İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Etkin Haber Ajansı (ETHA), DİSK/Limter-İş, Polen Ekoloji ve BEKSAV'a yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında 100’ü aşkın kişi gözaltına alınmıştı. Aynı soruşturma kapsamında ETHA çalışanı gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, ve Elif Bayburt da tutuklanmıştı.
Pınar Gayıp, tutukluluğunun 7’nci ayında görülen ilk duruşmada yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
İlke TV muhabiri Tuğba Özer'in haberine göre Pınar Gayıp, “Gazeteci arkadaşlar olarak aramızda gönderdiğimiz çay paraları nedeniyle bile yargılandığımız, tutuklularla dayanışmanın tutuklanma gerekçesi yapıldığı bu ortamda bana destek olan gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” diyerek savunmasına başladı.
"Susmamız isteniyor"
Pınar Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:
“Peki biz devrimci, sosyalist gazeteciler neden birbirimizle dayanışıyoruz? Gazetecilik etik ilkelerinden sapmadan, gerçeklerden taviz vermeden yaptığımız için mi? Gazeteciler için haber yapmak adeta ateşten gömlek giymek. 90’lı yılların karanlığında yaşananları duyurduğu için Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink ve Kadri Bağdu katledildi. Daha yakın tarihte ise özgür basın geleneğini yaratanların öğrencilerinden olan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, savaş bölgesindeki gerçekleri duyururken katledildi.”
Gayıp, “Bizden susmamız isteniyor. Susmadığım için terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.
Gazeteci Gayıp gözaltına alındığı güne dair ise şöyle konuştu:
“Ev baskını sırasında yaşadığım binada ve mahallede OHAL ilan edildi. Yaşadığım yerde ‘burada terörist var’ denilerek kriminalize edildim. Kadın polisler tarafından taciz edildim. Tuvalete benimle girip beni gözetlemek istediklerini söylediler. Ben 40 yaşımdayım böyle bir uygulamayla hiç karşılaşmadım. Tuvalet hakkını savunmak bana çok absürt geliyor.”
"İtirafçılar üzerinden toplum yozlaştırılmaya çalışılıyor"
“Savcı yüzü görmeden tutuklandım. Bu son dönemin zaten moda uygulaması. 7,5 aydır tutukluluk incelemesinde neden tutuklandığımı anlamak için bekliyorum. Bir tiyatro oyunundan ibaret tutuklama incelemeleri. SEGBİS odasına girmemle birlikte hakim ‘tutukluluğunun devamına karar verildi’ çıkabilirsin dedi. Yani benim savunma yapmama bile izin verilmedi. Aylar sonra 5,5 sayfalık bir iddianame elime ulaştı. 10 itirafçı olunca ne oluyor ben ne yapmışım diye baktım. Hepsi benim gazeteciliğimi ihbar etmiş.”
İddianamedeki Mustafa Bozali isimli itirafçının beyanlarına da savunmasında değinen Gayıp, sözlerine şöyle devam etti:
“Ben bu zatı tanımam bilmem o beni tanıdığını söylemiş. Bu kişinin ismini iHD’de düzenlenen basın toplantısında duydum. Orada anlatılan; bu kişi çocuk istismarı suçlamasıyla ESP’den atılmış ve yurtdışına kaçmış orada çetelere katılmış. Şu anda uyuşturucu suçundan tutuklu bildiğim kadarıyla bu kişi. Bozali benim ETHA çalışanı olduğumu söylüyor. Ben 10 yıldır ETHA’da çalışıyorum. 10 yıldır da ETHA’da çalıştığımı ispat etmeye çalışıyorum. Bunun için itirafçılara başvurmaya gerek yok ben zaten bağıra bağıra söylüyorum. İtirafçılar üzerinden toplum yozlaştırılmaya çalışılıyor. En büyük örneği de son dönemde görülen İBB davasıdır.”
Savcı tutukluluğun devamını istedi
Davada savcı, mütalaasında tutukluluğunun devamını istedi. Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme Pınar Gayıp’ın yurtdışına çıkış yasağı ile tahliye edilmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 7 Aralık’ta görülecek.
"Göreceğiz, yazacağız, duyuracağız"
Duruşma öncesi üç gazeteci için basın açıklaması yapıldı.
Açıklamada “Pınar, Nadiye ve Elif’i yalnızca ‘tutuklu gazeteciler’ olarak tanımlamak eksik kalır. Onlar sosyalist gazetecilerdir. Gazeteciliği, egemenlerin görmek istemediğini görünür kılmak; işçinin, kadının, Kürt halkının, LGBTİ+’ların, gençlerin ve doğanın sesini duyurmak; sömürüye, baskıya ve adaletsizliğe karşı yükselen mücadeleleri topluma taşımak olarak yapıyorlar” denildi.



