İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi, insan hakları savunucusu ve avukat Eren Keskin, Almanya'da 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü'nü aldı.
Hakkında verilen yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle ödül törenine katılamayan Keskin’in ödülünü, Kürt siyasetçi ve Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Eyalet Meclisi Başkanvekili Berivan Aymaz teslim aldı. Keskin için konulan boş koltuğa ise sembolik olarak çiçek bırakıldı.
Almanya’nın Köln kentindeki COMEDIA Theater’da düzenlenen törene Keskin, online katılım sağladı. Törende sunucu Bettina Böttinger moderatörlüğünde, Keskin ve Aymaz’ın katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirildi.
Keskin, “Çok uluslararası bir meselenin özneleriyiz. Berivan Aymaz’ın, bulunduğu coğrafyada bir Kürt kadın olarak insan hakları temelli siyaset yapıyor olması çok önemli. Çok eskiden tanışıyoruz ama uzun yıllardır bu koşullar nedeniyle görüşemedik. Dilerim bir gün tekrar bir araya gelir ve görüşürüz” şeklinde konuştu.
Keskin, sunucu Böttinger’in “Maruz kaldığınız baskılar, davalar ve tehditler giderek artarken mücadeleden vazgeçmemenizi sağlayan güç nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Sanırım bunun nedeni şu: Bu devletin ideolojisini çok iyi tanıyorum. Sadece ben değil, benim gibi pek çok insan da tanıyor. İnsanlara anlatılan yalanlar karşısında gerçekleri anlatabilmek, yapılan haksızlıkları ve işlenen büyük suçları görünür kılabilmek benim için çok önemli. Bir süre sonra bu, size güç vermeye başlıyor. Bu aslında cesur olmakla ilgili değil, bir yaşam biçimine dönüşüyor. İnsan bu şekilde mutlu oluyor. Çünkü hâlâ anlatabilen, konuşabilen birileri var.
Her şeyi göze alarak mücadele ediyorum
Çok fazla kaybımız oldu. Kaybettiklerimize karşı hissettiğimiz bir borç var. Bu borcun omuzlarımızda yarattığı bir sorumluluk duygusu var. Ama bu yük sizi olumsuz anlamda ezmiyor, aksine sürekli çalışmaya ve inanmaya yöneltiyor. Bir de yaptığınız işi sevmek çok önemli. Ben yaptığım işi gerçekten çok seviyorum. Her şeyi göze alarak bu mücadeleyi sürdürmeyi seviyorum. Zaten aksi hâlde bunu yapmak mümkün olmazdı. Bu yüzden hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim.”
Böttinger, Aymaz’a Macaristan benzetmesi yaparak Türkiye seçimlerine kadar Erdoğan’ın iktidarını korumak için baskıyı attırıp arttırmayacağına ilişkin soru yöneltti. Aymaz, Türkiye’de iktidarın yargıyı bir araç olarak kullandığını ve meşru olmayan yöntemleri devreye soktuğunu belirterek, uluslararası dayanışmanın öneminin altını çizdi: “Erdoğan, bütün bu araçlarla muhalefeti susturmaya ya da kendi muhalefetini şekillendirmeye çalışıyor. Bunu aslında Putin’in Rusya’sından da biliyoruz. Orada da iktidar tarafından tasarlanmış, oluşturulmuş bir muhalefet var. Yani bir sahte muhalefet. Gerçekten çok farklı yöntemler kullanılıyor. Bu nedenle yurt dışında yaşayan bizlerin bu gelişmeler karşısında sessiz kalmaması ve uluslararası dayanışmayı sürdürmesi daha da önemli hâle geliyor. Otoriter sistemler yalnızca içerideki cesur insanların mücadelesiyle değiştirilemez. Uluslararası kurumların da devreye girmesi gerekir.
“Avrupa Birliği’nden söz ediyorsak, burada özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Selahattin Demirtaş yaklaşık 10 yıldır cezaevinde bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, onun tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna, siyasi nedenlerle özgürlüğünden mahrum bırakıldığına ilişkin kararını yalnızca bir kez değil, birçok kez verdi. Ancak Berlin ile Ankara arasında yapılan siyasi görüşmelerde, bu cesur isimler gündeme getirilmiyor. Bu nedenle harekete geçmesi ve tepki göstermesi gereken kurumlar bunu yapmadığında, bu salonda, bu kentte, bu kadar değerli insanla ve sanatçılarla birlikte ses çıkarmamız çok önemli.”
“Türkiye AİHS’i ihlâl ediyor”
Türkiye’deki hak ihlallerinin yeni olmadığını vurgulayan Keskin, şunları söyledi: “Tüm Avrupa Birliği ülkelerinin imzası olduğu uluslararası sözleşmeler var. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi. Bu sözleşme, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü büyük bir oranda garanti altına almış. Ama Türkiye bunu tamamen ihlâl ediyor. Bugün Türkiye’de Gezi olaylarının yıl dönümü ve şu anda Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özer, Tayfun Kahraman ve diğer arkadaşlarımız tutuklu. Biz yıllarca Selahattin’le birlikte İnsan Hakları Derneği’nde görev yaptık. Selahattin, bir karıncayı dahi incitmeyecek kadar iyi yürekli bir insandır. Sadece siyaseten farklı düşündüğü için intikam uğruna çok uzun yıllardır cezaevinde.
Figen Yüksekdağ ve Kobane davasının tutukluları, hepsi bizim arkadaşlarımız ve çok uzun yıllardır cezaevlerindeler. Ne yapılıyor? Bütün bu arkadaşlarımız için etkili bir çalışma var mı? Bence yok. Türkiye’nin daha çok zorlanması gerekirdi. Ama maalesef devletler arasındaki ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayanıyor. Biz zaten beklentilerimizi devletlerden yana değil, insan hakları örgütlerinden yana belirliyoruz. O nedenle de tüm insan hakları örgütlerinin özellikle uluslararası insan hakları hareketinin verdiği dayanışma bizim için çok önemli. Bu dayanışmanın daha da yükselmesini talep edebiliriz.”
Türkiye’deki demokratik gerilemeye karşı Avrupa’nın tutumuna ilişkin yöneltilen soruya yanıt veren Aymaz, yakın zamanda Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Ankara ziyaretini hatırlattı. “Ziyarette, insan haklarının gündeme gelmediğine eminiz” diyen Aymaz, ziyaretten hemen sonra CHP’ye yönelik çıkarılan “mutlak butlan” kararına dikkat çekti.
“Devletin yöntemleri değişti, politikası değişmedi”
Ardından Eren Keskin de soruyu yanıtladı: “Bu coğrafyada hiçbir zaman hukuki yöntemler ya da bir hukuk devleti olmadı. Sadece bugün farklı olan şu: Bir zamanlar Kürdistan’da yaşanan hak ihlâllerini görmek istemeyen, zorla gözaltında kaybedilen kontrgerilla cinayetlerinde katledilen insanlarımızı görmeyen bazı çevreler de bugün baskı altında. Bugün her şey yeniymiş gibi görülüyor ama bu coğrafyada devletin yöntemleri değişti fakat politikası hiç değişmedi. Çok değişik kimliklerin etnik, dinsel, inanç, cinsiyet kimliklerinin bir arada yaşadığı bir coğrafyada herkes tek bir kimliğin içine sıkıştırılıyor: Türk ve Sünni Müslüman kimliği. Bunun dışındaki tüm kimlikler ya yok edilmiş ya da yok sayılmış. Yüzyılın en büyük suçunun işlendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bütün suçların yasak konuşmasının yasaklandığı bir resmi ideoloji. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz.
“Maalesef ki kendilerini ilerici, devrimci olarak tanımlayanların bile resmi ideolojinin kırmızı çizgileri söz konusu olduğunda hemen aynı görüşte olabiliyorlar. Türkiye şu an korkuyla yönetiliyor. İnsanlar gözaltına alınıp tutuklanmaktan, işlerini kaybetmekten korkuyorlar. Çok çeşitli korkularla yönetiliyorlar. Yeterince bir karşı çıkış var mı derseniz, bence yok. Ama mücadele edenler var. Kürt hareketi, kadın hareketi, LGBTİ+ hareketi ve bir kısım sendikalar ile sol hareket var. Tabii ki bunlar çok büyük bir baskı altında. Örneğin ben, şu an bunları konuşurken ‘suç’ işliyorum. Eminim bu konuşmalarım da bir soruşturma nedeni olacaktır. Bu baskılar çok belirleyici ama yine de mücadele edenler, vazgeçmeyenler de var.”
Konuşmaların ardından Eren Keskin’i tanıtan Maria Binder imzalı “Eren” adlı belgeselin bir bölümü gösterildi ve Kürtçe müzik dinletisi yer aldı. Belgeselin tamamı, yarın saat 18.00’de Kölner Filmhaus’ta gösterilecek.
Ödül hakkında
10 bin avro değerindeki “Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü”, Şubat 2025’te yaşamını yitiren Alman liberal siyasetçi ve insan hakları savunucusu Gerhart Baum anısına veriliyor. Ödül, insan hakları mücadelesi veren, yükselen ırkçılık ve aşırı sağa karşı örnek bir duruş sergileyen, çoğu zaman kişisel riskler üstlenerek çalışan kişilere veriliyor.
Ödülün önceki sahipleri arasında, Women in Exile, Maria Kalesnikava, Katja Petrowskaja, Afgan kadın hakları savunucularının sürgündeki grubu HAMI yer alıyor.



