Bursa’daki yapılar üzerine hazırladığınız harita oldukça kapsamlı. Çalışmaya nasıl ve ne zaman başladınız?
Çalışmaya 2022 yılında başladım. O dönemde GIS, yani coğrafi bilgi sistemleri ile kültürel miras çalışmalarını birleştiren projeleri yakından takip ediyordum. Bir noktada, “Bunun benzerini memleketim Bursa için de yapmalıyım” diye düşündüm. Bursa’nın üzerinden adeta bir buldozer geçmişti ve şehir bunu hak ediyordu. Üstelik fotoğraflardan, haritalardan ve arşiv belgelerinden yola çıkarak oluşturabileceğim yüzlerce verilik bir malzeme vardı. Çalışmaya başladıkça başka bir şey daha fark ettim: Bursa’daki pek çok yapının hikâyesi yanlış biliniyor. Özellikle Facebook gruplarında yıllardır dolaşan eski fotoğrafların altında verilen tarih ve yapı bilgileri çoğu zaman hatalıydı. Kent tarihi araştırmaları büyük ölçüde birkaç amatör yerel tarihçinin çalışmalarına dayanıyordu; bu çalışmalar değerli olmakla birlikte, çoğu zaman yeni arşiv araştırmalarıyla yeterince derinleştirilmemişti. Bu durum benim araştırma ve yazma iştahımı daha da artırdı. Bir fotoğrafın yanlış bilgisini düzeltmek, beni o yapının gerçek hikâyesini araştırmaya itiyordu. Aslında bu çabanın Bursa’da bir geçmişi de var. Bundan yaklaşık yüz yıl önce, şeyh Şemseddin Ulusoy ve asker kökenli araştırmacı Kamil Kepecioğlu gibi isimler de hızla yok olan şehri geçmişiyle birlikte araştırıp kaydetmeye çalışmışlardı. Onların çalışmaları benim için önemli bir rehber oldu.

Bir anlamda onların bıraktığı yerden devam etmeye çalışıyorum. Süreç ilerledikçe Osmanlı Arşivi’ndeki yeni fonlarda bulunan belgeleri, yabancı arşivlerdeki Bursa fotoğraflarını, eski haritaları, reklam ilanlarını ve ticaret yıllıklarını da veri setine dahil ettim. Böylece başlangıçta yalnızca bir haritalama projesi olarak düşündüğüm çalışma, zamanla Bursa’nın kaybolan şehir dokusunu yeniden araştırmaya yönelik kapsamlı bir tarih çalışmasına dönüştü. Bugün elimde binlerce dükkân ve tüccara ait veri ile yaklaşık 750 binanın tarihçesi bulunuyor. Bunların bir kısmı daha önce yapılmış araştırmalardan gelen bilgiler, bir kısmı ise kendi arşiv ve saha çalışmalarımla ortaya çıkardığım yeni veriler. Uzun vadede bu birikimi ‘Bursa Hayalet Yapılar Ansiklopedisi’ adıyla bir kitaba dönüştürmek de istiyorum.
Bursa’da gayrimüslimler kent merkezindeki nüfusun yaklaşık %25’ini oluşturuyordu. Ciddi bir yerli Rum nüfusu vardı. Ermeniler ise şehirde öteden beri bulunmakla birlikte başlangıçta küçük bir cemaattii. Ermeni nüfusunun özellikle 1820’lerden itibaren, İran’daki karışıklıklardan kaçan Ermenilerin Bursa ve Çanakkale gibi şehirlere yerleştirilmesiyle arttığına dair çalışmalar var.
Haritada Bursa’da yaşamış azınlık toplumlarından tarihi yapılara dair bilgiler yer almakta. 19. ve 20. yüzyılda Bursa’daki azınlık toplumlarının yaşamları nasıldı? Şehre nasıl katkıda bulundular?
Bursa’da gayrimüslimler kent merkezindeki nüfusun yaklaşık %25’ini oluşturuyordu. Ciddi bir yerli Rum nüfusu vardı. Ermeniler ise şehirde öteden beri bulunmakla birlikte başlangıçta küçük bir cemaattii. Ermeni nüfusunun özellikle 1820’lerden itibaren, İran’daki karışıklıklardan kaçan Ermenilerin Bursa ve Çanakkale gibi şehirlere yerleştirilmesiyle arttığına dair çalışmalar var. Bu konuda Hanriet Topuzyan Basoğlu’nun Paros dergisindeki yazılarını özellikle tavsiye ederim. Rumlar özellikle orta ölçekli esnaflıkta güçlüydü. Ermeniler ise Müslümanlardan sonra Bursa’nın en varlıklı toplumsal gruplarından biriydi. Ancak Bursa’da çok sayıda varlıklı Müslüman aile de ticaret ve sanayiyle uğraşıyordu; dolayısıyla bütün büyük servetlerin gayrimüslimlerin elinde toplandığını söylemek mümkün değil. Ermeni cemaatinin kendi içinde de ciddi bir sınıfsal farklılaşma vardı. Yaklaşık 15 Ermeni ailesi oldukça büyük servetlere sahipken, geniş bir kesim mülksüz işçiler ve küçük esnaftan oluşuyordu. Mollaarap çevresindeki ipek fabrikalarında çok sayıda Ermeni kadın işçi çalışıyordu. Bunun yanında Ermeniler otelcilikten sigortacılığa, manifaturacılıktan ipek fabrikatörlüğüne kadar ekonominin birçok alanında faaliyet gösteriyordu. Varsıl aileler, özellikle Katolikliğe geçmiş olanlar, çocuklarını Paris gibi Avrupa şehirlerine gönderiyordu. İstanbul’a yakınlık da Bursalı Ermeni ailelerin İstanbul’daki daha büyük Ermeni cemaatinin yaşam tarzlarını ve ekonomik modellerini takip etmesini kolaylaştırıyordu. Yahudi cemaati ise Bursa’daki gayrimüslimler arasında daha mütevazı bir ekonomik konuma sahipti. Alliance Israélite Universelle gözlemcilerinin raporlarında cemaatin önemli bir bölümünün hurdacılıkla geçindiği görülüyor. Ben de Bursa Sanayi ve Ticaret Odası üyeleri üzerine çalışırken güçlü Yahudi tüccarlara oldukça az rastladım. Bütün bu farklılıklara rağmen gayrimüslimler Bursa’nın ekonomik ve toplumsal hayatının ayrılmaz bileşenleriydi. Ticaret, esnaflık, sanayi ve hizmetler başta olmak üzere şehrin gündelik hayatında çok önemli bir yere sahiptiler.

Balıkpazarı Rum Kilisesi
Bugün Bursa’da çok sayıda tarihi yapı yok. Olanlar da işlevini kaybetti ya da zaman zaman satışa çıkarıldı. Bu yapıları Bursa halkı ve idare tarafından neden korunmadı?
Bence burada bilinçli bir tercih de var. Erken Cumhuriyet döneminde Bursa’nın Osmanlı geçmişine ve Osmanlı bakiyesi yapılara karşı oldukça sert bir bakışın Ant gibi yerel gazetelerde açıkça görüldüğünü biliyoruz. Bursa, köhneleşmiş ve modern çağa uygun biçimde yeniden üretilmesi gereken bir şehir olarak tasavvur ediliyordu. Gayrimüslimlere ait yapıların da savaş yıllarındaki “ihanet” anlatıları nedeniyle kimlikleriyle birlikte şehirden silinmesi gerektiği düşünülüyordu. İstanbul’dan sonra en fazla dergâhın bulunduğu şehirlerden biri olan Bursa’da tasavvuf kültürü de “çağdışı” görülerek tasfiye edilmişti. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu gösteren çok çarpıcı örnekler var. Binlerce yazma eserin bulunduğu İnebey Medresesi’nin konserve fabrikasına dönüştürülmesini yalnızca yeniden işlevlendirme veya ihmal olarak açıklamak mümkün değil. Onlarca caminin yıkılması veya satılması da aynı dönemin parçası. 1946’dan sonra ise tek parti rejiminin sona ermesiyle birlikte bu yok sayılan geçmişle ciddi bir muhasebe başladı ve birçok tarihî yapı restore edildi. İlginç olan, gayrimüslimlerden kalan bazı yapıların doğrudan yıkılmak yerine üretim ve ticaret yapıları olarak kullanılmasıydı. Bunda kiliselerin geniş hacimli yapılar olmasının da payı var. Örneğin Setbaşı’ndaki biri Katolik, diğeri Apostolik Ermeni cemaatine ait iki kilise de uzun yıllar tütün fabrikası olarak kullanıldı. Katolik kilisesi bugün restore ediliyor ve şehirde ayakta kalan en önemli Ermeni miraslarından biri. Fakat yapının Ermeni geçmişinin kamusal hafızada yeterince anıldığını söylemek zor. Bir başka önemli mesele Bursa’nın demografik dönüşümüydü. 1910’lardan itibaren şehir Balkanlar’dan yoğun göç aldı. Bu insanların önemli bir kısmı savaş ve şiddetin doğrudan mağduruydu; beraberlerinde büyük travmalar ve gayrimüslim topluluklara karşı güçlü tepkiler getirdiler. Üstelik bu nüfusun büyük bölümü eski Ermeni mahalleleri olan Umurbey ve Setbaşı’na yerleştirildi. Bursa’nın eski şehir kültürüne yabancı olmaları da dönüşümü hızlandıran etkenlerden biriydi. Bugün ilginç bir çelişki görüyoruz. Bu muhacirlerin torunları, daha sonra Bursa’ya gelen Kürtleri, Erzurumluları veya Karadenizlileri “şehri bozmakla” suçlayabiliyor. Oysa kendi ailelerinin kent merkezine yerleşme hikâyesi de çok eski değil. Bursa’da bunu anlatan güzel bir söz vardır: “Bursa’nın kazları, zengin etti Lazları.” Söz, eski Bursalıların konaklarını müteahhitlere vererek yaşanan dönüşüme işaret eder. Bence Bursa’nın en büyük eksiklerinden biri kent soyluluğunun zayıf, buna karşılık vahşi kapitalist burjuvazinin güçlü olmasıdır. İnsanların kendi konaklarını müteahhitlere verirken tarihî dokunun yok oluşuna itiraz etmemelerinde bunun da payı var. Bu yüzden Bursa’nın tarihî dokusunun kaybını yalnızca devlete veya “dışarıdan gelenlere” yüklemek kolaycılık olur. Asıl mesele, şehrin kendi geçmişine sahip çıkacak güçlü bir kent kültürünün ve kent soyluluğunun yeterince gelişmemiş olmasıdır.
Rumlar özellikle orta ölçekli esnaflıkta güçlüydü. Ermeniler ise Müslümanlardan sonra Bursa’nın en varlıklı toplumsal gruplarından biriydi. Ancak Bursa’da çok sayıda varlıklı Müslüman aile de ticaret ve sanayiyle uğraşıyordu; dolayısıyla bütün büyük servetlerin gayrimüslimlerin elinde toplandığını söylemek mümkün değil. Ermeni cemaatinin kendi içinde de ciddi bir sınıfsal farklılaşma vardı.
Bu harita Bursa’nın merkezini kapsıyor. Ancak Mudanya, Tirilye, Solöz’de Ermeni ve Rumlara dair kalıntılar ve tarihi anlatımlar var. Haritayı geliştirme planlarınız var mı?
Güzel bir noktaya temas ettiniz. İlk başta hedefim, Bursa kent merkezinin Orhan Bey döneminden günümüze kadar geçirdiği dönüşümün katmanlarını "yüzmekti". Bu yüzden ilçelere yönelmedim.

Asdvadzadzin Kilisesi’nin 1980’lerdeki yıkımından önceki görünümü.
Pars Tuğlacı Arşivi.
Mudanya, Tirilye gibi yerler elbette çalışılabilir fakat buralarda özellikle fotoğraf verisi daha sınırlı ve araştırma çok daha fazla zaman gerektiriyor. Üstelik bu proje büyük ölçüde kendi kişisel zamanım ve emeğimle ilerliyor. Dolayısıyla şu an ilçeleri kapsayacak bir genişleme planım şimdilik yok.
Katolik kilisesi bugün restore ediliyor ve şehirde ayakta kalan en önemli Ermeni miraslarından biri. Fakat yapının Ermeni geçmişinin kamusal hafızada yeterince anıldığını söylemek zor.
İnternet sitesinde yer alan “1950'li yıllardan itibaren gündeme gelmiş olsa da bunların önemli bir bölümü uygulamaya geçirilememiş, Bursa tarihî merkezi ve çevresi uzun yıllar sağlıklı bir koruma yaklaşımından yoksun kalmıştır” bölümünü açar mısınız?
Bursa için 1930’lardan itibaren modernleşme kapsamında büyük yıkımları ve geniş bulvarları öngören planlar hazırlandı. Bunların en önemlilerinden biri Henri Prost’un 1938–40 yıllarında hazırladığı plandı. Geniş ulaşım aksları açılması ve Bursa’nın modern bir şehir olarak yeniden düzenlenmesi hedefleniyordu. Bence en ilginç örnek Luigi Piccinato’nun 1958–60 arasında hazırladığı plan. Piccinato, tarihî merkezi koruyup şehrin yeni gelişme alanlarını bunun dışında kurmayı öneriyordu. Yani eski Bursa’yı yıkıp yerine yeni bir şehir kurmak yerine, tarihî merkezi koruyarak modern Bursa’yı onun çevresinde geliştirmeyi düşünüyordu. Plan 1960’ta onaylandı ancak büyük ölçüde uygulanmadı. Sonraki yıllarda Bursa bu planlı gelişme anlayışından
uzaklaştı. Özellikle 1990’lardan itibaren şehir doğu ve batı akslarında hormonlu bir düzensizlik içinde büyüdü. Uzun yıllar kent merkezi dışında su ve elektrik gibi temel altyapının yetersiz olması da nüfusun merkeze sıkışmasına, bunun sonucunda tarihî dokunun içinde parsel bazlı ve yüksek katlı yapılaşmanın artmasına yol açtı. Bugün yerel yönetimin bu tabloyu tersine çevirmeye yönelik bazı önemli adımlar attığını görüyoruz. Eski yapıların çevresini açmak ve tarihî yapıların silüetini yeniden ortaya çıkarmak için yoğun yapılaşmalar kaldırılıyor. Çarşıbaşı Meydanı bunun güzel bir örneği. Eski Balıkpazarı ve Rum Mahallesi dokusunun üzerine zamanla oluşan yoğun apartmanlaşmanın kaldırılarak alanın meydana ve parka dönüştürülmesi, Ulu Cami’nin silüetini yeniden görünür hale getiriyor. Bunlar olumlu ve cesaret verici projeler. Fakat devamının nasıl geleceğini ve Bursa’nın geri kalan tarihî dokusuna nasıl yansıyacağını zaman gösterecek. Bu noktada kendi projemin de iyi değerlendirilir ve kullanılırsa, Bursa’nın kültürel mirasının yeniden keşfedilmesi ve gelecekteki koruma çalışmalarının yönlendirilmesi açısından bir rehber işlevi göreceğini umut ediyorum.
(Not: Çalışmaya https://anatolia19.metu.edu.tr/bursa-hayalet-yapilar adresinden ulaşılabilir)



