurumumuzun haklarını değil, herkes için geçerli olması gereken ifade özgürlüğünü, haber alma ve verme serbestliğini ve hakkını savunmaktır."
Radyo Agos'ta Ermeni Soykırımı diyemeyecek miyiz?
Açıklamaların ardından basın mensuplarının soruları alındı. Agos, Ermeni Soykırımı ifadesi nedeniyle verilen bu cezanın, Açık Radyo'da yayımlanan Radyo Agos'u da yakından ilgilendirdiğini belirttikten sonra "Bundan sonra programlarda Ermeni Soykırımı diyemeyecek miyiz, alternatif olarak ne söyleyeceğiz? Bu konuda almış olduğunuz herhangi bir karar var mı?" sorusunu sordu.
Ömer Madra, soruya "Sorduğunuz sorunun cevabını bilen olduğunu sanmıyorum aramızda" şeklinde yanıt verdikten sonra şöyle devam etti. 'Kafkasal' bir durum var, 'Dava' romanının içindeyiz aslında. İnsanın ruhunu iyice sıksa bile, okumaktan kendimizi alamayacağımız bir kitabın içindeyiz aslında. Ya da Ahmet Hamdi Tanpınar'dan atıf yaparak 'Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında.' Aynı şeyi hissetmekteyiz. Bu belirsiz ortamında tutulmamız da belki de Açık Radyo'yu kapatanların istediği şey olabilir. Net bir şey söyleyemeyeceğim 'suça' teşvik olarak ama (gülüşmeler) biz serbestçe devam edeceğiz."




