Sanatçı ve araştırmacı Tayfun Serttaş, Maryam Şahinyan’ın arşivindeki en bilinen fotoğraflardan birinin hikâyesini ArtDog İstanbul’dan Şebnem Kırmacı’ya anlattı. 2011 yılında ARAS Yayıncılık’tan yayımlanan “Foto Galatasaray – Studio Practice by Maryam Şahinyan” kitabının kapağında da kullanılan fotoğraftaki kız çocuğunun Mari Nadia Sanaryan olduğu, haziran ayında Serttaş’a ulaşan bir e-posta sayesinde ortaya çıktı.
Daniela Sanaryan’dan gelen e-postada, fotoğraftaki kız çocuğunun tanındığı ve istenirse kendisiyle bir görüşme ayarlanabileceği bildirildi. Böylece bugün 75 yaşında olan ve Los Angeles’ta yaşayan Mari Nadia Sanaryan’a ulaşıldı. Fotoğrafın orijinal baskısının da ailenin albümünde bulunduğu öğrenildi.
Serttaş, Sanaryan’a ulaşma sürecini ve fotoğrafın kendisi açısından taşıdığı anlamı şöyle anlattı: “Haziran ayında Daniela Sanaryan’dan çok nazik bir e-posta aldım. Fakat o fotoğraftaki kızın bulunma ihtimali sanıyorum zihnimde uzak bir ihtimal olsa gerek biraz şaşırdım. Çünkü böylesine görünür bir fotoğrafın sahibi bulunacak olsa bugüne kadar bulunurdu diye düşünüyordum. Bugüne kadar arşiv üzerinden yüzlerce aileye ulaştık, bu kareye dair hiçbir emare yoktu.”

Serttaş, fotoğraftaki kişinin Sanaryan olduğunun teyit edilmesi için yeniden iletişime geçtiğini belirterek şöyle devam etti: “Teyit etmek için kendilerine tekrar fotoğrafın bir ekran görüntüsünü ilettim. ‘Emin misiniz(?), aynı kişiden mi bahsediyoruz(?)’ minvalinde… Sevgili Daniela gayet emindi ve fotoğraftaki kişi kayınvalidesi Mari Nadia Sanaryan’dı. Orijinal baskı kendi aile albümlerindeydi, Mari Nadia Hanım bugün 75 yaşındaydı ve Los Angeles’ta yaşıyorlardı, bu olağanüstü haber üzerine hemen bir online görüşme ayarladık.”
Serttaş, görüşme öncesinde Sanaryan’ın güncel bir fotoğrafını da gördüğünü belirtti:
“Ben heyecanıma yenik düşerek kendisinin güncel bir fotoğrafı olup olmadığını sordum, geçtiğimiz günlerde çekilen fotoğrafta beklediğimden çok daha genç görünüyordu.”
“Arşivin Mona Lisa’sı diyebiliriz”
Serttaş’a göre fotoğrafı bu kadar özel kılan unsurların başında simetri geliyor:
“Olağanüstü proporsiyon ve simetrik değerleridir elbette. İnsan yüzü aslında simetrik değildir. Bu fotoğrafta kızın kaşları ve gözleri, burnu, dudakları kusursuz bir simetri ve elbette buna masanın iki yanına özenle taranarak ayrılmış saçları eşlik ediyor.”
Fotoğrafın gerçeküstü bir görüntü oluşturduğunu belirten Serttaş, buna rağmen karede güçlü bir doğallık bulunduğunu söyledi: “Gerçeküstü bir görüntü, bedenin geri kalan bölümü masa arkasında gizleniyor. Diğer yandan stüdyo fotoğrafında pek alışık olmadığımız bir sadelik ve doğallık. Mari Nadia Sanaryan’ın ifadesindeki kusursuz doğallık, filmi dijitalize ettiğim ilk andan itibaren aklımdan çıkmadı.”
Serttaş, fotoğrafın kendisi için neden bu kadar güçlü olduğunu da şöyle açıkladı: “Bu açıdan çok kuvvetli çünkü bir yanıyla hiçbir şey kurgu gibi değil, arşivin Mona Lisa’sı diyebiliriz. Dik açı ile objektife bakıyor, hatta objektifi delerek gözlerini sizden ayırmıyor. Yakası, tacı, parmaklarının duruşu kusursuz bir grafik bütünlük.”
“Şahinyan’ın saçlara özel bir ilgisi var”
Serttaş, Foto Galatasaray arşivinde saçların önemli bir yer tuttuğunu, bunun da Şahinyan’ın kadın olmasından kaynaklanan bir fark olduğunu belirtti: “Her fotoğraf stüdyosunda değil ama Foto Galatasaray özelinde saçlar belirleyici, bunun da sebebi kuşkusuz fotoğrafçının kadın olmasının yarattığı farka dayanıyor.”
Serttaş, Maryam Şahinyan’ın saçlara özel bir ilgisinin olduğunu belirterek, “Onları tarıyor, şekillendirip düzenliyor ve kayıt altına alıyor” dedi.
Mari Nadia Sanaryan’ın saçlarının da fotoğraf çekilene kadar kesilmediğini belirten Serttaş, fotoğrafın 29 Mayıs 1961’de çekildiğini söyledi: “Kendisiyle görüştüğümüzde o fotoğraf çekilene kadar saçlarının ailesi tarafından kesilmediğini öğrendik. Fotoğraf 29 Mayıs 1961’de çekiliyor ve bu kare çekildikten birkaç hafta sonra da saçları artık kesiliyor.”
Ailenin fotoğrafı bu nedenle çektirdiğini belirten Serttaş, “Bu sebeple aile saçları kesilmeden önce son bir kare fotoğrafı olsun, saçlarının son hali kayıt altına alınsın istiyorlar” dedi. Serttaş’ın aktardığına göre Sanaryan ailesinin Maryam Şahinyan ile ilişkisi de fotoğrafın çekildiği tarihten çok daha eskiye dayanıyordu. Saçları kesildikten sonra peruk yapımında kullanıldı ve aileye topuz olarak iade edildi.
“Mari Nadia Hanım fotoğraftaki saçları sonraki yıllarda topuz olarak kullandığı başka fotoğraflarını da gösterdi. Sanıyorum bu topuz fiziksel sebeplerle bugüne gelememiş fakat o fotoğraftaki saçlar uzun yıllar daha kullanılmaya devam etmiş. Müthiş bir şey tabi bu.”
Sanaryan ailesi 1982’de İstanbul’dan ayrıldı
Serttaş’ın aktardığına göre Sanaryan ailesi, 1980 darbesi sonrası siyasi ve ekonomik atmosferin etkili olduğu bir dönemde, 1982’de İstanbul’dan ayrılarak Amerika’ya taşındı. Serttaş, bu dönemde çok sayıda sanatçının da Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığını belirtti. Ailenin göç kararının ise belirli bir olaydan ziyade, çocuklarının gelecekte göç edeceği düşüncesiyle birlikte gitme isteğinden kaynaklandığını söyledi.
“Arşiv İstanbul’a ve İstanbullulara aittir”
Serttaş, Maryam Şahinyan arşivinin belirli bir topluluğa mal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Ona göre Şahinyan’ın kadın kimliği önemli bir belirleyici olsa da arşiv daha geniş bir perspektifle, göç ve değişim bağlamında okunmalı:
“İlla bir ‘işaret’ kullanacaksak fotoğrafçı Maryam Şahinyan’ın kadın kimliği belirleyicidir fakat bunun dışındaki tüm diğer unsurlar benim açımdan mühim değil… Arşiv İstanbul’a ve İstanbullulara aittir.”
1964’ün arşivde önemli bir kırılma yarattığını belirten Serttaş, bu tarihe kadar arşivde çoğunluğun Rum olduğunu, ancak bunun Foto Galatasaray’ı “Rum arşivi” yapmadığını söylüyor. Şahinyan’ın “cemaat fotoğrafçısı” olarak tanımlanmasını da doğru bulmuyor:
“Maryam Şahinyan’ı ‘cemaat fotoğrafçısı’ gibi anlamak ve anlatmak – ki kadınlar zaten cemaat fotoğrafçısı olamazlar – biraz haksızlık olur.”
Serttaş, buna karşın arşivin Ermeni toplumu açısından taşıdığı önemin altını çiziyor. Mari Nadia Sanaryan’ın projedeki görsel ağırlığının da bu açıdan “kendi toplumuna bir iade-i itibar gibi” okunabileceğini belirtiyor.



