Gaye Boraloğlu'ndan yeni roman
"Her Şey Normalmiş Gibi"
Yazar Gaye Boralıoğlu'nun farklı dünyalardan iki insanın ilişkilerini merkeze alarak memleket hallerini ve günümüzü ele aldığı romanı "Her Şey Normalmiş Gibi" okurla buluştu. İletişim Yayınları tarafından yayınlanan romanda yazar, kahramanları Arda ve Lora’nın hikayesi üzerinden hem bireysel hem toplumsal yaralara bakarken, okuru bugünün ruh halini yeniden düşünmeye çağırıyor.
Hikâye, genç bir erkeğin bakış açısından aktarılırken kişisel olanla kamusal olan arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Boralıoğlu, anlatıyı tek bir çizgide ilerletmek yerine İstanbul’un kalabalığıyla Diyarbakır’ın rüzgârını, iç monologlarla toplumsal arka planı, masallarla sert gerçekliği bilinçli biçimde çarpıştırıyor. Ortaya çıkan tablo, “normal” kabul edilen hayatın ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu görünür kılıyor.

“Her Şey Normalmiş Gibi”, günümüz Türkiye’sinde kişisel ilişkilerin toplumsal ve politik iklimden bağımsız düşünülemeyeceğini hatırlatan; aşkı, utancı ve haysiyeti merkeze alan bir roman olarak raflardaki yerini aldı.
Arka kapaktan
Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi? "Her Şey Normalmiş Gibi’de genç bir adamın gözünden bakıyoruz yaşadığımız kaotik günlere. Onunla birlikte hem sevdiği kadını tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz hem de son dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini yeniden gözden geçiriyoruz.
“Ve bir şey daha söyleyeyim bak, aşk gelecek değildir Lora, geçmiştir. Benim kemiklerimden ve etimden ve kanımdan, senin damarlarından ve tükürüğünden doğmuştur aşk. İki insan birbirinin yarınına değil, hakikatine âşık olur. Tarihin fırlatıp o âna attığı iki çıplak varlığız biz. Biz. Yani âşıklar.”
Gaye Boralıoğlu, bir ucu İstanbul’un göbeğinde diğer ucu Diyarbakır’ın rüzgârında gezinen bu hikâyeyi anlatırken, bizleri ikili ilişkiler, varoluş meselelerimiz ve haletiruhiyemiz üzerine düşünmeye davet ediyor. Bazen gayet gerçekçi, bazen masallarla, mitlerle bezenmiş bir dilin imkânlarını ustaca harmanlayarak bizi şu soruyla baş başa bırakıyor: Yaşadığımız çağda sahici bir aşk mümkün mü?

