11 Mart Çarşamba akşamı Paris Ermeni Kültür Evi’nin Démirian salonunda, hafıza ve edebiyatı bir araya getiren bir buluşma gerçekleşti. Organisation Terre et Culture/ Toprak ve Kültür Derneği girişimiyle ve Marsilya’da bulunan, Fransız okuru Ermeni edebiyatı ve kültürüyle buluşturan Éditions Parenthèses (Parantez Yayınevi) iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte editör ve çevirmen Houri Varjabédian dinleyicilerle buluştu.
"Diaspora Hikayeleri: Kitaplar Kendini İcat Ettiğinde..." başlığı altında düzenlenen özel gecede, Houri Varjabédian, yayınevinden çıkan üç kitabın yayın serüvenini anlattı: Fethiye Çetin’in “Anneannem”, Vahan Tekeyan’ın “Kayseri” ve Missak Manouchian’ın çok yeni, Şubat 2026’da çıkan, “Günlükler”i.

Gecenin açılış konuşmasını Organisation Terre et Culture’den Nelly Kaprélian yaptı. Parantez Yayınevi’nin Fransız basınında ve diasporada yeterince yer bulamadığını, hak ettiği değerin tam olarak verilmediğini belirterek sözlerine başlayan Kaprélian, yayınevinin 1979’dan bu yana 47 yıllık köklü geçmişine değindi ve yayınevinin Ermeni kültürüyle olan bağının değişimine dikkat çekti. İlk olarak "Arménies/Ermenistanlar” adıyla başlayan serinin, Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte bir yenilenme sürecine girdiğini ve yerini "Diasporales / Diaspora Hikayeleri” koleksiyonuna bıraktığını belirtti.
Bir kitabın binbir farklı şekilde doğabileceğini söyleyen Varjabédian, hikâyelere, tefrika edilmiş yazılara, hatırata nasıl ulaştıklarını anlattı. Yayıncılığı her şeyden önce bir tutku ve kitap aşkı meselesi olarak gören Varjabédian, sadece Ermenistan’da değil 1915 öncesinde Tiflis’te, İstanbul’da, Ermenilerin yoğun olduğu her şehirde yayıncılığın öneminden bahsetti.
Houri Varjebedian, Fransızca yayınladıkları Fethiye Çetin’in “Anneannem”, Vahan Tekeyan’ın “Kayseri” kitabı ve Missak Manouchian’ın “Günlükler”ni gecenin ana konusu olarak seçmesinin nedenini her birinin serüveninin birbirinden tamamen farklı olması olduğunu söyledi.
Varjabédian, “Bu akşam bahsettiğimiz üç yazarın da ortak bir noktası var: Üçü de fikirleri yüzünden hapis yatmış kişiler. Hem Fethiye Çetin hem Vahan Tekeyan hem de Missak Manouchian.”

“Gazete ilanıyla başlayan yolculuk”
Houri Varjabédian, Fethiye Çetin’in 2004’te Türkiye’de Metis Yayınları tarafından yayımlanan ve büyük yankı uyandıran "Anneannem" kitabının Fransızca yayınlanma sürecini, çeviri niteliği ve eserin zenginleştirilmesi üzerinden detaylandırdı.
Varjabédian’ın anlatısına göre, kitabın Fransızcadaki ilk baskısı Éditions de l'Aube tarafından yapıldı ancak bu baskı doğrudan Türkçeden değil, İngilizce metin üzerinden, yani "çevirinin çevirisi" yöntemiyle hazırlanmıştı. Fethiye Çetin’in bu durumdan duyduğu memnuniyetsizlik ve kitabın mevcudunun tükenmesi üzerine, Paris’teki Ermeni Avukatlar Derneği üyesi Virginie Dusen aracılığıyla Parantez Yayınları ile iletişime geçildi.
Yayınevi, eserin doğrudan Türkçeden yeniden çevrilmesi ve tüm sürecin Fethiye Çetin ile Virginie Dusen’in kontrolünde ilerlemesi kararıyla hazırlıklara başladı.
Kapak tasarımı ve Habap çeşmeleri
Konuşmada Fethiye Çetin’in anneannesinin gerçek kimliğini 25 yaşındayken öğrendiği belirtildi. Yapılan araştırmalar sonucunda anneannesinin asıl adının Heranuş olduğu, Palu yakınlarındaki 207 haneli Habap (Ermenice: Havav) köyünde, Hovannes ve Iskuhi Gadarian’ın çocuğu olarak dünyaya geldiği kaydedildi.
Houri Varjabédian, Fethiye Çetin’in ailesini bulmak için önce Agos, ardından Paris’teki Haratch gazetesine ilan verdiğini aktardı. New York’ta yaşayan Başepiskopos Mesrob Aşçıyan’ın ilandaki "Habap" ismini fark etmesi üzerine Gadaryan ailesine ulaşıldığı ve Çetin’in ABD’deki akrabalarıyla tanıştığı sürece değinildi.
Varjabédian, kapak tasarımı için başlangıçta farklı bir fikir üzerinde durulsa da, Suriyeli Ermeni fotoğrafçı Hraïr Sarkissian’ın "Müslümanlaşmış (Gizli) Ermeniler" serisindeki çalışmalarının tercih edildiğini belirtti.
Ayrıca bu baskıya, Fethiye Çetin, Terre et Culture ve yerel halkın işbirliğiyle gerçekleştirilen "Habap Çeşmeleri" restorasyon projesinin öyküsü de ek bölümler olarak dahil edildi. Varjabédian, bu çalışmanın Ermeni izlerinin silinmesine karşı hafızayı koruma amacı taşıdığını ifade etti.

Bir şairin ve ailenin portresi
Houri Varjabédian, gecenin ikinci bölümünde "Şairlerin Prensi" olarak tanınan Vahan Tekeyan’ın, Parantez Yayınları tarafından yayımlanan "Kayseri/Césarée” adlı eserini ve bu eserin arka planındaki tarihi dokuyu izleyicilere aktardı.
Varjabédian, Vahan Tekeyan’ın Kayserili bir aileden geldiğini, ailenin ticaretle uğraşan geniş bir kolunun Marsilya’da yerleşik olduğunu belirtti. Anlatıda, Tekeyan’ın kuzeni Charles-Diran Tekeyan’ın 1915’te Musa Dağ Ermenilerini kurtaran Fransız donanmasında görevli bir denizci olduğu bilgisine yer verildi. Tekeyan’ın ailesinin aksine tüccar değil, tamamen yazıya ve şiire adanmış çalkantılı bir hayat sürdüğü; Mısır ve Fransa arasında gidip gelen, siyasi olarak Ramgavar (Demokrat Özgürlükçü Parti) saflarında aktif bir figür olduğu kaydedildi.
1913 Kayseri yolculuğu
Kitabın odağında yer alan 1913’teki yolculuk, Tekeyan’ın Kayseri’deki Surp Garabed Okulu’na müdür olarak önerilmesiyle başlıyor. Varjabédian, İstanbul doğumlu olan Tekeyan’ın, annesinin tavsiyesi üzerine ata topraklarını görmek amacıyla bu teklifi kabul ettiğini aktardı.
Éditions Parenthèses’in kitabı hazırlama sürecinde kapsamlı bir arşiv çalışması yürüttüğü de ifade edildi. Kitapta, Tekeyan’ın yolculuğunu belgelemek adına 1914’te İstanbul’da Ermenice basılmış bir cep atlasından alınan, köylerin Ermenice harflerle not edildiği Kayseri haritasına ve Albert Kahn arşivleri ve dönemin Fransız gezginlerinin kayıtlarından derlenen, Bağdat Demiryolu inşaatını ve bölgeyi gösteren görsellere yer verildiği belirtildi.
Vahan Tekeyan’ın bu yolculuk sırasında tuttuğu günlük, sadece bir güzergâh dökümü değil, aynı zamanda dönemin sosyolojik yapısına dair keskin gözlemler sunan edebi bir belge niteliği taşıyor. İstanbul’dan yola çıkan Tekeyan, trende farklı dillerin ve kimliklerin birbirine karıştığı anlara tanıklık ediyor.
Tekeyan, ufukta beliren Erciyes Dağı’nın devasa heybeti ve büyüleyici görkemi karşısında adeta dilini yutmuşçasına bir hayranlığa kapılarak, tabiatın bu anıtsal duruşunu günlüğünün en özel köşesine yerleştiriyor.
Tekeyan'ın tanıklığı ve yayıncılık
Vahan Tekeyan'ın Kayseri’deki okul müdürlüğü dönemi, siyasi duruşu ve vicdani sorumlulukları arasındaki dengeyi yansıtan önemli bir olayla noktalanıyor. Tekeyan, o dönemde siyasi rakibi olan Taşnak partisi kurucularından Simon Zavarian’ın ölüm haberini alınca, aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen bir anma gecesi düzenliyor. Bu karar, okulun muhafazakar öğretmenleri tarafından tepkiyle karşılanıyor ve Tekeyan, eğitim yılı bitmeden İstanbul’a geri çağırılıyor.
Kudüs’teki Surp Hagop Manastırı’na gönderilme kararının ardından 1914’te İstanbul’a dönen Tekeyan, kısa süre sonra 1915 Büyük Felaketi ile karşı karşıya kalıyor.
Hayatta kalmayı başaran şair, tanıdığı öğretmenlerin ve öğrencilerinin yok olduğunu görünce, elindeki notları bir tanıklığa dönüştürme kararı alıyor. Bu notlar ilk olarak 1921’de İstanbul’daki Jamanak gazetesinde tefrika ediliyor. Eserin 2016’da yine Jamanak tarafından kitap olarak basılması, Houri Varjabédian’ın dikkatini çekiyor ve metnin Fransızcaya kazandırılması süreci başlıyor.
Éditions Parenthèses bünyesinde yaklaşık üç yıl süren hazırlık aşamasında, sadece bir çeviriyle yetinilmeyerek metin geniş kapsamlı bir araştırmayla zenginleştirilyor. Kitaba Tekeyan’ın hapis anıları, fotoğraf arşivleri ve Tekeyan ailesine dair eklemeler yapıyor.
Yayın sürecinde İstanbul’daki Jamanak ve Aras Yayıncılık ile kurulan çeviri takası ve işbirliği modeli uygulanıyor.
Missak Manouchian’ın da büyük bir hayranlık duyduğu ve 1934’te adına şiir ithaf ettiği Tekeyan’ın bu eseri, hem edebi sadakati korumak hem de Fransızca okuru için özgün bir atmosfer yaratmak amacıyla yürütülen titiz bir çalışmanın sonucunda raflardaki yerini alıyor.

Manouchian ve kadınların zinciri
Houri Varjabédian, Missak Manouchian’ın defterlerinin bugüne ulaşma öyküsünü bir "kadınlar zinciri" olarak tanımlıyor. Şubat 2026’da Fransızca olarak yayımlanan Missak Manouchian “Günlükler”in hikayesi de bunu tam olarak teyid ediyor.
1944’te idam edilen Manouchian’ın eşi Méliné, 1945’te Sovyet Ermenistanı’na giderken polisten ve Gestapo’dan gizleyebildiği tüm belgeleri yanına aldı. Yerevan’da geçirdiği 18 yıllık "rehin" hayatı boyunca bu arşivleri Stalin Caddesi’ndeki (şimdi Maştots Caddesi) tek odalı evinde koruyabildi.
Méliné’nin 1964’te Fransa’ya dönüşü öncesinde bu belgeler, Henriette adında birine, ondan da Gratia Bardassarian’a emanet edildi. Bu emanet zinciri, belgelerin 1990’da Yerevan’daki Edebiyat ve Sanat Müzesi’ne teslim edilmesine kadar devam ediyor.
Varjabédian, Manouchian’ın defterlerinin sadece birer tarihi belge değil, aynı zamanda Adıyaman’da başlayan ve Paris’te marangozluktan modelliğe uzanan bir hayatın entelektüel derinliğini yansıttığını vurguladı.
1915’te ailesini kaybeden, Lübnan’daki yetimhanelerde büyüyen ve Fransa’ya gelene kadar sadece dört yıl okula gidebilen Manouchian’ın Tolstoy, Freud, Romain Rolland ve Oscar Wilde gibi isimlerin metinlerini elle kopyaladığı not defterleri, onun sanata ve felsefeye olan tutkusunu ortaya koyuyor.
1927’de kurşun kalemle yazılan ve silinmek üzere olan bu metinler, Beyrut’taki gönüllülerin desteğiyle dijital ortama aktarılarak yayına hazırlandı. Yayıncıyı bir "aktarıcı" olarak gören Varjabédian, Manouchian’ın bu günlüklerinin, onun insani karakterini ve mücadeleci ruhunu tüm çıplaklığıyla yansıttığını ifade ediyor. Houri Varjabédian, sunumunu Missak Manouchian’ın 30 Mayıs 1933 tarihli günlüğüne düştüğü şu dokunaklı notla sonlandırdı:
"Gurgen Mahari’nin 'Çocukluk ve Gençlik' kitabını okuyorum ve aynada kendimi görmüş gibi gözyaşlarına boğuluyorum. Bana bu kadar yakın bir kalple dertleşmek ne büyük bir teselli. Bir gün ben de kendi otobiyografimi yazacağım. Benimki bambaşka olacak ama aramızda o kopmaz, duygusal bağı bulacağız. Çocukluğum ve gençliğim o kadar çok olay ve anıyla dolu ki... O fırtınalı başımı yaslayabileceğim bir yastığa kavuşacağım ve hayatımın romanını kağıda dökeceğim günü bekliyorum."



