Fransa lise protestoları: Bu çocukların derdi ne?

Organizatör Lise Öğrenci Birliği Sendikası'nın (Union syndicale lycéenne -USL) verdiği rakamlara göre, 6 Ekim 26’da düzenlenen liselilerin protestosuna Paris’te 100 bin, Fransa genelinde toplam 450 bin kişi katıldı.
Bu çocukların derdi ne?
21 Eylül’de Paris’in güneydoğusunda Créteil ilçesindeki Saint-Exupéry Lisesi’nde başlayan liselilerin eylemleri, hemen ardından Paris'in kuzeyindeki Saint-Denis’ ye, Île-de-France bölgesine, ardından ülkenin farklı kentlerine yayıldı. Hareket 1 Ekim’de ülke genelinde yaklaşık 500 liseyi etkiledi. Öğretmen eksikliği, boş geçen dersler, kadro öğretmen atamak yerine geçici öğretmen görevlendirmeleri, okul hemşiresi, eğitim danışmanı, psikolojik danışman eksikliği, kışın soğuk yazın çok sıcak olan yalıtımsız ve bakımsız okul binaları, kalabalık sınıflar, ağır ders programlarının yetersiz eğitim malzemeleriyle geçiştirilmesi ve üniversiteye geçiş sistemindeki ayrımcı, seçici uygulamalar, öğrencilerin başlıca şikâyetlerini oluşturuyor.
Bu şikâyetler yeni değil. Son 12 yılın en çok şikâyet edilen, veliler, öğrenciler ve okul yönetimlerinin sayısız defa Eğitim Bakanlığı’na, hükûmetlere başvurduğu ama olumlu bir sonuç alamadığı sorunlar. Ama ilk olarak 2018 yılında uygulanmaya başlanan “Parcoursup” yöntemi bu sorunlara tuz biber ekti.
Tuz ve biber
Üniversiteye yerleşmekte eski sistem olan APB'de (Admission Post-Bac), lise son sınıf öğrencileri tercihlerini sisteme girer, sistem Gale-Shapley eşleştirme algoritmasını kullanarak yerleştirme gerçekleştirirdi: Yani öğrenci lise öğrenim yıllarının ve bitirme imtihanı notlarının ışığında sisteme bir liste sunar ve yerleşmek istediği fakülteleri belirtir. Teklif eden tarafın önerdiği, karşı tarafın ise geçici olarak kabul edip daha iyi bir teklif gelene kadar beklettiği (ertelenmiş kabul) turlarla çalışırdı. Bunun avantajı her zaman en uygun olan bir eşleşme sonucuna ulaşma ve teklif yapan öğrenci için en ideal sonuca ulaşma imkânının çok fazla olmasıydı.
2018’de ise üniversite ve yükseköğretime başvurular için ulusal dijital platform Parcoursup’a geçildi.
Dezavantajlı bölgelerde yaşayanlar, bunun en önemli nedenlerinden birinin, devlet bütçesinde “herkese” özellikle de banliyölerde yaşayanlara yeterli para olmaması ve beyaz yakalı eğitimlileri elit grup içinden seçme politikası olduğuna inandı. Bu yöntemin, köylünün köylü, işçinin işçi, zenginin de zengin kalmasını hedeflediğini söyledi.
Devlet ise sistemde yaşanan yoğunluk ve bazı bölümlerde kura çekilmek zorunda kalınması gibi sorunlar nedeniyle Parcoursup platformuna geçildiğini savundu.
Parcoursup’a geçildiği ilk yıl daha, bu yöntemin sosyal ve kültürel eşitsizlik demek olduğu üstelik dijital seçmelerin bir algoritma üzerinden ve bilgi ayrımcılığı temelinde oluştuğu ortaya çıktı.
Oldukça karmaşık bir işleyişe sahip olan Parcoursup için, ailesi yüksek eğitimli olan ve sistemi iyi bilen (kültürel sermayesi yüksek) öğrenciler, hangi stratejilerle tercih yapacaklarını ve zorunlu motivasyon mektuplarını nasıl yazacaklarını biliyorlardı. Dar gelirli veya göçmen ailelerin çocukları ise bu süreçte çoğunlukla yalnız ve rehberlikten yoksun kaldılar. Kendi lisesinin en iyi öğrencisi olsa bile, sistemin işleyişini bilmediği için dijital algoritma onu seçim dışında bıraktı.
Liseden etiketlenenler
Parcoursup ’ta uygulanan bir diğer algoritma "Lise Etiketi" oldu: Üniversiteler öğrenci seçerken yerel algoritmalar kullanıyor. Bu algoritmalarda, adayın mezun olduğu lisenin başarı düzeyi ve saygınlığı kriterlerden biri olduğundan, dezavantajlı liselerin başarılı öğrencileri prestijli liselerin daha başarısız öğrencilerinin bile gerisinde kaldılar.
Bu soruna ek olarak hangi üniversitenin, hangi kriterlere göre öğrenciyi elediği tam olarak açıklanamadı. Bu durum "şeffaflık" ilkesine aykırı bulundu. Ayrımcılığı (köken, isim veya yaşanılan yer bazlı) derinleştirdiği gerekçesiyle “Parcoursup'un ayrımcı etkilerine karşı mücadele” başlığıyla Senato raporlarında da eleştirildi.
Sonuç olarak 2018’den beri dezavantajlı bölgelerde yaşayan binlerce öğrencinin açıkta kalması ve devlet eliyle üniversitelerin dışında bir istihdama zorlanması, artık saklanamaz hale geldi.
Örneğin, 2024 yılı verilerine göre 85 bin civarında öğrenci notları iyi olduğu halde, süreç sonunda herhangi bir yükseköğretim kurumundan kabul alamadı. 2026’da Parcoursup ana kabul aşamasının ardından, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan verilere göre, 872 bin başvurudan 126.652'si hala üniversite teklifi bekliyor. Parcoursup'ta süreç aylara yayılıyor. Öğrenciler sürekli güncellenen "yedek listeleri" takip etmek zorunda. Birçok öğrenci yaz bitene, hatta Eylül ayı gelip üniversiteler açılana kadar kabul edilip edilmediğini bilmeden yoğun bir psikolojik baskı altında Yedek Liste işkencesi içinde bekler.
Özetle eleştirmenler, Parcoursup'un iddia edildiği gibi adil bir yönlendirme aracı değil, bütçe yetersizliğinden dolayı üniversitelerdeki kontenjan açığını gizlemeye yarayan ve zengin aile çocuklarını kayıran elitist bir eleme mekanizması olduğunu savunuyor. Lise Öğrenci Birliği Sendika Başkanı Ryad Rani Schroeyers de Parcoursup’un yarattığı baskıyı temel sorunlar arasında sıralıyor.
Eğitime yok, savunmaya var
2026'da savunma bütçesi 57,15 milyar, okul eğitimi bütçesi 64,5 milyar avro. Savunmaya yapılan yıllık ilave yaklaşık 6,7 milyar, okul eğitimine yapılan ilave ise yalnızca 200 milyon avro. Yani savunmadaki ek artış, eğitimdeki artışın 33 katı.
Ancak öğrencilerin itirazı yalnızca eğitim bütçesinin miktarına değil, devletin kaynaklarını nasıl ve kimin için kullandığına yönelik. Bir tarafta yıllardır çözülemeyen eğitim sorunları ve giderek sertleşen bir eleme sistemi, diğer tarafta hızla büyüyen savunma bütçesi var.
Dolayısıyla 21 Eylül’de Saint-Exupéry Lisesi’nde başlayan hareketi yalnızca öğrencilerin kendi okullarındaki eksikliklere karşı bir protestosu olarak okumak yetersiz kalıyor. Liselilerin sorduğu soru giderek daha politik bir nitelik kazanıyor: Devlet, eğitim için kaynak bulunamadığını söylerken başka alanlarda milyarlarca avroluk yeni kaynakları nasıl yaratabiliyor?
Hareketin ülke çapında yüzlerce liseye yayılmasıyla birlikte hükûmetin önündeki mesele de mecburen değişti. Artık karşısında yalnızca daha fazla öğretmen, daha iyi okul binaları ya da Parcoursup’un değiştirilmesini isteyen öğrenciler değil; kamusal kaynakların dağılımını ve eğitim politikasının kendisini sorgulayan kitlesel bir öğrenci hareketi oldu.
Çocukların karşısına dikilen "polis"

Hükûmet, liseli temsilcileri çağırıp dinlemek yerine başka bir tercih yaptı. Ve tam bu noktada eğitim politikasıyla başlayan tartışmaya başka bir kurumu dahil etti: Polis teşkilatı.
29 Eylül 2026’da Paris'in kuzeyindeki Saint-Denis'de, Paul Éluard lise öğrencilerinin okul girişindeki toplantısına, çevik kuvvet orantısız şekilde müdahale etti. , çevik kuvvet ve öğrenciler arasına kendini siper edip polis şiddetini engellemeye çalıştı.
Sağ ve merkez siyasete göre, öğrenci olaylarının arkasında Boyun Eğmeyen Fransa Partisi'nin (LFI) ve partinin popüler cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon'un yönlendirmesi var.
Kamuoyu yoklamaları, Fransa'daki 18-24 yaş grubunun yaklaşık yüzde 40'ının Mélenchon'a destek verdiğini ve bu desteğin özellikle yüksek göçmen nüfusuna sahip kalabalık kent banliyölerinde yoğunlaştığını gösteriyor.
Bu bölgelerde Mélenchon'un Fransa'nın değişen nüfus yapısı ve kültürel çeşitliliğini anlatmak için kullandığı “yeni Fransa” ve “kreolleşme” söylemleri büyük ilgi görüyor.
Liselilerin karşısında güvenlik
Polisin, 14-17 yaş aralığındaki çocuklara karşı liselerin önünde giderek daha sertleşir hale gelmesi, eylemlerin başlangıcındaki “eğitimde imkânsızlıklar” tartışmasını başka bir noktaya taşıdı. Çünkü öğrencilerin karşısında artık yalnızca Eğitim Bakanlığı değil, kamu düzeni gerekçesiyle müdahale eden güvenlik güçleri de vardı.
Böylece tartışma, “Fransa eğitime ne kadar para ayırıyor?” sorusunun sınırlarını aştı. Ve devlet, öğrencilerin dile getirdiği yapısal sorunlara kaynak ve müzakere yoluyla mı, yoksa güvenlik politikalarıyla mı karşılık veriyor sorusuna dönüştü. Veliler, öğretmenler, üniversiteler, Hakimler Birliği Sendikası, İşçi sendikaları, sivil toplum örgütleri liselilerin yanında yer aldılar.
Bu sorun Fransa açısından yeni değil. Lise ve üniversite öğrencilerinin sokak hareketleri ülkenin yakın siyasi tarihinde defalarca hükûmetleri zorlayan toplumsal hareketlerin parçası oldu. Ancak 2026 eylemlerini farklılaştıran, eğitim sistemindeki günlük sorunların aynı anda bütçe tercihleri, Parcoursup’un yarattığı eşitsizlik tartışması ve gençlerin gelecek kaygısıyla birleşmesidir.
Bu nedenle liselerin önündeki orantısız polis müdahaleleri yalnızca bir “asayiş” meselesi değil. Öğrencilerin eğitim hakkı için başlattığı bir hareketin hangi noktada kamu düzeni sorunu olarak lanse edildiği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Mesele, devletin hangi gençlerin hangi eğitime erişeceğine, eğitim sistemindeki eşitsizliğe ne kadar kaynak ayıracağına ve bu politikalara itiraz eden gençlerle nasıl ilişki kuracağına dair tercihleridir.



