Ağustos sonunda kabul edilen Ermenistan’ın 2026-2031 hükümet programında iddialı hedefler vardı. 100 bin GPU eşdeğerinde yapay zekâ kapasitesi, 3 uydu, yıllık yüzde 6 ekonomik büyüme... Eğitim bölümünde ise eğitimin “devlet merkezli bir sosyo-psikoloji” üretmesi gerektiği yazıyordu.
Program hazırlanırken Ermenistan okullarının 15 yaşındaki bir çocuğa ne kadar okuma, düşünme, sorgulama ve problem çözme becerisi kazandırdığına ilişkin uluslararası bir ölçüm yoktu.
Artık var.
Ermenistan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) üç yılda bir yaptığı PISA araştırmasına 2025’te ilk kez katıldı. Sonuçlar oldukça çarpıcı. Fen bilimlerinde 369, matematikte 376, okumada 348 puan. OECD ortalamaları ise sırasıyla 482, 463 ve 461. Bu rakamların ne anlama geldiğini ise puanlardan çok yeterlilik düzeyleri anlatıyor.
İlk kez katılmak açıklayıcı değil
PISA, ikinci yeterlilik düzeyini “temel” kabul ediyor. Bunun altında kalan bir öğrenci, örneğin basit bir bilimsel açıklamayı tanımakta ya da düz bir metnin ana fikrini çıkarmakta zorlanıyor. Ermenistanlı 15 yaşındaki öğrencilerin yalnızca yüzde 28'i fen ve matematikte, yüzde 19'u okumada bu temel eşiği aşabiliyor. OECD'de aynı oranlar yüzde 74, 65 ve 69. Üç alanın üçünde birden temel düzeyin altında kalanların oranı yüzde 58 iken üst düzeye çıkabilenler yalnızca yüzde 0,8.
Daha önemlisi, bu sonuç yalnızca “PISA’ya ilk kez katıldık” denilerek açıklanabilecek gibi görünmüyor.
Ermenistan 2003’ten beri Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması'na (TIMSS) katılıyor. 2019’da dördüncü sınıf matematik sonuçları uluslararası merkez noktası olan 500 civarındaydı. Kabaca söylemek gerekirse, Ermenistan’daki çocuklar ilkokulda dünya ortalamasına yakın, 15 yaşında son sıralarda. Demek ki asıl soru çocukların okula hangi kapasiteyle başladıkları değil, okul yılları boyunca bu kapasiteye ne olduğu.
Üstelik öğrencilerin okul hakkındaki düşünceleri ilk bakışta kötü değil. Ermenistan’da zorbalık düşük; öğrencilerin yüzde 84’ü öğretmenlerinden ihtiyaç duyduklarında ek yardım aldığını söylüyor. Yüzde 76’sı okulun değerli olduğunu düşünüyor.
Fakat başka göstergelere bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
Öğrencilerin yüzde 58’i son iki hafta içinde en az bir gün okulu astığını söylüyor. OECD ortalaması yüzde 22. Okuma testinde soruya yeterince zaman ayırmadan hızla yanlış cevap veren öğrencilerin oranı yüzde 23; OECD’de yüzde 9.
Öğrencilerin bilgiyle kurduğu ilişki
Daha kaygı verici olan ise öğrencilerin bilgiyle kurduğu ilişki. PISA’nın bilimin doğasına ilişkin ölçümleri, öğrencinin yalnızca ne bildiğini değil, bilginin nasıl üretildiğini, bir iddianın ne zaman kanıt sayılacağını ve bir kaynağın neden başka kaynaklarla doğrulanması gerektiğini anlayıp anlamadığını da gösteriyor. Ermenistan bu göstergede 91 eğitim sistemi arasında en alt sıralarda. Aslında meselenin kalbi de burada. Çünkü çağdaş eğitim yalnızca doğru cevabı bilmek değil. “Bu bilgi nereden geliyor?”, “Kanıtı ne?”, “Başka bir kaynak bunu doğruluyor mu?” diye sorabilmek. Yapay zekâ çağında bu becerinin önemi daha da artıyor.
Nitekim Ermenistan’ın müfredatında dikkat çekici bir başka boşluk bulunuyor. OECD’nin sistem formunda sorulan çevre eğitimi ve hesaplamalı düşünmenin müfredatta tanımlı olup olmadığı sorularına Ermenistan “hayır” yanıtını vermiş. Bunun tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmeyeceğini not etmek gerekiyor. Ancak sonuç düşündürücü. Ermenistan, hesaplamalı problem çözmede fen performansından beklenen seviyenin 42 puan altında kalıyor. Bir ülkenin yapay zekâ altyapısına yatırım yapmasıyla çocuklarına hesaplamalı düşünmeyi öğretmesi aynı şey değil.
Sorun nerede?
Peki sorun Sovyet mirası mı? Bu açıklama da tek başına yeterli görünmüyor. Estonya bugün fen bilimlerinde 527 puanda. Gürcistan 2009’da 373 puandayken 2025’te 422’ye ulaşmış durumda. Kırgızistan 2006’da 322 puanla 57 ülkenin sonuncusuyken bugün 363 puanda. Aynı geçmişten çıkan ülkelerin bugün çok farklı noktalarda olması, mirastan çok o mirasın nasıl dönüştürüldüğüne bakmamız gerektiğini gösteriyor.
Gelir düzeyi de Ermenistan’ın performansını tek başına açıklamıyor. Satın alma gücü paritesine göre kişi başına geliri yaklaşık 8 bin dolar olan Kırgızistan ile 22 bin 800 dolar civarındaki Ermenistan neredeyse aynı PISA bandında. Ermenistan’dan yüzde 18 daha fakir olan Moldova, bir öğrencinin 6 ile 15 yaşı arasına toplam 30 bin 700 dolar harcarken, Ermenistan 16 bin 300 dolar harcıyor. Sonuç; Moldova’nın fen puanı 422. Moğolistan ise daha da öğretici bir karşılaştırma. Ermenistan’dan daha düşük gelirli ve ilkokul öğrencisi başına yaklaşık aynı miktarda para harcıyor. Buna rağmen fen bilimlerinde 424, hesaplamalı problem çözmede 443 puan alıyor. Asıl fark, Moğolistan 2014’ten beri bütün okullarında her yıl ulusal değerlendirme yapıyor. Ermenistan'ınki ise örnek bazlı ve okullar için zorunlu değil. Moğolistan'ın müfredatında çevre eğitimi ve hesaplamalı düşünme yer alıyor, devamsızlık ise OECD düzeyinde.
Türkiye örneği ise devamsızlığın da tek başına açıklayıcı olmadığını gösteriyor. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 53’ü son iki haftada en az bir gün okula gitmediğini söylüyor. Buna rağmen Türkiye fen bilimlerinde 494, okumada 472, matematikte 462 puan aldı. 2015’e kıyasla fen bilimlerinde temel düzeyin altında kalan öğrencilerin oranı 25 puan azaldı. Türkiye’de eğitim sistemi ve özellikle son yıllardaki müfredat değişiklikleri haklı olarak yoğun biçimde tartışılıyor. Buna rağmen PISA performansındaki ilerleme dikkate değer. Dolayısıyla mesele yalnızca öğrencinin okulda kaç gün bulunduğu değil, bulunduğu günlerde okulun ona ne kazandırdığı.
Ermenistan’ın önünde yapılabilecekler de aslında erişilemez değil. İlk adım daha fazla bina ya da daha fazla teknoloji satın almak olmayabilir. Önce ölçmek gerekiyor. Ulusal değerlendirmeyi bütün okulları kapsayan düzenli bir sisteme dönüştürmek; hesaplamalı düşünmeyi mevcut derslerin içine yerleştirmek, okuma ve öğrenme kayıpları için düzenli telafi saatleri oluşturmak, devamsızlığı azaltmak... Ve elbette daha fazla kaynak ayırmak. Ermenistan’ın öğrenci başına eğitim harcaması benzer ülkelerle karşılaştırıldığında düşük kalıyor.
Tabii ki bunların hiçbiri ertesi sabah PISA puanını yükseltmeyecek. PISA eğilimlerine dayanarak yapılan iyimser bir projeksiyon bile Ermenistan’ın 2033’te ancak 420 puan civarına ulaşabileceğini gösteriyor. 2029 için ise 380-390 bandı daha gerçekçi bir hedef.
PISA 2025’in Ermenistan hakkında söylediği şey çocuklarının yetersiz olduğu değil. Tam tersine sorun, eğitim sisteminin onların potansiyelini bilgiye uygulama, sorgulama ve problem çözme becerisine yeterince dönüştürememesi.
Ekonomik büyüme, teknolojik yatırımlar nispeten kısa sürelerde gerçekleştirilebilir. 15 yaşındaki bir çocuğun okuduğu şeye "bu doğru mu" diye sormasını sağlamak ise genelde kuşak işidir. Bu nedenle hükümetin 100 bin GPU hedefi elbette önemli olabilir. Fakat yapay zekâ çağında bir ülkenin asıl kapasitesi, sahip olduğu işlemcilerin sayısıyla değil, o işlemcilerin ürettiği bilgiye doğru soruyu sorabilecek insanların sayısıyla ölçülecek. Bir devlet ikincisini yapmadan birincisini yaparsa, elinde kalan şey teknoloji değil, yalnızca pahalı bir kabuk olur.



