Geciken adalet hakikati de öldürür: Rojin Kabaiş’e ne oldu?

28 Ağustos akşamı X platformunda “Rojin İçin Adalet” başlığıyla düzenlenen dayanışma buluşmasında yaklaşık bin kişi aynı sorunun etrafında toplandı: "Rojin Kabaiş’e ne oldu?"
Konuşmacılardan biri Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş’ti. Diğeri ailenin avukatı Abdurrahman Karabulut. Bir baba neredeyse iki yıldır kızının başına ne geldiğini öğrenmeye çalışıyor. Soruları bitmiyor. Çünkü cevaplar gelmiyor.
Adalet, hakikatin gecikmeden yerini bulmasıdır. Hakikat de zamanla yarışır. Bir kamera kaydı silinebilir. Bir telefonun verileri kaybolabilir. Bir tanığın hafızası zayıflayabilir. Bir DNA örneğinin anlamı bulanıklaşabilir. Bir görüntü üzerine yeni kayıtlar yazılabilir. Bir olay yerinin fiziksel koşulları değişebilir. Ve soruşturmanın başında yapılması gereken bir işlem aylar, hatta yıllar sonra yapıldığında, hukukun elindeki imkân artık aynı değildir.
Bu yüzden bazen geciken adalet yalnızca gecikmiş adalet değildir. Geciken adalet, hakikate ulaşma ihtimalinin de azalmasıdır.
Bir ölümün üzerine düşen ilk gölge
Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te Van’da kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Cansız bedeni 18 gün sonra, 15 Ekim’de Van Gölü kıyısında bulundu.
Ailesinin ve dosyayı takip eden hukukçuların en başından beri itiraz ettiği noktalardan biri, olayın henüz bütün ihtimaller araştırılmadan “intihar” ihtimali etrafında değerlendirilmesi oldu.
Bu çok önemlidir. Bunu Gülistan Doku olayında da gördük. Çünkü bir soruşturmada başlangıç varsayımı, sonraki bütün süreci biçimlendirir.
Eğer bir ölüm ilk anda “intihar” diye okunursa, delile bakış da tanığa sorulan soru da değişebilir. Kamera kayıtlarının aranma biçimi, olay yerinin değerlendirilme biçimi değişebilir. Oysa adaletin görevi bir hipotezi doğrulamak değildir. Adaletin görevi bütün ihtimalleri aynı ciddiyetle sınamaktır. İntiharsa bunu ortaya çıkarmaktır. Kazaysa bunu, cinayetse bunu ortaya koymaktır. Ve hiçbir ihtimal, deliller konuşmadan diğerlerinden daha gerçek kabul edilmemelidir. Rojin olayında neden “intihar” hipotezi doğrulanmak istendi?
İki erkek DNA’sı ve bir yıl süren giz
Dosyadaki en çarpıcı gelişmelerden biri Rojin Kabaiş’in bedeninde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunmasıydı. Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi’nin daha sonra dosyaya giren raporunda bu DNA örneklerinin göğüs ve vajina iç bölgesinde bulunduğu açıklandı. Ancak bu bilginin açık biçimde söylenmesi yaklaşık bir yıl sonra oldu. Diyarbakır ve Van Baroları da bu süreçte ATK’nın önceki raporlarını ve açıklama gecikmesini eleştirdi.
Bir DNA örneği tek başına cinayeti kanıtlamaz. Ama cevaplanması gereken sorular yaratır. Kime ait? Bedene nasıl geçti? Ne zaman geçti? Olayla ilgisi var mı? Bulaş ihtimali var mı? Varsa nasıl? Yoksa neden? Bunların her biri soruşturmanın işidir. Ve bu soruların mümkün olan en erken aşamada sorulması belgelenmesi gerekir.
Çünkü “iki erkek DNA’sı bulundu” bilgisi ile “iki erkek DNA’sının kime ait olduğu araştırılıyor” bilgisi arasında yalnızca hukuki değil, zamansal bir mesafe de vardır. O mesafe büyüdükçe hakikatin izleri küçülebilir.
Şimdi yeni sorular var
Ailenin avukatı Abdurrahman Karabulut başka bir ciddi iddiayı gündeme getirdi. İki gün içinde de yeni bir basın açıklaması yapacağını duyurdu.
Karabulut, otopsi ve toksikoloji kayıtlarında Rocuronium ve Ornidazole bulunduğunu belirterek, özellikle rokuronyumun kısa etkili bir kas gevşetici olması nedeniyle bu bulgunun Rojin’in ölümünden kısa süre önce maddeye maruz bırakılmış olabileceğine işaret ettiğini savunuyor. Avukat bunu cinayet tezini destekleyen önemli bir adli bulgu olarak değerlendiriyor.
Adli Tıp Kurumu’na atfedilen başka bir değerlendirmede ise rokuronyumun Rojin’in 11 Eylül 2024’te geçirdiği kulak ameliyatı sırasında uygulanmış olabileceği belirtiliyor. Ailenin avukatı bu açıklamaya itiraz ediyor ve özellikle midedeki bulgunun ve miktarının ayrıca açıklanması gerektiğini savunuyor. Bu maddeler Rojin’in bedenine ne zaman ne miktarda, hangi yolla ve hangi koşullarda girdi?
Telefon neden önemli?
Rojin’in dijital izleri de yeniden tartışılıyor.
Yakın zamanda soruşturmaya giren bir uzman değerlendirmesinde, Rojin kayıpken Google hesabına iki kez erişildiği ve 10 Ekim 2024’te hesap üzerinden bir “cihaz silme” işlemi gerçekleştirildiği belirtildi. Bu son derece önemli bir iddia.
Çünkü günümüzde bir insanın telefonu yalnızca telefon değildir. Mesajları, fotoğrafları, konumu, görüştüğü insanlar ve son saatlerinin dijital hafızasıdır.
Rojin kayıpken hesabına kim tarafından, nereden ve neden erişim yapıldığı soruşturmanın merkezinde olmak zorundadır. Çünkü adalet yalnızca cesede bakmaz. Dijital hayata da bakar.
Baba neden hâlâ aynı soruları soruyor?
Nizamettin Kabaiş’in konuşmasında belki en ağır olan, “keşke kızımı oraya götürmeseydim” cümlesi ve yeni bir iddiadan çok eski soruların hâlâ cevapsız olmasıydı.
Aile, otopsi sürecinde kimlerin ve neden bulunduğunun açıklanmasını istiyor. Üniversite yetkililerinin rolünün araştırılmasını istiyor. Rojin’in oda arkadaşının ve başka tanıkların ayrıntılı ifadelerinin alınmasını istiyor. Onların sesini duymak istiyor. Hastane, otopsi ve üniversite kayıtlarının incelenmesini istiyor. Kamera görüntülerinin araştırılmasını istiyor. Telefon verilerinin eksiksiz biçimde çözümlenmesini istiyor. Van Gölü’nde o tarihlerde bulunan teknelerin ve başka araçların araştırılmasını istiyor.
Bir hukuk devletinde ailelerin görevi cinayeti çözmek değildir.
Babaların görevi kamera kaydı aramak, DNA raporlarını karşılaştırmak değildir. Annelerin görevi kızım mezarından geri mi çıkarılacak sorusunda kaybolmak değildir. Avukatların görevi soruşturma makamlarının yerine bütün delilleri kendilerinin toplaması değildir. Bunları yapmak devletin ilgili kurumlarının görevidir.
Diyatom testi neden bu kadar önemli hale geldi?
Dosyada tartışılan konulardan biri de diyatom incelemesi. Bu test, belirli koşullarda, kişinin hayattayken suda boğulup boğulmadığının değerlendirilmesine yardımcı olabilen adli yöntemlerden biri.
Aile bu incelemenin yapılmasını talep ediyor. Toplantı gecesi Rojin’in avukatı, eldeki örneklerin test için yeterli olmaması halinde mezarın açılmasının dahi gündeme gelebileceğini söyledi.
Bir anne ve baba için bundan daha ağır hangi talep olabilir? Çocuğunu, sebebini bilmediğin bir şekilde toprağa vermişsin. Yıllar geçiyor. İlk aşamada ihmal ya da başka nedenlerle gereği gibi yapılmayan bir inceleme nedeniyle, henüz yasını bile tutamadığın çocuğunun, hakikate ulaşmak için mezarından çıkarılabileceği söyleniyor. Hukuk buna “fethi kabir” diyor. Peki geciken adaletin etkin insani bedeli bu mu olmalıdır? Çocuğunu ikinci kez kaybetmek değil midir bu?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkili soruşturma anlayışının merkezinde de bu vardır: “ölüm veya ağır hak ihlali şüphesi bulunan olaylarda soruşturma yalnızca teorik olarak mevcut olmamalı; bağımsız, etkili ve gerekli süratle yürütülmelidir.” Çünkü soruşturmanın hızı yalnızca bürokratik verimlilik meselesi değildir. Delilin korunması meselesidir.
Adli Tıp’a güven meselesi
Rojin dosyasında Adli Tıp Kurumu da tartışmanın merkezinde. Baba ve Rojin’in bedenini bulan bekçi, giysilerinin kuru olduğunu söylüyor. Adli Tıp Kurumu’nun 2025’te kamuoyuna yansıyan değerlendirmesinde ölümün suda boğulma sonucu meydana geldiği, ancak olayın oluş biçiminin- intihar, kaza veya dış etken- kesin olarak belirlenemediği ifade edilmişti. “Nasıl olduğu bilinmiyor” yani. Eğer bilinmiyorsa araştırılmalıdır.
Çelişkili uzman görüşleri varsa bağımsız uzman heyetleriyle ya da daha yetkin başka birimlerle yeniden değerlendirilir. Nitekim, bu gecenin konuklarından biri olan Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan kendi deneyimlerinden yola çıkarak Ankara Adli Tıp kurumuna, Rojin’in giysilerinin mutlaka inceletilmesini önerdi.
Adaletin temel mantığı: Bilmediğin yerde durmazsın. Araştırırsın.
“Susmayacağım”
Nizamettin Kabaiş bu gece yaptığı konuşmada bir cümleyi özellikle vurguladı: “Rojin’in adaleti sağlanana kadar susmayacağım.” Bir babanın susmaması elbette önemlidir. Ama asıl soru: Bir baba neden iki yıl boyunca adalet diye bağırmak zorunda kalır?
Adalet yalnızca sesi duyulan ve ısrar edebilen ailelerin ulaşabildiği bir şeyse, orada başka bir sorun yok mudur? Çünkü herkesin Nizamettin Kabaiş kadar direnme gücü olmayabilir. Herkesin avukata ulaşma imkânı olmayabilir. Herkes bin kişinin katıldığı bir sosyal medya buluşması düzenleyemeyebilir. Peki onların çocuklarına ne olur?
Bazen “adaletin gecikmesi”ni soyut bir hukuk problemi gibi konuşuyoruz. Oysa değildir. Geciken adalet somuttur. Ve yıllarca en yakınına ne olduğunu öğrenemeyen bir ailenin hayatıdır.
Şu an adaleti arayanların sorusu Rojin’i kim öldürdü ’den çıkıp, bir genç insanın ölümünü bütün yönleriyle araştırmak için neden bu kadar engel ve zaman gerekti, sorusuna dönüştü.
Dosyanın sonunda nasıl bir gerçek ortaya çıkacak, bilmiyoruz. Ama bugün bildiğimiz bir şey var: Rojin’in ölümünün üzerinden neredeyse iki yıl geçti ve ailesinin en temel soruları hâlâ masada:
İki erkeğin DNA'sı kime ait?
Tanıkları kim, neden susturdu?
Rojin’in Google hesabındaki işlemleri kim yaptı?
Toksikolojik bulguların gerçek anlamı nedir?
Rojin nasıl öldü? Ölmeden önce yanında kim vardı?
Ve en önemlisi: Rojin Kabaiş’e ne oldu?



