Birinci derece tarihi eser olarak tescilli ve İstanbul’un Fener semtinde bulunan Panayia Vlahsaray Rum Ortodoks Kilisesi’nin 1570’li yıllarda inşa edildiği biliniyor. Farklı dönemlerde, çeşitli sebeplerle kilise tekrar inşa edildi, onarımlar yapıldı. Kilise, mimari özellikleri ve belirli dönemlerde önemli bir merkez hâline gelmiş olmasıyla da biliniyor. 1586-1597 yılları arasında, Rum Ortodoks Patrikhanesi olan kilise, 1729’da 13 kilise ile birlikte yandıktan sonra tekrar inşa edilmiş ve 1769’dan itibaren temsilcilik olarak işlevini sürdürmüş. 1970’te çıkan yangında harap olan kilise kullanılamaz hâle geliyor. Onarımı henüz mümkün olmasa da, yapının kalan kısımlarının korunabilmesi için 2022’de başlatılan çalışmalar hâlâ devam ediyor.
Panayia Vlahsaray Rum Ortodoks Kilisesi Vakıf Başkanı Laki Vingas ile kilisenin tarihi ve proje detaylarını konuştuk.

Vlahsaray’ın anlamı nedir?
Kilisenin adı aslında Meryem Ana fakat yıllar içinde hem yabancı hem Osmanlı hem de Yunanca literatüründe hep Vlahsaray öne çıkıyor. O dönemde Yunanca Vlahia denilen bölge var. Şu anda Romanya ile Moldova arasında ve prenslik olan bir bölge. O Ortodoks prenslerinin inşa ettiği bir mekân Vlahsaray. Kilisenin varlığını, 1578'ten itibaren tespit edebiliyoruz. Daha eski de olabilir ama oraya kadar ulaşabildik. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Eflak ve Boğdan prensliklerini fethetmeye gittiğinde, bu prenslikler Osmanlı'ya katılıyor. Bölgenin yönetimine, 120 yıl boyunca kalacakları, Fener beyleri dediğimiz eski aristokratları gönderiyorlar. ‘Vlahsaray’ buradan geliyor.
Kilisenin tarihte tanıklık ettiği önemli olaylar nedir?
Fener Patrikhanesi, aristokratlar, Pamakaristos Manastırı da orada olduğu için hem sosyal hem de nüfus yoğunlaşması var. Bu, Rum milletinin yönetim şeklini de tayin ediyor ve onlar da oraya geliyor. Bizim bildiğimiz başka önemli bir olay ise Pamakaristos Manastırı, Fethiye Camii’ne dönüştürülmesinden sonra 11 yıl boyunca burada konuşlanıyor. 11 sene boyunca patrikhane Vlahsaray'dan yönetiliyor. 1593'te de önemli bir sinod toplantısı yapılıyor. Sinoda Antakya ve Kudüs Patrikhaneleri katılıyor ve Vlahsaray'da Moskova'nın bağımsızlığı kabul ediliyor. Aynı zamanda Vatikan ve Patrikhane, Doğu ile Batı kiliseleri arasında yazışmalarla, Gregoryan ve Jülyen takvimleri 1924'e kadar reddediliyor. Daracık bir sokakta bulunan, bugün yıkık, metruk gibi gördüğümüz dört duvar arasında kalmış, sıkışmış, tarihi, kültürel, sosyal, dini bir boyutu olan büyük bir mekândan bahsediyoruz. Kendisi küçük ama taşıdığı anlamlar büyük.
Kilise nasıl harap hâle geliyor?
Patrikhane Vlahsaray’dan ayrıldıktan sonra yapı Yunanistan'daki bir manastıra bağlanıyor. 1974'te yangın çıkıyor ve oradaki hikâyeye artık bir nokta konuyor. İtfaiyenin yangın raporuna göre oraya bakan yaşlı bir beyin, gece istemeden çıkardığı yangınla kilise kül oluyor. Etraftaki beş tane bina ve müştemilat da ahşap olduğu için yanıyor ve kilise kullanılamaz hâle geliyor.
Vlahsaray’la olan hikâyeniz nasıl başladı?
40 yıldır hem Rum hem de azınlık toplumu kurumlarına, şimdi de Vlahsaray'a hizmet ediyorum. Vakfın hiçbir geliri yok. Bir keşif yolu oldu benim için. Kilise, Yunanistan basınında gündem oldu, dijital medyada bir arşiv oluştu. Daha sonra Özyeğin Üniversitesi'nden İtalyan bir öğretim üyesi Alessandro Camiz’den bir proje teklifi geldi. İkinci başvurumuzda fon aldık. Fakat yıllar içerisinde bazı zorluklar nedeniyle projenin gerçekleşmesi gecikti. Amaç kiliseyi güçlendirmek ve korumak. Tabii mümkün olduğu kadar da bilgilenmek, keşfedebilmek, araştırmasını yapmak, öğrencilerin oraya gelmesi ve ders kaynağı olması. “Yaşam alanı” diye hitap ettiğim bu küçük alanda Noel ibadetimizi yapıyoruz. Panayia Paramithia, yani “teselli eden Meryem Ana”nın bir ikonasının kopyasını yaptırdık Yunanistan'da. Bir arkadaşımız bağışını yaptı. Kiliseyle ilgili adının yazılı olduğu bir ikona ve para tepsisini Kapalıçarşı’dan bağışçılarımız aracılığıyla aldık. Başka şeyler kurtulmuş olabilir mi bilemiyoruz. Yunanistan'a giden insanlara ulaşmaya çalıştım. Bilgi toplamak için çok emek harcadık. Görüştüğüm insanlardan sözlü tarih çıkıyor.

Kilisenin onarımı için ne gerekli?
Özyeğin Üniversitesi ile yapılan çalışmalar çok değerli. Sessiz kalmış, manidar bir şekilde unutulmuş bir mekânı, tekrar İstanbul'un hayatına alıyoruz. Yazları konserler düzenliyoruz, her yerden insanlar geliyor. Kapımız açıkken kiliseye gelenler, bahçede, çevredeki evlerde büyüdüğünü söyleyenler oluyor, ağlayarak geziyorlar. Herkes kiliseyi gezebilsin istiyoruz. Tabii bütün bunların sürdürülebilir olması için gelir kaynağı lazım ancak kaynaklarımız yok. İnşallah bir bağışçı çıkar da onarımını yapabiliriz. Kaynak bulacağımıza inanıyorum. Tarihsel geçmiş çok önemli. Yapılar direniyor çünkü bu yapıların ve kimliğin kökleri çok derin ve sağlam.
Jeoradar çalışmaları yapıyoruz kilisede, farklı değerler buluyoruz. Temizlik yapıyoruz, yeni bir merdiven çıkıyor. Merdivende de çalışıyoruz. Buradaki kıymetleri, değerleri paylaşarak, kurumlarla birlikte çalışarak paydaşlarımızı geliştirmemiz lazım. Fakat okullarımız için de çok ciddi kaynaklar gerekiyor. Çocukların güvenliği söz konusu olduğu zaman, kilise için para istemek, hele bu kadar çok kilise bulunduran bir mahallede kolay değil. Zaten çok az kalmış okulumuz var, onları güçlendirmek zorundayız. Tüm binalarımız çok eski ve cemaatimiz de çok az.
Özyeğin Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi ve proje yürütücüsü Ayşegül Özer de, Vlahsaray’daki çalışmaya ilişkin bilgi verdi.
Projeye nasıl dahil oldunuz?
Üniversitemizin projeyle ilişkilenmesi, Prof. Alessandro Camiz’in Büyükelçilik Fonu'na başvurmasıyla başlıyor. Yapının restorasyonuyla ilgili bir hibe oluşuyor ve üniversite de 2022’de projeye başlıyor. Ana kilise yapısının restorasyonu ve yan dayanmış ahşap kısımların yapılması, bahçe içerisinde yok olmuş ahşap yapıların rekonstrüksiyonları yapılarak alanın kaybettiği bütünün tekrar kazandırılması plânlanıyor. 2023’te üniversitemizde bilimsel komite kuruldu. Yapının acil ihtiyaçları doğrultusunda, yıkılmayı önleyici acil müdahaleler öngörüldü ve 2024 Ocak ayında alanda çalışmalara başladık. Prof. Camiz üniversiteden ayrılınca, Aralık 2023’te proje yürütücüsü oldum. İlk uygulamalarımıza bölge kurulundan gerekli izinleri alarak temizlik yapmakla başladık. Çünkü alan uzunca süre ve belgeleme çalışmalarından sonra da kullanılmadığı için pek çok atıkla dolmuştu. Yıllarca birikmiş çöp katmanı vardı, belgeleme çalışmalarında bile fark edilmemişti. O kadar çok çöp birikmiş ki yerleşkenin etrafı tepe sanılıyordu. Temizlemeye başlayınca ortaya tarihi bir merdiven ve döşemeler, çöpün altında kalmış bir sürü unsur çıktı.
17 kamyon çöp atıldı alandan. Hem belgelemeye başladık hem de alanda yapısal ve fiziksel incelemeler başladı, uzman ekiplerle çalıştık. Yapı bozulmaya devam ediyor, daha dayanıksız bir hâle geliyor. Yapıyı bu sürede kaybetmemek ve en azından yıkılmaması için acilen bir örtü ile koruma altına almak gerektiği görüşü ortaya çıktı kurulda. Yapı, yağmur ve kar yememeli. Geçici bir örtü için projeyi uygulamaya başladık. Uzmanlarımızın katılımıyla, taşıyıcı çelik sistemin temellerinin geleceği yerlerde kazılar yapıldı ve bir yerde duvar parçası, bir yerde de döşeme parçası bulundu. Teknik açıdan çok kıymetli şeyler öğrendik. Bu iki buluntu alanında tekrar bir revizyon projesi hazırlandı ve kurul onayından geçti. Geldiğimiz nokta bu. Bütün bu alanda, 600'e yakın öğrenci ile bir sürü ders yapıldı.

Kaynak bulunamaması durumunda nasıl bir tablo oluşacak?
Finansman dahilinde restorasyonun yapılması gerekiyor. Örtüyle koruyabilirsek, yapının daha fazla zarar görmesini engellemiş oluruz. Ama bir depremde ne olacağını bilemeyiz. Tehlike altında bir kültür varlığı ve bizim müdahalemiz çok sınırlı. İlginç bir alan çünkü burası aynı zamanda İstanbul'un su yollarının da bir parçası. Her birinin korunmasıyla ilgili çalışma yapmak için önce onları açmak, içlerine girmek, yapısal durumlarını tespit etmek gerekiyor. O yüzden çok ilginç, çok kıymetli. Bize pek çok zaman ve sosyal doku hakkında da bir sürü bilgi veriyor. Vlahsaray çok zengin ve kıymetli bir yer. Bu değerin korunabileceği her türlü yaklaşımın, alana ve İstanbul'a katkısı olacak. Çalışmaların gerçekleştirilmesi çok önemli. Çok katmanlı kimliğiyle korunarak ve yaşatılarak bölgeye katkı sağlaması anlamlı olur.




