Seçimden sonra Ermenistan
İki haftada kurulamayan Meclis, yeniden adlandırılan devlet

Ermenistan'da yeni Meclisin 2 Ağustos'ta başlayan ilk oturumu bu satırlar yazılırken hâlâ sürüyor. Meclis Başkanlığı, üç başkan yardımcılığı, on iki komisyon derken kurulum iki haftayı aştı ve gecikmenin kendisi bile haber değeri taşıyor. Sandık iktidarı değiştirmedi belki ama Meclisin iç güç ilişkilerini değiştirmiş görünüyor ve bu aritmetiğin kurumsal karşılığını üretmek de zaman alıyor. Tek partinin rahat çoğunluğu olan bir parlamentoda bile her koltuk belli ki tek tek inşa ediliyor. Paşinyan'ın hükümet programını sunması için Anayasa'nın öngördüğü yirmi günlük süre ise bu hafta doluyor. "Gerçek Ermenistan" fikrini 2026-2031 dönemi için somut politikalara çevirmesi beklenen programı, daha sonra ayrıca ele almaya çalışacağım.
Kurulumun son perdesinde, muhalefete ayrılan üçüncü Meclis Başkan Yardımcılığı’na Güçlü Ermenistan'ın adayı Aram Vartevanyan, 105 üyeli Mecliste Anayasa'nın aradığı asgari 53 oyla seçildi. Grubun 29 vekiliyle bu sayıya ulaşması imkânsız olduğuna göre, Robert Koçaryan'ın avukatı olarak tanınan Vartevanyan'ı gizli oylamada iktidar vekillerinin oyları seçti. Buradaki mesele bir anayasal yükümlülüğün yerine getirilmesi değil. Muhalefete hukuken ait makamlar fiilen ancak çoğunluğun iş birliğiyle doldurulabiliyor. Önceki dönemde olduğu gibi iktidar bu koltuğu boş bırakmadı ama kimin oturacağını da kendisi belirledi.
Komisyon başkanlıklarındaki asimetri
Dikkat çekici ikinci gelişme, komisyon başkanlıklarındaki asimetri. Avrupa Entegrasyonu Komisyonu’nun başkanlığı "Rusya'ya yakın" diye kodlanan Güçlü Ermenistan'da, Bölgesel ve Avrasya Entegrasyonu Komisyonu ise Batı'ya yönelen iktidar partisinde. Üstelik bütçe denetiminin kalbi olan Finans-Kredi ve Bütçe Komisyonu’nun başkanlığı da muhalefete geçmiş durumda. Kâğıt üzerinde ciddi bir denetim alanı gibi gözükse de aslında sınırları baştan çizilmiş gözüküyor çünkü sekiz üyeli komisyonlarda üyelerin beşi iktidardan, ikisi Güçlü Ermenistan'dan, biri Ermenistan İttifakı'ndan seçiliyor. Muhalefetin başkanlık ettiği dört komisyonun başkan yardımcılıkları da Sivil Sözleşme sıralarından seçilecek. Yani muhalif başkanların yöneteceği her masada üye çoğunluğu halen iktidarda.
Peki bu yapı ne demek? Muhalefet açısından örneğin bütçe komisyonunun muhalif başkanı, bakanları çağırabilir, gündem belirleyebilir, denetimi kameralar önünde sahneleyebilir. Fakat beşe karşı üçlük masada tek bir karar dahi geçiremez. İktidar açısından ise "bütçeyi muhalefet denetliyor" cümlesi kurulabilir, kullanışlı bir vitrin olarak gösterilebilir ancak sonucu yine de değiştirmez. Avrupa-Avrasya paylaşımı da iki uca doğru da çekilebilir. Güçlü Ermenistan bu koltuğu "Moskova'nın partisi" olmadığını kanıtlamak için de kullanabilir, AB gündemini yavaşlatan bir sorgu platformuna da çevirebilir. Sivil Sözleşme'nin Avrasya Komisyonu’nu tutması ise Batı'ya yönelirken Rusya'yla köprüleri atmama tercihinin kurumsal karşılığı olarak görülebilir. Kısacası bu Meclis, muhalefete ses için geniş, sonuç için dar bir alan tanıyor dolayısıyla o sesin nasıl kullanılacağı önümüzdeki dönemin önemli sorularından birisi olacak.
Devletin kendini yeniden tanımlayışı
Meclisin gündemindeki bir tasarı ise koltuklardan fazlasını, daha önce bahsettiğim, devletin kendini yeniden tanımlayışını anlatıyor. Hükümet üç bakanlığın adını değiştirmeyi öneriyor. Çalışma ve Sosyal İşler'in "Çalışma ve Refah"a dönüşmesi sessiz ama manidar bir değişiklik. Devlet kendini bir yardım aygıtı olarak değil, refahtan sorumlu bir aktör olarak tarif ediyor. Asıl dikkat çeken ise diğer bakanlıklardaki değişiklikler. Dışişleri Bakanlığı "Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanlığı"na dönüşüyor ve görev tanımına ihracatın teşviki, dış pazarlara erişim ve yatırım çekme işlevleri ekleniyor. Bu, diplomasinin Barış Kavşağı ekonomisine göre yeniden tanımlanması demek. Kapalı sınırlarla çevrili bir ülkeden transit ülkesine geçmeyi hedefleyen devlet, artık büyükelçilerinden de tüccar diplomatlığı bekliyor olmalı. Yüksek Teknoloji Sanayii Bakanlığı ise "ve Yapay Zekâ" ekiyle anılacak. Tesadüf değilse bu yazının yazıldığı aynı dönemde Türkiye'de de Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle "Yapay Zekâ Eylem Planı 2026-2030" yürürlüğe girdi. İki komşu, aynı hafta içinde teknolojik egemenliği, biri bakanlık tabelasıyla diğeri beş yıllık eylem planıyla devlet aklının merkezine yerleştirmiş durumda. Anlaşılan Barış Kavşağı ekonomisinin bir yanında raylar varsa öteki yanında veri olacak.
Trump Yolu
TRIPP cephesinde de hareketlilik devam ediyor. Washington mutabakatının yıldönümünde Paşinyan, projenin "pratik uygulamasına yakında başlanacağını" ve bunun "büyük bir uluslararası olay" olacağını duyurdu. Mayıs’ta yayımlanan çerçeve anlaşmayla ortak şirketin hukuki mimarisi çizildi; kritik şirket kararları karşılıklı onaya bağlanırken egemenlik, sınır ve gümrük yetkileri Ermenistan’da kalıyor. Hat yalnızca demiryolu değil; elektrik, boru hattı ve fiber kablolarla Körfez'i Karadeniz'e bağlayan bir bağlantı olarak tasarlanıyor. Bu noktada TRIPP yolu gözle görülür hale geldikçe, Türkiye sınırının kapalılığı daha da demode hâle gelecek. Bu sebeple, Türkiye ile normalleşmenin önümüzdeki sınavı, Serdar Kılıç ve Ruben Rubinyan’ın kişisel güvenine yaslanan sürecin, kişisel kanaldan kurumsal kanala geçiş sancısı olacak gibi duruyor.
Sandıktan çıkan iradenin komisyonlara, bakanlıklara ve nihayet raylara dönüşmesi zaman istiyor. Gecikmenin adı belki de budur.


