28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaş, ortalığı daha da ateşe vererek devam ediyor. ABD ve İsrail sivilleri öldürüyor, şehirlerin altyapılarını yerle bir ediyor, İranlıların rejim nedeniyle yaşadığı cehennemi daha da harlandırıyor. Dini liderleri Ali Hamaney'in ABD ve İsrail tarafından öldürülmesiyle çökeceği sanılan İran rejimi ise Hamaney'in yerine oğlunu seçerek, rejimi diz çöktürmenin çok da kolay olmadığını gösterdi. İran halkı, rejimden memnun olmayanlar dahil, ülkelerinde insanca bir hayat istiyor. 170 kız çocuğunun ABD-İsrail tarafından bombalanarak öldürülmesi, kolay kolay unutulacak bir trajedi değil. 10. gününü geride bırakan savaşı anlamak için, Ortadoğu konusunun en iyilerinden gazeteci Fehim Taşkekin'e sorduk. Taşkekin, savaşın nereye evrildiğini, Türkiye'nin nasıl etkilendiğini ve etkileneceğini, Kürtlerin nasıl bir tavır alacağını ve İran'la yakın komşu olan Ermenistan-Azerbaycan arasındaki ilişkilerin ne düzeyde olduğunu Agos'a yorumladı.
28 Şubat’ta başlayan savaş 9 Mart itibarıyla 10 güne girdi. Bu 10 günlük savaşı nasıl yorumlamak gerekiyor?
İran, 1979’daki devrimle Amerikan hegemonyasının Ortadoğu düzeninde kaybettiği en büyük coğrafyaydı. 1953’te seçilmiş Başbakan Musaddık’a yapılan CIA-MI6 darbesiyle kazandıkları nüfuzu kaybetmek ağır bir darbeydi. 1979’dan beri devam eden hesaplaşma nihayetinde doğrudan İsrail-Amerikan saldırganlığa ile açık bir savaşa dönüştü. İran’ın Filistinli örgütler ve Hizbullah’a desteği, Suriye ile kurduğu İttifak ve genel olarak oluşturduğu "Direniş Ekseni", Amerikan-İsrail ekseni açısından temel problemdi. Bu gücün nükleer program geliştirmesini İsrail varoluşsal tehdit olarak gördüğünden beri ABD’yi İran’a karşı askeri saldırı için sıkıştırdı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun siyasi kariyeri bu kışkırtmayla geçti. Pedofili lağımı Epstein dosyalarıyla yakasını Mossad’a kaptıran ABD Başkanı Donald Trump, İsrail için son şanstı. Hem Trump’ın şantajlara açık olması hem 2015’te imzalanmış nükleer anlaşmaya ihanet ederken İran’ın balistik füze ve nükleer programları tamamen kapatacak bir anlaşmayı hedef olarak belirlemesi hem de ABD’de İsrail’e karşı kamuoyunun değişmesi, Washington’ı bu kez savaşa sokamazsak bir daha sokamayız değerlendirmesine itti. Burada bir diğer faktör Hıristiyan Siyonist kliklerin bu savaşı Armegeddon olarak görmeleridir. Kongre’de ve kabinedeki temsilcileri bu savaş için Trump’ı fazlasıyla manüple etti. Ayrıca İran’ı ele geçirmek fikri Trump gibi birini baştan çıkartıyor. Petrol, doğalgaz, madenler ve nadir bulunan toprak elementleri ve yatırıma aç 90 milyonluk devasa bir ülke… Ganimetin büyüklüğü baş döndürüyor.
Haziran savaşında sadece İsrail’in savaşa girmesi, ABD’nin kurtarıcı pozisyonda kalması istedikleri sonucu vermedi. İran’ın kabul edemeyeceği üç koşulla teslim alma hamleleri sonuç vermedi. Sadece nükleer konuyla sınırlı müzakere de savaşa hazırlık için zaman kullanmak içindi. Bu savaşın jeostratejik bağlamları da çok önemli. İran’ı çevreleyen ve Amerikalılara üs veren Körfez ülkeleri de savaş kendilerine sıçramadığı sürece İran’ın halledilmesini dört gözle bekliyordu. Onlarca yıl içinde İran’ın Ortadoğu’da kurduğu eksen onlara büyük dert oldu. Bir diğer husus, İran Çin’i çevreleme stratejisinin ön cephesi gibi duruyor. Çin’in İran’da çıkarları büyük, görünmez bir dayanışma da var. İran düştüğünde Asya’nın kapısı da kırılmış olacaktır. Müdahale hibrid bir savaşı da içeriyor. 28 Ocak'ta başlayan silahlı ve sabotajcı grupların devreye sokulduğu şiddetli gösteriler, askeri müdahaleye zemin hazırlamak için kullanıldı. Hesap şuydu: ABD ve İsrail İran’ın güç yapılanmalarını felç eder, rejim kontrolü kaybeder, kitleler sokak baskısını artırır ve sistem yıkılır.

Kafa koparma taktiğiyle gövdeyi başsız bırakma, şok yaratma ve kaosa sürükleme stratejisiyle başladılar. Fakat sistemin işleyişi bozulmadı. Ve yatay organizasyonla misilleme saldırıları planlandığı gibi yürütüldü. İran bu savaşı varoluşsal bir mesele olarak gördü. O yüzden Hamaney, Kerbelai bir direniş olacak dedi. Bu Şii inancında çok yüksek bir motivasyon ve seferberlik kaynağıdır. Hamaney’in bir sığınakta değil de konutunda ailesiyle birlikte ölmesi, İranlılara "Hüseynî" bir ilham verdi; Hamaney’in yokluğu takipçilerinin direncini besleyen bir varlık oldu. Bunu anlamak için Şia’nın anlatılarına da hakim olmak gerekiyor. Bunu anlamak istemeyenler milyonlarca insanın matem gösterilerine katılmasını da görmek istemiyor. Amerikalıların hesabı 4-5 gün yoğun bombardımanla İran’a teslim almaktı. İran düşmanların mühimmat sıkıntısı çekmeye başlayacağı süreyi dikkate alarak, kendini daha uzun bir savaşa hazırladı. Haziranda 12 günlük savaş, İsrail’in SOS vermesine yetmişti. Savaşın uzaması Trump’ın da oyun planına uymuyordu. İran, bu sefer angajman kurallarını da değiştirdi. İran’a karşı topraklarını ve hava sahalarını kullandıran ülkelerin de yanacağını bildirdi. Ve dediğini yaptı. Savaşın bölgeselleşme korkusu denklemin yeniden kurulmasına yaradı. Bir de Hürmüz’ü kapatırım dedi ve fiilen bunu yaptı. Trump’ın Ortadoğu’yu ateşe atan savaşı küresel etkiler barındırıyor. Petrol fiyatlarındaki artış bu savaşı herkesin sorunu haline getiriyor.
Trump rejim değişikliği hedefini bir kenara bırakarak, bir noktadan sonra, kendi narsist kişiliğine uygun bir küstahlıkla İran dini liderini kendisinin seçeceğini söyledi. Bunu bir uzlaşma zemini olarak görüyor. Fakat İran kültürü bu tür müdahalelere duyarlıdır, ters teper. Mücteba Hamaney’in seçilmesi hem bu küstahlığa meydan okuma hem de Amerikan-İsrail’in saldırganlığına karşı direnişe sadakat mesajı taşıyor.
8 Mart’taki yayınınızda, “Savaş boyut değiştiriyor” demiştiniz. Nereye ve nasıl evriliyoruz?
İran’ın komuta merkezleri, askeri tesisleri, savunma altyapısı, füze üretim tesisleri ve füze rampalarını hedef alan saldırganlık bir noktadan sonra ekonomik altyapıyı yok etmeye evrildi. Ülke üzerindeki baskıyı tırmandırmak, çaresiz bırakmak ve rejim yıkılmasa bile onlarca yıl cendere içinde bırakmak için petrol tesisleri, bu arıtma tesisi gibi hayati yerler vuruluyor. Vurulan yerler arasında sağlık kuruluşları da var. Gazze senaryosunu Tahran’a taşıyan bir yaklaşım tekrarlanıyor. İran da bunu yanıt olarak hem savaşan tarafların ekonomik çıkarlarına hem de Amerikan müttefiklerinin enerji hatlarına saldırabilir. Bu savaşta başka bir seviye olur. Tam anlamıyla intihar dalışı olur.
İran, yeni dini liderini seçti: Mücteba Hamaney. Bu savaşı nasıl değiştirir ya da değiştirir mi?
Müçteba Hamaney, savaş koşullarında seçildi. Normalde seçilemeyebilirdi. Burada bir devamlılık mesajı, direnişi canlı tutma çabası, babasının ölümüyle yaratılan sembolizmi siyasi dinamizme dönüştürme hedefi var. Savaş sırasında güç yapılanmalarının etkisi kaçınılmaz olarak artıyor. Mücteba Hamaney, muhtemelen Devrim Muhafızları’nın da tercihiydi. Sonuçta 88 kişilik Uzmanlar Meclisi seçti ama olağanüstü koşullar bu seçimi kanalize etti. Oğul Hamaney, sistemin işleyişini içeriden biliyor. Yüksek Rehberlik Ofisi’nde babasının yanında tüm kritik kurumlarla temas noktasındaydı. Bazı tartışmalar olabilir fakat düzenin devamlılığını temin için onun yeteneklerine güvenenler var. Bazıları İran’ın teslim olmadan direneceğini öngörüyor bazıları da Mütteba Habaney’in hem ABD hem İran için onurlu bir çıkış şansı olacağını düşünüyor. Trump’ın “kabul etmem” dese de savaşın yakında biteceğine dair sözleri sadece petrol piyasalarının hararetini düşürmek için değilse onun da bu lider değişimini satın almaya çalıştığına yorulabilir.

Türkiye’ye ikidir füze gönderiliyor ve imha ediliyor. Bu savaşta Türkiye nerde duruyor ve bu savaş Türkiye’yi nasıl etkileyecek?
İran, Türkiye ve Azerbaycan’a atılan füzelerin sahte bayrak operasyonu olduğunu söylüyor. Bu konuda Ankara ve Bakü’yü temin eden sözler verildi. Askeri uzmanlar da saldırının İran kaynaklı olduğu suçlamasına şüpheyle bakıyor. Ankara Trump’la işbirliğine oynuyor. Trump’ı rahatsız edecek bir pozisyonda olmak niyetinde değil. Türkiye’deki Kürecik radarı dahil NATO üsleri ve tesisleri ABD’ye çalışıyor. Dolayısıyla bunlar İsrail’i koruma işlevi de görüyor. İran, Türkiye’yi karşısına almak istemez. Hem NATO’yu işin içine çeker hem de 300 yıldır istikrarlı sınırlar istikrarsızlaşır. Stratejik olarak gerilimi tırmandırmak mantıklı değil. Erdoğan Ortadoğu’da İran’ı dengelemek için Amerikan oyunlarına çok fazla ortaklık sundu. İsrail’in lehine, Direniş Ekseni’nin aleyhine Suriye’nin çökertilmesi bunların başında geliyor. Fakat İran’a müdahale bu ülkeyi etnik fay hatlarından parçalamayı da içeriyor. Bu da Türkiye’nin alarm verdiği bir nokta. Dısişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a teslim olmanın yollarına dair akıl veren açıklamaları, açık bir şekilde saldırgana yarayan bir içerik sunuyordu. İyi komşuluk ilişkisi bunu kaldırmaz.
Türkiye’de ve komşu ülkelerde önemli bir özne olan Kürtler, hala savaş denkleminde mi? Kürtler nasıl pozisyon alıyor?
İranlı Kürtler, Amerikan-İsrail bombardımanını bir fırsat olarak görüyor. Bu savaşa girmeye hazırlar ama açıklamalarına yansıdığı kadar yeterince güç ve silahları yok. CIA ve Mossad uzun süredir bazı Kürt gruplarla temas halinde. Fakat savaşa girme konusunda Trump’tan beklentileri var. Uçuşa yasak bölge kurulmasını istiyorlar. Irak’ta 1991’de kurulduğu gibi… Yeterli silah, Devrim Muhafızları ve diğer güvenlik güçlerinin iyice bombalanmasını, rejim yıkıldıktan sonra siyasi güvence verilmesini talep ediyorlar. Yani Suriye’de SDG örneğinde olduğu gibi yüzüstü bırakmayacaklarına dair garanti bekliyorlar. Trump bunlardan savaşa girmeleri istedi. İran Kürdistanı Demokratik Partisi lideri Mustafa Hicri ile de konuştu. Fakat bu tür bir müdahalede bir lojistik hat lazım. Trump cephe gerisi için Irak Kürdistan liderleriyle görüştü. "Ya bizden yanasınız ya İran’dan” diye sıkıştırdı. Iraklı Kürt liderler, bunu göze alamadı. Yukarıda çok iyi ilişkilerin kurulduğu Türkiye var. Irak’ın içinde durumları zaten hassas. En önemlisi İran’ın caydırıcı müdahaleleri. İran açıkça İranlı Kürt grupların savaşa sokulmasına ortak olurlarsa Kürdistan bölgesini vurmakla tehdit etti. Bu da planları bozdu. İsrail eğer içeride boşluk oluşacak gibi olsaydı tampon bölge kurup sahaya intikal etmeyi de kafasına koymuştu. Sınır hatlarındaki karargah, karakol ve askeri tesislerini bombalamaları bunun altyapısını hazırlamak içindi. Fakat öngördükleri kadar güç boşluğu oluşmadı. Trump’a bakılırsa Kürtleri savaşa sokma fikrinden vazgeçildi.
"İlişkiler eski kıvamında değil"
İran, Ermenistan, Azerbaycan üçgeninde ilişkiler nasıl şekillenebilir?
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın ABD’yi Trans-Kafkasya’ya sokma çabaları İran için stratejik bir yenilgi anlamına geliyor. Zengezur/Syunik Koridoru’yla zaten İran’ın Kafkasya’ya erişimine darbe vurulacağı endişesi varken bir de bunun Trump Ulaşım Koridoru’na dönüştürülmesi tam anlamıyla tehdit olarak algılanıyor. Erivan, Kafkasya’ya ulaşım hatlarının kesilmeyeceği ve sınırların değişmeyeceği konusunda Tahran’ı temin etmeye çalışsa da ilişkiler eski kıvamında değil. Azerbaycan’ın İsrail’le ortaklığı ise Bakü-Tahran ilişkilerinde ciddi bir gerilim konusu. Savaş sırasında da Nahçıvan Havaalanı’na kimliği belirsiz saldırı gerilimi iyice tırmandırdı. İran’ın istikrarsızlığa sürüklenmesi halinde Azerbaycan’ın tozduman içinde Zengezur/Syunik’i ele geçirmeye kalkışacağına dair korkular da var. İran’ın Zengezur’a karşı pozisyonu aslında Azerbaycan’ın bu tür niyetlerine karşı Erivan’dan yana bir kaldıraç işlevi görüyordu. Fakat Paşinyan’ın ülkenin eksenini Batıya kaydırma çabaları bu tür stratejik değerlendirmeleri aşındırıyor. İran’da Amerikancı bir rejim olmadığı sürece Trans-Kafkasya’daki mevcut denklem devam eder.




