Cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 435 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına 34’üncü günde devam ediliyor.
Bugün savunma sırası Ekrem İmamoğlu'nda.
İlk duruşmada İmamoğlu'nun savunma yapması engellenmişti. İmamoğlu, 8 Temmuz'da duruşmada mahkeme heyetiyle savunma süresinin sınırlandırıldığı gerekçesiyle tartışmış, mahkeme başkanı, İmamoğlu'na “Savunma yapmak istemiyorsanız 'susma hakkımı kullandım' şeklinde zapta geçer, celseyi kapatırım” diye yanıt vermişti.
İkinci duruşmada İmamoğlu ve avukatları; çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabilecek. Bugüne dek pazartesi ve perşembe günleri arasında görülen dava, İmamoğlu’nun savunması sebebiyle bu hafta cuma ve cumartesi günleri de devam edecek. Bu kapsamda, ikinci celse sonunda bu perşembe günü yapılması beklenen ve yeni tahliyelerin olabileceği tutukluluk incelemesi de cumartesi günü yapılacak.
Halk TV ve Gamze Altunay unutulmadı
BirGün'deki habere göre saat 10.10 itibarıyla duruşma salonuna girişler başladı. Basında önce turkuaz basın kartı olanlar içeri alındı. Ardından uluslararası basın kartları da giriş için yeterli görüldü. Salonda sık sık, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Hak, hukuk, adalet” sloganları atıldı. Sabah saatlerinde kayyım atanan Halk TV de unutulmadı, salonda Halk TV’ye özgürlük” sloganları atıldı.
Öte yandan gazeteciler, aylardır İBB duruşmasını takip eden ancak bugün çalıştığı binaya bile alınmayan meslektaşları Gamze Altunay'ı unutmadı, oturduğu yeri boş bıraktı.
Salona girişler sürerken, YENİ Parti lideri Özgür Özel, Dilek İmamoğlu ve Selim İmamoğlu da alana geldi.
Özgür Özel şöyle dedi: "Daha yolun başındayız. Sakın umutsuzluğa kapılmayın, Halk TV’yi de kapattılar demeyin. Halk TV gibi bir yayına katlanamayan, susturayım ki muhalefet sesini duyuramasın, susturayım ki Özgür Özel konuşacak duruma gelmesin diyorsa bir iktidar, o bitmiştir."
İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde öne çıkanlar şu şekilde:
Ailelere seslendi, yol arkadaşlarına teşekkür etti
Ekrem İmamoğlu, sanık kürsüsüne geldi, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. İmamoğlu'na mesleği soruldu, “İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım" dedi.
Gazeteci Fatoş Erdoğan'ın X'ten aktardıklarına göre "Benimle birlikte bu salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var, dostlarım var; birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar var. Her birinin gözünün içine bakarak bir kader birliği yapıyoruz ve o insanlarla gerçekten taarifsiz bir tarihî dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Her birisinin yaşamı bir kitaptır; her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların taarifsiz duygularla kaleme alınması gereken ve geleceğe aktarılması gereken hikâyeler barındırmaktadır. Bu manada her birisiyle gurur duyduğumu, her bir arkadaşın buradaki büyük bir kısmıyla da burada tanıştım.. Elbette aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım; İstanbul'a, Beylikdüzü'ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımı altını çizerek tekrar ediyorum ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası. Ben değil sadece, bence milletimiz de milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor; aileleri de, dostları da, komşuları da onlarla gurur duyuyor.
Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Bu insanlar kilometrelerce yaptılar; belki her birinin siviye geliş-gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanlar aileleri, ziyaretlere geldiler; onlarla acılarını ve hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese de kapıda gelip beklediler. O insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim inan zorlanıyorum, kucaklıyorum her birini. Tarihî bir mücadele hattı kurdular, "aile dayanışma ağı" adeta diye tariflediler. Orada umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm. Mini minnacık çocuklar, niçin bu durumda olduğunu bilmediği annelerini, babalarını ziyaret ettiler; anlam veremediler, anlamlandıramadılar. O minicik çocukların, gençlerin, evlatların o miniminnacık ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum, onları sımsıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakarlıkla ailelerine sahip çıktılar, çünkü burada yaşanan şey normal bir yargılama süreci olmadı, olmuyor. İnsanların sıfır noktasında gelirleri var ve Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular, sürüldüler. 500-600 kilometre Türkiye'nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar.
Çünkü onlardan, bu süreci tasarlayanların istekleri vardı; hukuksuz istekleri vardı. O hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu manada bu büyük ızdırabı onlar yaşarken en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum. Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam evimdeki ekmeğimle, aşımla o ailelerin yanında olacağımı, ekmeğimi paylaşmaya kadar o insanların kaderdaşı olacağımı, sadece onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapise koyup bunu rakamını vermekten gurur duyanların karşısında ve hapishanelerdeki kader mahkumlarının da yanında olup onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi ve bu ülkeyi bir adaletli bir ülke olma noktasında bir nefer gibi çalışacağımı; hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum.
Tarihi bir mücadele hattı
Medyascope'tan Furkan Karabay'ın aktardıklarına göre tarihi bir mücadele hattının kurulduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Mini minnacık çocuklar niçin burada olduğunu bilmediği ailelerini ziyaret ettiler. O minik çocukların, gençlerin o mini minnacık ellerinden yanaklarından öpüyorum” dedi. Normal bir yargılama sürecinin yaşanmadığını belirten İmamoğlu, İBB davası tutukluların büyük bir zulüm ve hukuksuzluk yaşadığını söyledi. “Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi imkana sahip olursam o ailelerin yanında olacağımı, kaderdaşı olacağımı sadece onları değil bu ülkede bir nefer gibi çalışacağımı belirtmek istiyorum” diyen İmamoğlu, eşine seslendi ve “Dilekçiğim seninle gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.
Avukatlara teşekkür
Avukatlara özellikle teşekkür ettiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, Türkiye’deki hukuk sisteminin geldiği noktada avukatların adliyeye bile gelemediği günlerin ızdırabını yaşadığını belirtti. “Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, muhatabını tarih yazdı. “Biliyorum ki hesap verecekler” diyen İmamoğlu, “Avukatlarımdan biri tutuklu. Avukatımın avukatı gözaltına alındı. Sadece ailelerimiz, aile yakınlarımız, babalarımız, annelerimiz değil hukukçularımız da ızdırabın muhatabı oldular. Hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yargı mensuplarının tutum ve tehditlerini, parmak sallamalarını dinledim” dedi. “Bir savcı, vatandaşı tehdit edemez ama bunların tam tersini yaşadım, yaşayanlardan dinledim” diyen İmamoğlu, “En acısı haysiyet cellatlığı, masumiyet karinesinin ihlal edilmesi, tutuklu yargılamanının bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi…” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik olmak üzere partililere seslenen Ekrem İmamoğlu, “Onlarla gurur duyuyorum” dedi. Baskılara rağmen adalet için meydanlarda direnen herkese teşekkür ettiğini belirten İmamoğlu, “Mücadelenin sesi olan bu ülkenin pırlanta gibi gençlerine teşekkür ediyorum. Adalet için dua eden herkese teşekkür ediyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. ‘Allah’ım beni aileme mahçup etme, doğduğum bulunduğum yere beni mahçup etme’ diye dua ettim” ifadelerini kullandı.
Erdoğan hatırlatması
Ekrem İmamoğlu, “Bir söz okuyacağım” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soygunun ardından yaptığı açıklamasındaki “Türkiye’de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Elbette bu adımları atarken boğazlarına kadar çamura batmış olanların tamamen ‘çamur at izi kalsın’ mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza karşı, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapmasına da müsaade etmeyeceğiz.” sözünü hatırlattı. İmamoğlu, “Tebrik ediyorum, kim ki yargılaması bitmeden, yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor, kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa” dedi.
"Umudu kimse söndüremez"
Ekim ayının memleket için de çok önemli bir ay olduğunu belirten İmamoğlu, "İBB Başkanı olduğumda Ekim ayına başka bir heyecan ile baktım. İstanbul'un 5 yıl işgal altında tutulduğunu çok az kişi bilir. 6 Ekim, İstanbul'un kurtuluş gününü başka bir şevk ve bakış ile andık, anlattık. O 5 yılın nasıl geçtiğini, nasıl bir zulüm ile geçtiğini, nasıl şehitlerin verildiğini, sinmiş, sönmüş bir İstanbul var sanılırken, arka sokaklarda nasıl bir mücadele verildiğini okudukça gurur duydum. O mücadeleyi bildiğim için bendeki umudu kimse söndüremez” ifadelerini kullandı.
"Çıldıracağım..."
“Türkiye Cumhuriyet bir operasyon cumhuriyete döndü” diyen Ekrem İmamoğlu, “Çıldıracağım, bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaatle bu yapılabilir? Her şeyin önündedir bu memleket. 87 milyon yurttaşımız her sabah şafak operasyonuna uyanıyor. Bazen son dakikalar peş peşe düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Operasyon Cumhuriyeti’ne dönüştü” ifadelerini kullandı. Fon soygununa da değinen İmamoğlu, “Sosyal medya yasakları, gazetecilere olan baskı hani bilgi ulaşmasın nasıl engelleriz bakışı enterasan seviyeye ulaştı. Kuzey Kore’ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı” dedi.
Tutuklu gazetecilerin isimlerini tek tek söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bu tutuklama kararını veren hakim bilmiyor ama ben biliyorum. Cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum” dedi. Sosyal medya yasaklarından bahseden İmamoğlu, “Uluslararası bir işbirliği var. Flash TV ile başlayan medya operasyonları Tele1, Merdan Yanardağ konusu üzerinden ilerledi. T24’ün sesini kestiler ve bu sabah son medya vurgunu. Biz vurgun ülkesi olduk. Fon vurgunu, zam vurgunu… Son medya vurgunu, Halk TV operasyonu” dedi.
Gürlek'e: "Operasyon bağımlısı"
Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki gösteren İmamoğlu, “Neymiş ihaleye fesatmış, boy boy yalanlar. Akılları sıra milleti kandıracaklar” dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten bahseden İmamoğlu, “Operasyon bağımlısı” dedi. AKP’yi uyaran İmamoğlu, “Sizi operasyon girdabına sokan bir süreçle iç içesiniz. Allah size akıl fikir versin. Kaybettikleri her şey, milletin güvenini kaybetmişler bütün bunları telafi edeceklerini operasyonlarla her şeye sahip olacaklarını zannediyorlar” dedi. “Allah bu ülkeyi minik akıllardan korusun” diyen İmamoğlu, “Millet beğenirse izler, beğenmezse izlemez. Siz benim anacığıma hangi kanalı izleyeceğine karar mı vereceksiniz? Hadi oradan” ifadelerini kullandı.
"Adalet Bakanı fon vurgununda kılını kıpırdatmadı"
Furkan Karabay'ın haberine göre Adalet Bakanı Akın Gürlek’e fon soygunu üzerinden tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. Bir ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca” dedi.
İmamoğlu, şunları söyledi:
"Hani delil koruma? Aynı iktidarın başka dosyalardaki hızını hepimiz biliyoruz. Birazdan değineceğim. Bir belediyeye şafak vakti girilir. Bilgisayarlarına aynı gün el konur. Vatandaşın milyarlarca dolarlık birikimi söz konusu olduğunda, o hız gösterilmedi. Ekrem İmamoğlu'nun evine sahurda gelindi. Sahurda, sahurda. Ey halkım, sahurda. Sahur sofrasından dakikalar sonra gelindi. Utanmazlar! Bu soruşturmada tutuklu siyasetçi sayısı kaç? Sıfır. Kim inanıyor buna? Ey halkım, bu yapılan fon vurgunu, asrın soygunu; siyasi iktidarın, hükümetin yetkilileri içindedir. İçinde olmadan bunu yapmaları mümkün değildir. Denetimsizlik ve kurumlar arasındaki ilişkilerde ayırmacılık, kayırmacılık, nepotizm tavan yapmıştır ve bu süreci, bu süreci sorgulamaktan kaçmaktadırlar. Meclis'te yapılan "Birlikte bu kararı verelim, birlikte bu komisyonu kuralım ve buradan soruşturalım" dediler, kabul etmediler. Çünkü korkuyorlar, kaçıyorlar. İktidarın eski bir bakanı, 160 milyon liralık bir yatırımla, 2 milyar 200 milyon lira kazandı. Gönüllü iade dendi ya, gönüllü iade! Bir gazetecinin güzel bir... Gönüllü iade. Daha ne kavramlar duyacağız. Daha ne kavramlar duyacağız.
Gözaltı yok, tutuklama yok, bu paraya nasıl ulaştın diye soran yok. Bu sorular, kamuoyunun önüne ancak muhalefet getirince geldi. Muhalefet bazı tespitler yapınca geldi. Bir yanda aylarca, yıllarca tutuklu kalan belediye başkanları, öbür yanda gözaltı bile görmeyen bir süreç yönetildi. Yani eski bakana gözaltı bile yapmadılar. Ama 16 milyon İstanbullunun seçtiği belediye başkanını, evinden şafak operasyonuyla aldılar. Çünkü adalet arayışı yok. Bu çok net. Bu ülkede hukukun kime göre işlediği işte bu iki tablonun arasındaki farktır. Ey halkım, burayı lütfen iyi takip ediniz. Ödenen ağır bedelin, bu kötülüklerin bizlere, muhalefete, İBB'ye yönelik operasyonlarla somut ilişkisini sizlerle paylaşacağım. Bakın, İBB'ye yapılan operasyonlarla fon vurgunu arasındaki somut ilişkiyi ve iç içe geçmiş tarifleri, tanımları sizlerle paylaşacağım. Bir tarafta İBB, bir tarafta İMKB. Aynı tarihlerde başlayan ve atılan adımlarla, bir tarafa hiçbir müdahale yapılmaksızın, İBB'ye nefes aldırmadan, belgesiz, kanıtsız, delilsiz, ispatsız bir süreç yönetimini sizlere aktaracağım. Beni suçladıkları her şey, aslında kendi işledikleri suçlardır. Şimdi sırayla tek tek anlatayım.
Asrın soygunu, fon vurgunu başlangıç günlerinde İstanbul Başsavcılığının takibindeydi. Kendileri ifade ettiler. Dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, 26 Şubat 2025'te soruşturma kapsamında İMKB ile ilgili SPK'ya, Sermaye Piyasası Kurulu’na müzekkere yollamış. Sonra ne oldu? Hiçbir şey. Başsavcı iken bir yıl, bakanlık döneminde 6 ay soruşturma yapmadı, tek bir ek talepte bulunmadı, operasyon yapmadı. Aynı Adalet Bakanı, bakın oraya yazdığı yazıdan sadece iki gün önce, 24 Şubat 2025't,e İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne diplomam için iptal yazısı yazdı. Olmamış bir biçimde, tarihte görülmemiş bir biçimde bir yazıydı. Üniversite yazı yazmayınca, nasıl bir takipse, sadece 16-17 gün sonra, 11 Mart 2025'te tekit yazısıyla skandal bir biçimde tehditvari “acele iptal et bu diplomayı” emrini içeren bir yazı daha yolladı. Takibe bakar mısınız? Anamın ak sütü gibi helal diplomam için çırpınan dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. Bir ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca. Araya Mehmet Şimşek'in açıklamaları girdi, araya başka açıklamalar, başka tespitler, başka yazılar çiziler. Uyaran eski MASAK başkanlarını, uyardığı için aynı Cumhuriyet Başsavcılığı onları gözaltına aldı.
Yasaklanan kitabına dair
Kitabının yasaklanma sürecine dair de konuşan İmamoğlu "ilk kez burada anlatacağım" diyerek şunları söyledi:
“Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor ve bu benim sorgu metnimin derlenmesinden olan kitapmış. İnanılmaz bir rastlantı. Koskoca İstanbul'da matbaada bandrolsüz kitap basılıyormuş, o da benim bandrolleri yasaya uygun olarak temin edilmiş, o gün basımda, basılmaya başlanmış kitap! Nereden öğreniyoruz bunu? Polisin savcıya verdiği bilgiden. Bu arada arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı da bir daha dile getirilmiyor. Yani bandrolsüz kitap yalanıyla oraya gidiliyor ama dakikalar içinde bir anda bandrolsüz kitap uçuyor, söz konusu kitap geliyor; o da Ekrem İmamoğlu'nun bandrollerini aldığı kitap! Polisin savcıya verdiği bilgiden bunların hepsini öğreniyoruz. Arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı da bir daha dile getirilmiyor. Zira polis matbaada yasal olarak temin edilmiş, kitaplara yapıştırılmak üzere hazır vaziyette 22 bin adet bandrol bulunuyor; çünkü bandrol resmî olarak alınmış. Burada da bitmiyor ama. Bu kez savcılık polise diyor ki: "Kitabı inceleyin, bana bilgi verin." Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik! Güya bandrolsüz kitap basılıyordu. Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor. Görevi değil! "Gidin, arama yapın, delil toplayın" demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu ve kitabımdan korktular! Böyle bir şey olabilir mi ya? Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu.
Savcılık hemen yeni talimat verdi: Kitabın dijital örneğine, ozalit baskısına, kitabın kapağından dört örneğe, basılmış sayfalarından dört örneğe, dört bandrole el konulmasına ve nihayet kitabın el konulan dijital halinin incelenmesinin yapılarak rapor tanzim edilmesine... Bak bak! Dakikalar içindeki akış... Bunu en iyi hukukçular anlar yani; ben bile tam kavrayamıyorum hâlâ. En iyi siz hukukçular bunu anlarsınız. Farkında mısınız? Bandrolsüz kitaptan, sessizce içeriği suç oluşturan kitaba geçtik. Gerçi o durumda da Basın Savcılığı görevli ama bizim terör savcımızı kimse durduramıyor! Öyle bir talimat almış ki kimse durduramıyor, paldır küldür gidiyor yani. Fakat savcımız bu arada okumaya da üşeniyor. Belki birisi ki o da hayatında hiç kitap okumamış olabilir. Ve kitap okuma işini de polise veriyor. Tarih 25 Ağustos 2026, saat 20.00. Polis bu emri alıyor, gerçekten yemiyor içmiyor benim garip gariban polisim, 340 sayfa kitabı sabaha kadar okuyup, 15 sayfalık bir tutanak tutuyor. Artık sabah oldu; 26 Ağustos 2026, saat 05.45. Bunları hep tutanaklardan biliyoruz. Tutanak dediğim, polisin kitaptan yaptığı alıntılar. Hiçbirinde ne şiddet, ne kin, ne nefret, ne de herhangi bir suç var. Ya benim yüzüme bakın; bende kin, nefret olur mu ya? Bende şiddet olur mu? Bu ülkede "kin, nefret, şiddet" dendiğinde "Kim aklınıza geliyor?" dediğimde ben yüzde 90'ın aklından geçeni ben biliyorum."
"Bu ülkedeki ilk büyük kırılması 2019'da İstanbul'da"
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “2028'de sayın Cumhurbaşkanını seçmek için seçim yapacağız" sözlerine atıf yapan Ekrem İmamoğlu, şunları söyledi: Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır. Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. Biz, bu üçünü de yaşadık. Hakimler, yargı ve seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa ve meclistir. İktidarı denetleyecek kurumlar zayıflatıldıktan sonra geriye tek bir denetim kalır, milletin sandıkta iktidarı değiştirme gücü. Siyasi rekabetin tasfiyesi tam da burada başlar. Bu seçimlerin kaldırılması değildir, çok daha sinsi bir yöntemdir. Seçim yapılır, sandık kurulur, oy kullanılır ama milletin önüne kimin çıkabileceğine, hangi partinin kendi iradesiyle yönetilebileceğine, hangi seçilmişin görevinde kalabileceğine iktidar karar vermeye başlar. O zaman seçme hakkı kâğıt üstünde kalır. Seçenek üretme hakkı ortadan kalkar. Bunu üç kelimeyle anlatabilirim. Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme. İşte aslında bu üç kelime, içinde bulunduğumuz bu davanın, bu mahkemenin, içinde olduğu iddianamenin, yani iftiranamenin aslında net tarifidir. Bunlar üç ayrı mesele değildir. Aynı sonuca giden üç yoldur.
Seçim sonuçlarına müdahale, demokratik siyasetin temel kurallarının çiğnenmesidir. İktidar kendi rakibini seçemez, rakibi millet üretir. Bu kuralın bu ülkedeki ilk büyük kırılması 2019'da İstanbul'da yaşandı. Az önce anlattım sizlere. Ve nasıl bir millet tepkisi yaşandığını da ifade ettim. İkincisi; milletin kararının tanınmaması artık bu ülkede gerçek bir ihtimaldir. Sonra gelen her şey aslında o günün, o sürecin devamıdır. Bakın bugün artık devletin bakanlık görevini yapan insanlar,Cumhurbaşkanımıza seçim kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, Cumhurbaşkanlığını kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, yani seçimin ne olduğunun anlamını bile yitirmiş insanların bakanlık yaptığı bir dönemdeyiz.
Şubat 2025'te cumhurbaşkanlığı adaylığım açıklandı. Partim, adayını Türkiye tarihinde ilk kez, üyelerin ve yurttaşların katılacağı bir ön seçimle belirleme kararı aldı. Burada önemli olan yalnız benim aday olmam değildi. Önemli olan bir partinin adayını kendi demokratik iradesiyle belirlemesiydi.İşte tam da burada bir adaysızlaştırma süreci için düğmeye basıldı. Ön seçime günler kala 32 yıllık üniversite diplomam iptal edildi. Cumhurbaşkanlığı adaylığının anayasal şartlarından biri yükseköğretim mezunu olmaktır. Yani bu iptal, bir eğitim kaydı değildi, bir adaylık kararıydı. Sonra bu dosyada da aynı yöntem görüldü. Sahtecilik davasında kritik bir duruşmadan birkaç gün önce hâkim başka bir ile gönderildi."
"Ana muhalefete çöküldü"
Ekrem İmamoğlu, mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kayyum olarak atanmasına da değindi. İmamoğlu, “İktidar, güdümündeki yargıyı kullanarak ana muhalefet partisine çökmüştür. Bu görevi de butlan kararıyla koltuğa oturtulan bir şahsa vermiştir. O şahıs 21 Mayıs darbesinin işbirlikçisidir” dedi.
Demirtaş'a değindi
“İki cumhurbaşkanı adayı hapiste, biri Edirne’de biri Silivri’de” diyen Ekrem İmamoğlu, barışın tesis edilmesi için rakipleri hapseden anlayışın ortadan kalkması gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “Selahattin Demirtaş’ı Edirne’de tutsak tutmaya çalışan zihniyetin bu ülkeye barışı getirme şansı yoktur. O akıldan bir şey çıkmaz” dedi.
Ekrem İmamoğlu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın, eski Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak’ın Adalet Bakanlığı’ndaki görevinden alındığına yönelik iddiasından bahsetti. Hakkındaki “casusluk” davasını da hatırlatan İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e seslendi. İmamoğlu, "Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına ‘ne denir’ diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, şunları söyledi: “Çok kişinin bilmediği bir olayı paylaşayım. Daha bu hafta oldu. İBB davasının dezenformasyon trolü olması ve ağına aldığı medya ile manipüle ettirilen şahıs görevinden kovuldu. Kim olduğunu söyleyeyim ama adını vermek çok ahlakıma sığmayan bir iştir.
"Yaradan büyük, ona sığınıyorum"
Adalet Bakanlığı'nın gözdesi basın danışmanı görevinden kovuldu. Diyeceksiniz ki İmamoğlu, kötü akıllı bir basın sorumlusunun kovulmasını niye anlatıyor? Bunun casuslukla ne ilgisi var? Onun yanıtını ben değil, bilakis bana muhalif yayın ve sosyal medya hesapları veriyor. Bize casusluk elbisesini biçen arkadaşların, o kovulan danışmanı için bu iddialar dile getiriliyor. Bir başka ülkenin istihbarat servisine hizmet ettiği iddiasını ben değil, onlar dile getiriyor. Tabii ki bir iddia. Kimseyi karalamıyorum. Sadece burada eşdeğer bir biçimde önlerine koyuyorum. İster otursun yesinler, ister kafasını çenelerinin arasında alıp düşünsünler, umurumda değil. Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına neden diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim. Yaradan büyük, Yaradan’a sığınıyorum.”
"Bırak Allah aşkına milleti rahat ya"
Ekrem İmamoğlu, "İktidar bizim için bir saltanat değil. Bizim saltanatımız evde. O da eşimdir, kızımdır. Çöktüler millli iradeye, çökmeye de devam ediyorlar. Bu bir gasptır, ağır bedelleri olacaktır. Ben bunu kaldıramam, haysiyetim için yaşıyorum, namusum, iffetim için yaşıyorum” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren Ekrem İmamoğlu, “Ama bu nasıl bir kuşak ya? Oturdu koltuktan kalkmıyor. Kimin koltuğu? Milletin koltuğu. Bırak Allah aşkına milleti rahat ya. Git evine çoluğunla, çocuğunla, torununla, torbanla uğraş ya. Yazıktır, günahtır bu millete. Bu milletin aklıyla dalga geçme. Bu milletin aklı kendine yeter. Sanki kendini seçilmiş tek akıllı insan zannedersen olmaz yani. Bu millet bunu kaldırmaz, ben kaldırmam. Hiç kimse kaldırmaz, hiç kimsenin evladına kaldırmaz. Babasını çekmez çoluk çocuk Kendi babasını, annesini çekmez bu şey. Ayıptır” ifadelerini kullandı.
Duruşma İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde 17.30 sıralarında bitti. İmamoğlu savunmasına pazar gününe kadar devam edecek.
(Kaynaklar: BirGün, Evrensel, Medyascope)


