Soykırım sonrası Osmanlı topraklarına dağılan Çerkesler için “anavatan” çoğu zaman gidilmemiş ama kaybedilmemiş bir yer olarak kuşaktan kuşağa aktarıldı.
Kafkasya’da 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımını anmak her geçen yıl biraz daha zorlaşıyor.
Diasporadan anavatana dönen Çerkeslerle yaptığımız bu röportajlardan oluşan yazı dizisinin ikincisinde Nesren Şırayder, Jan Kök ve Kanşav Altınışık ile kimliğin diaspora ve anavatandaki temsili, Kafkasya’da yaşam koşulları, aidiyet ve entegrasyonun zorlukları hakkında konuştuk.
Birinci bölümü okumak için: Anavatanda yaşamak bütün zorluklara değiyor
Nesren Şırayder: Çocukluğumdan yönüm anavatanaydı
Nesren Şırayder kendini “Çerkeslerin Kabardey boyundanım, sülalem Kilar” diye tanıtıyor. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te yaşıyor.
Kabardinka Devlet Akademik Halk Dansları Topluluğu orkestrasının baş garmon sanatçısı. Ayrıca Bzerabze grubunun müzik direktörlüğünü yapıyor. Bunun yanı sıra kendi stüdyosunda Çerkes müziklerinin aranjelerini hazırlıyor; garmon, akordeon, apepşıne, şıkepşıne ve doli gibi halk enstrümanlarının kayıtlarını yapıyor. Geleneksel Çerkes düğünleri, konserleri ve etkinliklerinde sanatçı olarak sahne alıyor.
Şırayder dönme motivasyonunu şöyle anlatıyor: “Ailemden gelen anavatan sevgisi ve dönüş ruhuyla büyüdüm. 90’lı yıllarda babamın Kafkasya’dan getirdiği kasetlerden Kabardinka, Nalmes, Maykop ve Nalçik videolarını izleyerek büyüdüm. Ankara Çerkes Derneği bünyesinde Netabje Cankat Devrim hocamızın çocuk ekibinde dans ediyordum. Yani yönüm zaten anavatana dönüktü. Anavatan sevgisi ve dönüş isteği evimizden hiç eksik olmadı. Lise biter bitmez üniversiteye doğrudan Nalçik’te başladım. Annem ve babamın da gelmesiyle ailemi Nalçik’te kurdum.”
Genç olmanın avantajıyla sıkıntıları aştığını söylüyor.
Şırayder “Zorluklar yaşadıysam da aklımda bile kalmadı. Anadile hâkim olmam büyük kolaylık sağladı. Ancak üniversitenin ilk yıllarında sürekli Çerkesçe konuştuğum için Rusçam biraz yavaş gelişti. Bunu problem olarak görmedim. Sonuç olarak iki dili de geliştirdim. İlk gün yaşadığım küçük bir anım var. Merkez pazara gittiğimizde yoldan geçen bir arabadan son ses Çerkes müziği çalıyordu. Çok normal değil mi? Hayalini kurduğu anavatanına henüz dönüş yapmış Nesren’i düşünün. Araba iyice uzaklaşıp ses kayboluncaya kadar kaldırımda oynayarak yürüdüm” diyor.
Şırayder’e göre dönenlerin yaşadığı zorluklar kişinin bakış açısı, mentalitesi, dile hâkimiyeti ve iş becerileri gibi birçok faktöre bağlı olabilir. Fakat bunlar 162 yıl önce diasporaya sürülenlerin yaşadığı zorluklarla kıyaslanamaz. İnsanları dönmekten alıkoyan ya da teşvik eden sebepler kişilerin değerlerine bağlı olarak değişir.
Şırayder kişisel tecrübesini şöyle paylaşıyor: “Rusya Federasyonu’na gelmek ve yerleşmek için işlemlerle uğraşmak, gayrimenkul almak, belge temin etmek ve oturum izni almak birçok ülkeden daha zor değil. Genel olarak bunlar zahmetli ve uzun süreçler. Rusya’nın Türkiye ile ilişkileri iyi olduğu için, bazı ülkelere kıyasla bir nebze daha kolay olduğu söylenebilir. Keşke anavatanına dönmek isteyenler için daha kolaylaştırıcı ve teşvik edici imkânlar olsa. Benim olumsuz sonuçlanan başvurularım oldu. İşlemleri tekrarlamam gerekti. Önce süreli oturum, sonra süresiz oturum ve ardından vatandaşlık aldım. Ne kadar zorlandın derseniz, devlet dairelerindeki işlemler ne kadar zorsa o kadar zorlanmışımdır herhalde. Ya da yine anavatan sevgisinin verdiği heyecan bunu bana çok hissettirmedi belki de. Bu konuda diasporadaki eksikliğimiz dönmüyor olmamızdır.”

Hayalindeki Kafkasya’yı bulduğunu söylüyor. Şırayder zorluk çeken dönüşçülerle ilgili de “Alışkanlıklar, bakış açıları ve farklı hayat tecrübeleri burada büyük rol oynuyor. Dönüşçüler bazı konularda avantajlı olabilir. İki farklı kültürü, ekonomiyi ve devlet sistemini tanıyan insanlar daha bilinçli bir yol çizebiliyor. Kimi dönüşçüler sadece diğer dönüşçülerle yaşar, çalışır ve görüşür. Kimileri yalnızca yerli halkla iletişim kurar. Kimi yerlisi-dönüşçüsü ayrımı yapmadan soydaş bilinciyle hayatını sürdürür. Ve tabii ki iş insanın kendisinde bitiyor” diyor.
Şırayder Türkiye ile Kafkasya arasındaki ilişkilerin daha çok kültürel etkinlikler, konserler, sosyal medya ve turizm üzerinden yürüdüğünü, resmî anlamda güçlü bağlar olmadığına dikkat çekiyor. Siyasi ilişkilerde hatırladığım tek şeyin, Adıgey Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpilov’un birkaç yıl önce Türkiye’ye yaptığı resmî ziyaret olduğunu belirtiyor.
“Keşke resmî düzeyde daha fazla bağ kurulabilse. Belki bazı zorlukların aşılmasına katkı sağlardı. Ama en önemlisi aramızdaki gönül bağıdır. Dünyanın neresinde olursak olalım elimizden geldiğince Çerkes gibi yaşamak, dilimizi konuşmak ve kültürümüzü yaşatmak en büyük hedefimiz olmalı. Ve bu en çok anavatanda mümkün” mesajını veriyor.
Kanşav Altınışık: Nalçik’te olmak en iyisi
Kanşav Altınışık Nalçik’te doğan yeni kuşağı temsil ediyor. 31 yaşında. “Annem hamileyken ailem buraya yerleşti. Vatandaş olabileyim diye. Burada büyüdüm, okulu burada okudum. Üniversiteyi Ankara’da okudum, Bilkent Üniversitesi’nde. Sonra geri döndüm. Aile şirketinde çalışmaya başladım. Savaş yüzünden bir ara İstanbul’da bir şirkette çalıştım. Sonra tekrar Nalçik’e döndüm” diyor.
Türkiye’ye ziyaretler ve akrabalarla ilişkilerin sürdüğünü belirtiyor.
Altınışık zorluklara dair, “Türkiye’deki insanlar nasılsa buradakiler de aynı. İlk geldikleri zaman Sovyetler yeni çökmüş, sıkıntılar var. İnsanlar ayakta kalmaya çalışıyor, işte o vaziyetteyken bizimkiler geldi buraya. Tabii ilk başta uyum sağlamak için çok zorluk çektiler. Sağlık sistemi, her şey farklı. Kötü değil ama mentalite farklı” diyor.
Altınışık anavatan ve diaspora Çerkeslerini kıyaslarken şunları söylüyor:
“Türkiye’de dernek kültürü çok iyi. Burası anavatan; herkes kendi yaşamında. Derneklerde etkinlikler oluyor; zekesler oluyor, dans ediyorsun, insanlarla tanışıyorsun, network oluşuyor. Burada o yok. Burada düğün olsa da gitsek diyorsun.”
Dönenlerin entegrasyonuna dair de “Zorluklar insana göre değişiyor. Ama herkes bir şekilde entegre oluyor. Entegre olmadan hayatta kalamazsın. Bir tek kendi çevresinde takılanlar hayata tutunamıyor. Yerlilerle haşır neşir olmak gerekiyor. Diğer türlü olmuyor” diyor.
Anavatanda genç kuşağın kimlikle ilişkisine dair Türkiye’dekilerle kıyasla anavatandakilerin çok daha az politize olduğunu söylüyor: “Çok şaşırıyorum; Türkiye’de herkesin bir fikri var. Ne olduğunu sorgulamıyorum. Ama burada bu yok. 20 yıl önceki ile karşılaştırırsan burada milliyetçilik giderek artıyor. Çocuklar daha fazla anadilinde konuşmaya başladı. Şirketler reklamlarını Adıgece yapıyor. Daha popüler hale geliyorlar” diyor.
Anavatanda kalmak politik ya da duygusal bir tercih mi? Altınışık “Daha çok duygusal. Türkiye’ye bir türlü uyum sağlayamadım; İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşadım, olmuyor. Buraya alışınca gidemiyorsun. Biraz daha samimi, ortak yön daha fazla. Bir de Nalçik’te arabayla şehri baştan başa 20 dakikada gidebiliyorsun. Buradaki yaşam daha rahat” yanıtını veriyor.
21 Mayıs Çerkes Soykırımı ile ilgili anmalara dair geçmişle bugünü kıyaslarken de şunları anlatıyor: “Eskiden Lenin Caddesi boydan boya yürünürdü. Mesela 150’inci yılda 150 at önden gidiyor. Arkadan insanlar yürüyor. Ön tarafta faşeliler. Faşe gitmiş insanlar. Arkasında sivil kıyafetli olanlar geliyor. Anıt var. İnsanlar orada toplanır, töreni düzenlenir ve şarkılar söylenir. Yani öyle geçiyordu. Ukrayna savaşından beri Covid gibi bahanelerle devlet bir şekilde iptal etmeye çalışılıyor. Organizatörlere izin vermiyorlar. Ama insanlarda onay beklemeden kendileri bayraklarla çıkıyor. Kimse de bir şey yapamıyor. Eskiden yol trafiğe kapatılırdı. Şimdi yaya yolundan gitmeye çalışıyorlar ama atlar gelince insanlar da yola çıkıyor. Arbede yaşanıyor, polise gerilim oluyor. Sonuncusunda birkaç kişi tutuklandı ve sonra bırakıldı. Göstermelik bir tutuklama.”
Jan Kök: Yüksek beklentin yoksa keyifle kalırsın
Jan Kök Kayseri’ye bağlı Uzunyayla’nın Altıkesek köyünden. Güzel Sanatlar mezunu. 2006’da öğrenci olarak Nalçik’e gitti, üniversiteyi bitirdi ve oralı biriyle evlendi. Jan Kök, bir kadın olarak yerleşme hikayesini “Köy geçmişi olan çok geniş bir ailede büyüdüm; gelir gelmez beni çok etkiledi. Burada yaşama kararıyla geldim. Buradan evlenmeyi tercih ettim. Evimde kendi dilimizde konuşmak için. Seçimlerim hep buraya yönelikti. Kendimi buraya ait hissediyorum” diye özetliyor.
Hayalindeki Nalçik’i bulup bulmadığı sorusuna şu yanıtı veriyor:
“Herhangi bir beklentiyle gelmedim. İnsanlar kafasında genelde bir resimle geliyor. Türkiye’de nasılsa burada da modern bir hayat sürüyor. Kafkasya’da olmak atların üstünde geziyor olmak demek değil. Onun için kafamda bir resimle gelip hayal kırıklığına uğramadım. Olanı olduğu gibi kabul ettim. Keyif aldım. Hoşuma gitti. Yüksek beklentiyle gelseydim burada kalamazdım. Çok küçük bir yer. Yaşam çok kolaydı. İnsanlarla ilişkim de çok kolaydı. Keyifliydi.”
Jan Kök diaspora ile anavatan kıyaslaması yaparken “İkisi arasında tabii ki fark var. Türkiye’deki Çerkesler arasında da var. Burada küçük çocuğu sofraya oturturlar, ona söz hakkı da verirler ama Türkiye’de senin yerin hep misafirden sonradır. Burada saygı çocukluktan başlıyor. Bizim gibi büyüdükten sonra insanlar sizi bir noktaya getirmeye çalışmıyor. Bu benim için çok büyük bir fark. Çok da hoşuma gitmişti. Burada o kadar özgüvenliler ki, gelenlerin ilk dikkatini çeken bu oluyor; ‘Çocuk nasıl özgüvenli konuşuyor’ diyorlar. Türkiye’deki insanlar çok daha özgüvensiz” diyor.
Anavatanda yaşamanın daha zor olduğu durumlar var mı?
Kök, “Yok” diyor ve ekliyor: “Bence Türkiye’de yaşamak da zor. Türkiye’ye geldiğimde geri kaçarak dönüyorum. Sürekli politika, yokluk, sıkıntı içinde bir döngü. Burada en fakir insan bile çok rahat yaşıyor. Kendini zenginden aşağı görmüyor. Zor yaşasa da masasına güzel yemekler koyuyor. Sürekli politika, sıkıntı ve yokluk muhabbetleri olmuyor. Lükse düşkün birisi olmadığımdan da olabilir. Gece hayatı yok, büyük alışveriş merkezleri yok, bu tür arayışlarım olsaydı sıkıntılar yaşardım. Türkiye’den tatil amaçlı gelenlerin ilk gözüne çarpan odur. ‘Biz burada yapamayız, çok sakin’. Ama ben yapıyorum. Politik amaçla dönmedim. Daha duygusal. Burada olmak benim için çok önemli. Önceden buraya gelmek ulaşılmazdı. Artık ulaşılır. Ama kimsenin tercih etmediği bir yer. Çünkü gelip de ne yapacaksın. Bıraktığın yer, tüm ailen artık orada, aidiyet orada. Her ne kadar buraya vatan deseler de. Tüm canını orada bırakıp geliyorsun. O yüzden tatile gelmek isteyenler tatile gelsin, yaşamak isteyenler yaşamaya gelsin. Herkese yer var.”
Kafkasya’ya dönenler anlatıyor 1: Anavatanda yaşamak bütün zorluklara değiyor



