Hüsamettin yani Asadur’un tek amacı var: Vaftiz olabilmek
Uzun yıllar Malatya’da Agos gazetesinin dağıtımını da yapan, “Asadur Kayıp Kimliğinin İzinde” belgeselinin kahramanı Asadur Bey’den bahsediyorum. Artık 80’li yaşlarını bulan ve İstanbul’daki yakınlarının yanına taşınan Asadur Beyi yani Hüsamettin Kurultay’ı, belgeselin 7 Aralık’taki ilk gösteriminden bir süre sonra Agos’ta ağırladık, hikâyesini bir de kendisinden dinledik. Belki de Anadolu’da birçok Müslümanlaşmış Ermeni’nin yaşadığı yaşadığı bir tarih bu, ama içinde kavuşulamamış bir aşk hikâyesi de var. Başlayalım.
Hüsamettin Kurultay adıyla 1944 yılında Malatya Ordüzü’nde dünyaya gelen Asadur Bey, Aşkhen (Ayşe) Hanım ve Vaiz Bey’in beş çocuğundan ikincisi. 1915 yılında henüz 14-15 yaşlarında olan dedesi Hasan Bey ve onun 5-6 yaşlarındaki kardeşi Hamo, Bezirgan’dan Malatya’ya doğru sürgüne çıkarılmışlar. Ancak Hamo’nun küçük bedeni bu yolculuğa dayanamamış ve yolda vefat etmiş. Hasan dede ise Gale Köyü’nde Hacı Ağa isimli Müslümanlaşmış bir Ermeni ile tanışıp onun yanında kalmış. Daha sonra yine Müslümanlaşmış bir Ermeni olan Elif Hanım’la evlenmiş. Bu evlilikten Asadur Bey’in babası Vaiz Bey ve amcası Muhammed Bey dünyaya gelmiş.
Baba Vaiz Kurultay, Hasan Çuhacı, Hamit Fendoğlu gibi isimlerle Demokrat Parti’nin ildeki kurucularından. 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle Vaiz Bey ve arkadaşları aktif göreve başlamışsa da bazı anlaşmazlıklar yüzünden Vaiz Bey partiden istifa etmiş. Kimi zaman ayda bir kimi zaman 15 günde bir yayınlanan Koca Vaiz Gazetesi’ni çıkarmaya başlamış. Hüseyin Karataş’ın Gayret Matbaası’nda basılan gazetenin ömrü ancak bir, iki yıl sürmüş. “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye atılan manşetin uzun zaman konuşulduğunu hatırlıyor Asadur Bey.
Gelelim Emoş Nene’ye. Kürt Beyi İbrahim Aydın’ın kızı Emine Aydın, namı diğer Emoş Nene, Asadur Bey’in hayatında çok önemli ve özel bir insan. 1915 yılında 13-14 yaşlarında olan Emoş Nene, bir gün güz salatalıklarını toplayıp, eşeklere yüklemiş. Evine dönerken, atların ayak izlerinde birikmiş suları içen bir kafile görüyor. Hemen çuvalları delip salatalıkların yokuş aşağı dökülüp onlara ulaşmasını sağlıyor, çeteciler kurşun yağmuruna tutuyorlar onu ama kurtuluyor.
Emoş Nene, Aşkhen yani Ayşe Hanıma bazen “Kalk bacılığına gidelim” dermiş, yani Lusin Hala ve Ohannes Enişte’ye. Onlar Ermeni ve Hıristiyan olarak yaşarmış, karşılıklı gidilir gelinir, görüşülürmüş. Ancak çocukluğunda, Ermenilere taş atıp, “gavurlar” dediği de olmuş Asadur Bey’in. Ne zaman ki, okulda “dönük” lafını duymuş, hemen eve koşup annesine sormuş. Aşkhen yani Ayşe Hanım, geçiştirmeye çalışmış, “Belki dayın bilir” deyip konuyu kapatmış.
Emoş Nene aileyi nüfusuna alıyor
Asadur Bey ve kardeşleri küçükken, Emoş Nene, anneleri Aşkhen yani Ayşe Hanım’ı çocuklarıyla birlikte nüfusuna almış, onları çocukları ve torunları olarak büyütmüş. Niyeti mal varlığını onlara bırakmak. Vaiz Beyi ise bazı bürokratik nedenlerle nüfusuna alamamış.
Emoş Nene, Aşkhen yani Ayşe Hanıma bazen “Kalk bacılığına gidelim” dermiş, yani Lusin Hala ve Ohannes Enişte’ye. Onlar Ermeni ve Hıristiyan olarak yaşarmış, karşılıklı gidilir gelinir, görüşülürmüş. Ancak çocukluğunda, Ermenilere taş atıp, “gavurlar” dediği de olmuş Asadur Bey’in. Ne zaman ki, okulda “dönük” lafını duymuş, hemen eve koşup annesine sormuş. Aşkhen yani Ayşe Hanım, geçiştirmeye çalışmış, “Belki dayın bilir” deyip konuyu kapatmış.
“25 sene kimseye anlatma”
Mamoş Dayı, 25 sene kimseye anlatmaması sözünü alıp, büyük dede Asadur Efendi’nin Harput’te yaşayan bir keşiş olduğunu, ailesinin öldürüldüğünü anlatmış. Hatta anneannesinin Amerikan Koleji’nde okuyan bir ağabeyi olduğunu, yurtdışına gittiğini ama adını bile bilmedikleri için bulamadıklarını söylemiş. Asadur Bey, akrabalarına, sevdiklerine bir zarar gelir korkusuyla dayısına verdiği sözü tutmuş. Ta ki, adını bile anmaya korktuğu Asadur dedesi rüyasına girip “Ben senin dedenim. Benim adımı neden yaşatmıyorsun kuzum?” diye sorana kadar.
Sosyalist çevreyle tanışmak
Yıllar geçiyor, Hüsamettin Kurultay yani Asadur, büyüyor. “Dönük” lafını duyduğunda okulu bile bırakmak isteyen Asadur Bey, önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanıyor, kitapların kalınlığını görünce vazgeçiyor. Ardından Ankara Türk Dili ve Edebiyat Fakültesi’ne geçiyor ama burada da zorlanacağını düşünüyor ve arkadaşlarının yönlendirmesiyle Coğrafya Fakültesi’ne geçiyor.
O günleri şöyle anlatıyor:
“68 kuşağıyım, gençlik yıllarımda sosyalistlerle hareket ettim, bir dönem Perinçekçi oldum, sonra Sosyalist Emek Partisi’nin kuruluş girişimini başlattım” diyen Asadur Bey, bu yıllarda hâlâ Hüsamettin adını taşıyor ama bir gün okul kantininde afiş asmaya gelen Gün Zileli ile tanışıyor ve onun “Yahu adın çok uzun, Hüsam olsun” demesiyle yeni ve daha kısa bir ismi oluyor. İbrahim Kaypakkaya, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Dersimli Hüseyin, herkes, onu Hüsam diye tanıyor. 12 Mart Darbesi’nden de Hüsam diye tanındığı için kurtulduğunu anlatıyor.
Annesi Aşkhen yani Ayşe Hanım, “Oğlum M. ile evleneceksin değil mi?” diye soruyor, saygıdan “Siz bilirsiniz” diye cevap veriyor ama yüreği bayram ediyor. Ancak M. “Ben evlenmeyeceğim” diyor. Dünya başına yıkılıyor Asadur Bey’in ama yakışık almaz diye sebebini sormuyor. Belki aile yapılarının, inançların farklılığı diye düşünüyor. Ama şu da var ki M. hiç evlenmiyor. “İsa Mesih’e aşıktı, rahibe gibi yaşamayı tercih etti” diyor Asadur Bey.
“Ben evlenmeyeceğim’ yanıtını alınca...
Gelelim kavuşulamayan aşk hikâyesine. Malatya’da iken daha ortaokulda bir kıza sevdalanıyor Asadur Bey, ismi bizde saklı, M. adında bir Ermeni kıza. Katolik Ermenilerden. Babası çok önemli bir usta olduğu için sürgün edilmemiş. O vakitler namaz kılarken, okulda öğretmen soru sorarken bütün dualarında M. var. “Ruhu da kendi de çok güzeldi, çok akıllıydı, benim kıymetlimdi” diye anlatıyor kavuşamadığı aşkını. M. okulu Asadur Bey’den önce bitiriyor ve sonra eczacı oluyor. Asadur Bey ise yıllar sonra Gerger’de öğretmenliğe başlıyor. İlk yılın Şubat tatilinde eve gidiyor. Annesi Aşkhen yani Ayşe Hanım, “Oğlum M. ile evleneceksin değil mi?” diye soruyor, saygıdan “Siz bilirsiniz” diye cevap veriyor ama yüreği bayram ediyor. Ancak M. “Ben evlenmeyeceğim” diyor. Dünya başına yıkılıyor Asadur Bey’in ama yakışık almaz diye sebebini sormuyor. Belki aile yapılarının, inançların farklılığı diye düşünüyor. Ama şu da var ki M. hiç evlenmiyor. “İsa Mesih’e aşıktı, rahibe gibi yaşamayı tercih etti” diyor Asadur Bey.
Kavuşamadığı aşkı ile arkadaş olmak
Çok iyi dost oluyorlar. M. İstanbul’da eczacılık yaptığı dönemlerde Asadur Bey sık sık ziyaretine gidiyor. 19 Ocak 2007 günkü ziyaretini Asadur Bey’den dinleyelim: “Hrant öldürüldüğünde herkes çiçek bırakmak, mum yakmak için vurulduğu yere gidiyordu. Eczanesine gittim, neden oraya gitmediğini sordum. Dar kafalıymışım gibi baktı. Meğerse çiçeğini bırakmış, duasını etmiş gelmiş bile.”
Yakın bir tarihte M. ne yazık ki vefat etmiş. Bu Asadur Bey için tarif edilemez bir acı. Ziyaretlerinde likör ve kahve ikram eden M.’den likör tarifi alıp yapmayı öğrenen Asadur Bey hâlâ onun anısına likör yapıyor.
Ve şimdi gelelim Hüsamettin Kurultay’ın kimliğindeki nüfus hanesini İslamdan Hıristiyana çevirmesine. Düşünüp duruyordum çünkü, kimliğini çoktan öğrenmiş bir kişi neden bu kadar yıl bekledikten sonra böyle bir değişikliğin ihtiyacını duyar ki?
Hiç olmazsa aynı mezarlıkta olsalar?
M. henüz hayatta iken, ancak bir yandan hastalıklarla boğuşurken, Asadur Bey Aram Ateşyan’ın Patrik Vekili olduğu yıllarda onunla görüşmeye gitmiş. Hıristiyan olmak istediğini ama Katolik Ermeni Kilisesi’ne bağlı kalmak istediğini söylemiş. Aram Sırpazan da doğal olarak Ermeni Katolik Kilisesi’ne başvurması gerektiğini söyleyince de Samatya’daki Ermeni Katolik Kilisesi’ne gitmeye başlamış. Ve tam da o günlerde Fatih Nüfus Dairesi’ne gidip kimliğinin din hanesini Hıristiyan olarak değiştirmiş. O yıllarda soy ağaçları artık netleşmiş durumda. Ama bir sorun var: Asadur Bey hâlâ vaftiz olabilmiş değil. İsmi de nüfusta hâlâ Hüsamettin.
Şu günlerde Ermeni Katolik Kilisesi üyesi olmak için arzusunu din adamlarına iletmeye çalışan Asadur Bey, “Hastayım, arzum Hıristiyan olarak, M. gibi Şişli Katolik Ermeni Mezarlığı’na gömülmek” diyor. Belli ki M. ile yanyana olmasa da aynı mezarlığa gömülmek istiyor.
Şunu düşünmeden edemedim sohbetimiz bittiğinde: “Yine su çatlağını bulma arzusunda, haçını çıkar yürü Asadur, umarım dileğin sen toprağa düşmeden vaftiz olmanla taçlanır.”

