Hrazdan Kanyonu ve sahipsiz bir Sovyet mirası

Ermenistan’ın kalbi Kentron bölgesindeki hareketli caddelerden sıyrılıp Kond Yaya Tüneli’nin basık ve nostaljik atmosferine adım attığınızda, sizi modern dünyadan koparıp geçmişe bağlayan bir zaman yolculuğu başlar. Tünelin bitiminde Hrazdan Nehri’nin derin vadisiyle buluşan Dzorapi Caddesi, ziyaretçilerini sadece doğasıyla değil, Sovyet döneminden bugüne uzanan derin bir hafıza ve günümüzün getirdiği keskin tezatlarla karşılar.
Anıt pulpulaklar
Caddede adım atar atmaz gözünüze çarpan ilk detay, Ermeni kültürünün ve kentsel dokusunun en samimi sembollerinden biri olan "pulpulak" (պուլպուլակ) adlı içme suyu çeşmeleridir. Sovyet döneminde kanyondan geçen halka tatlı dağ suyu sağlamak amacıyla inşa edilen bu taş yapılar, el değmemiş kaynaklardan gelen buz gibi sularıyla sadece birer serinleme noktası değildir. İki lisanda (Ermenice ve Rusça) yazılmış kitabeleri incelendiğinde, bu çeşmelerin hatırı sayılır bir kısmının 1940'lı ve 1950'li yıllarda yapıldığı görülür. Üzerlerindeki isimler, Sergey Oganyan, Sergey Tyulenin ve Zoya Kosmodemyanskaya gibi II. Dünya Savaşı'nda canını feda etmiş gençlerin ve yerel Ermeni askerlerin anılarını yaşatan birer sokak anıtıdır.

Zamanında baraj, hidroelektrik santrali işçileri ve mühendislerin soluklandığı bu güzergâhtaki pulpulakların bir kısmı, otoparkında 675.000 euroluk Lamborghini’lerin cirit attığı bir restoranın hemen arkasında kalmış. Restoranın şatafatlı dış cephesi ile hemen arkasındaki müştemilatın gölgesinde suları kesilmiş bu anıt çeşmelerin durumu, kanyonun yaşadığı ticari dönüşümü ve hafıza kaybını derin derin düşünme fırsatı sunar.
Hayrenik İstasyonu
Restoranın arka kaldırımının bitmesiyle, ziyaretçiler kendilerini eski Sovyet ekolünün Ermeni heykeltıraşlarına ait, kaderine terk edilmiş heykellerin yer aldığı sessiz bir parkta bulur. Bu melankolik parkın sol tarafında beliren eskimiş, bakımsız kalmış ve mavi boyaları pul pul dökülmüş beton merdivenler, kanyonun en hüzünlü ama bir o kadar da büyüleyici noktasına, tarihi Yerevan Çocuk Demiryolu’na açılır.
9 Haziran 1937’de açılan bu dar hatlı demiryolu, çocuklara küçük yaşta makinistlikten bilet kesimine kadar demiryolu mesleklerini uygulamalı öğretmeyi amaçlayan devasa bir Sovyet eğitim projesiydi. Hattın kalbinde yükselen pembe ve krem renkli tüf taşından yapılmış Hayrenik (Vatan) İstasyonu, ünlü Ermeni mimarlar Mikael Mazmanyan ve Gohar Grigoryan’ın elinden çıkma bir Neoklasik şaheserdir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da bir süre işletilen hat, bakımsızlık ve finansal zorluklar nedeniyle yakın geçmişte, 6 Temmuz 2024’te kapılarını tamamen kapatarak operasyonlarına son verdi. Bugün kırık dökük camları, solmuş boyaları ve yabani otların sardığı beyaz taş korkuluklarıyla bu bina, bitmiş bir dönemin en hüzünlü anıtı olarak sessizliğe gömülmüş durumda.

Zamanın durduğu salonlar ve vitrayların gölgesi
İstasyonun ana bekleme salonuna adım atıldığında, tavanı kaplayan devasa dairesel ahşap avizeler ve dökülen sıvaların arasından sırıtan çıplak tuğla duvarlar tam bir Urbex (kent keşfi) manzarası sunar. Bir zamanlar çocuk seslerinin yankılandığı bu geniş salonda, şimdilerde sadece yerdeki molozların ve kırık camların üzerinde gezinen rüzgârın uğultusu duyuluyor. Karşı duvarda yer alan renkli vitray pencereler, kırık dökük hallerine rağmen dışarıdan süzülen gün ışığını hâlâ mavi ve turuncu tonlarında içeriye üflüyor.
Gürül gürül Hrazdan
İstasyon binasının üst katına çıkıldığında ise insan elinin yarattığı bu sessiz yıkıma inat, doğanın zamansız cömertliği tüm ihtişamıyla kendini gösterir. Kanyonun vahşi yeşilliğine tepeden bakan bu masalsı, açık mavi sütunlu terastan aşağıya doğru baktığınızda, Hrazdan Nehri’nin gürül gürül akan serin suları sizi karşılar. Doğanın hiçbir cimrilik yapmadan, tüm coşkusuyla sunduğu bu su harikası, asırlık ağaçların yeşil yaprakları arasından köpürerek akarken kanyona muazzam bir hayat enerjisi üfler. Klasik mimarinin zarafetini taşıyan bu revaklı balkon, nehir vadisinden gelen serin rüzgârı içeriye buyur ederken, insanlığın terk ettiği bu alanda doğanın nasıl kendi hükmünü sürmeye devam ettiğini izlemek için en büyüleyici izleme noktasına dönüşür.
Paslı raylar, çöpler ve çürüyen gelecek
İstasyon alanının en can acıtıcı kısmı ise rayların üzerinde yaşanıyor. Açılış yılında Podolsk fabrikasından hediye edilen ve günümüzde Ermenistan'ın tescilli en eski treni ünvanını taşıyan o tarihi paslı buharlı lokomotifin üzeri mavi bir brandayla kapatılarak kaderine terk edilmiş durumda. Vagonların içi ise geceleri burayı mesken tutanlar tarafından neredeyse bir çöplüğe dönüştürülmüş. Yere saçılmış boş içki şişeleri ve duvarlardaki grafitiler, geçmişin o neşeli çocuk vagonlarının bugünkü sessiz çürümesini gözler önüne seriyor. Peron seviyesinde asırlık çınarların altında ilerlerken, tarihi taş kemerlerin önüne gelişigüzel yığılmış çöp torbaları bu mirasın sahipsizliğini yüzünüze çarpar.

Geleceğe direnen taş çocuklar
Tüm bu ihmalin tam karşısında, bazalt taş duvarın üzerinde yükselen beyaz iki taş kabartma (rölyef) ise zamanın tüm yıpratıcılığına direniyor. Eski Sovyet ekolünün Ermeni heykeltıraşlarının elinden çıkan ve ağaçların gölgesinde özgürce koşan, neşeyle top oynayan çocukların dinamizmini taşa hapseden bu rölyefler, üzeri çatlaklarla kaplanmış ve köşesinden yara almış halleriyle, istasyonun cıvıl cıvıl olduğu dönemlerdeki o masum çocukluk enerjisini günümüze taşımaya ve bu kanyonun gerçek sahibinin kim olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.


