Dünyanın her yerinde, her yeni kuşak isyankâr bir ruhla, olumlu bir değişim yaratır. Gençler her toplumun hızla atan nabzıdır. Önceki kuşağın muhafazakâr, konformist tavrından bıkar, yerinde sayan toplumu canlandırmak için yenilikçi fikirlerini eyleme geçirmeye çalışırlar. Yönetimi elinde tutan yaşlılar, genellikle, gençliğin ilerleme yönündeki güçlü taleplerine direnirler. Fakat nihayetinde bir nevi nöbet değişimi olur, en azından öyle olması umulur. Beyrut’taki Yepremyan Koleji’nde öğrenciyken, okula yeni gelen genç öğretmenler sayesinde tam olarak böyle bir değişim başlamıştı.
Öğrencilerin hayal gücünün ve yaratıcılığının gelişmesinin önemine inanan, onları bu yönde teşvik eden öğretmenlerden biri de Baron Garo’ydu. Eski usul öğretim yöntemlerini, yeni kuşakların yetiştirilmesi açısından faydasız buluyordu. Örneğin biz, lise öğrencileri olduğumuz hâlde, ‘serbest kompozisyon’ denen şeyden bihaberdik. Ermeni Edebiyatı öğretmenimiz Baron Garo haftalarca, teksir makinesinde çoğaltıp bize dağıttığı notlarıyla ders işledikten ve yazarların özgür bir ruhla çalışmalarının, kendilerini özgürce ifade edebilmelerinin neden elzem olduğunu defalarca açıkladıktan sonra, bir gün bize serbest kompozisyon ödevi verdi ve şöyle dedi: “İstediğiniz her konuda yazabilirsiniz, hikâyenizi dilediğiniz gibi anlatabilirsiniz. Yeter ki o konunun sizin için neden ilgi çekici olduğunu açıklayın bana.”
Aradan yıllar geçmiş ama dün gibi hatırlıyorum; anlamlı bir konu bulabilmek için deli gibi uğraşmış, o yaşıma dek gördüğüm her şeyi tek tek hatırlamaya çalışmıştım. Hatta, aklıma gelen bir sürü konuyu, ‘mümkün’, ‘imkânsız’, ‘tabu’ gibi kategorilere ayırmıştım. Kızlar, cinsellik, arzu, âşık olmak gibi şeyler benim için tabuydu. Ne de olsa muhafazakâr Ermeni cemaati içinde, geleneksel denebilecek bir ortamda büyümüş, gördüğü, işittiği her şeyden kolayca etkilenebilen bir çocuktum. 60’lı yılların Beyrut’unda, dünyanın birçok büyük şehrinde olduğu gibi, bir tür cinsel devrim yaşanıyordu ama her şey gece kulüplerinde, barlarda ve sosyete semti Hamra’da, üstü kapalı şekilde olup bittiğinden, biz yeniyetmeler kız arkadaş - erkek arkadaş nedir, flört ne demektir, bilmiyorduk.
Kompozisyon konusu seçmek için epey bir kafa yorduktan sonra ‘tabu’ kategorisinde karar kıldım. Baron Garo, tanıdığım en babacan ve özgür düşünceli öğretmendi. Birçokları için tabu olan herhangi bir konuyu, onun basit ve sıradan bir mesele olarak göreceğinden emindim. ‘Burc’un Arka Sokakları’ başlığını atıp yazmaya koyuldum. ‘Burc’ dediğim yer, sinema salonları, lokantalar ve her çeşit mağazanın bulunduğu, Beyrut’un eski merkezi olan ‘Sahat al Burc’ yani Burc Meydanı’ydı. Meydanı çevreleyen sokaklarda ‘kerhane’ dedikleri yerler vardı. Mahallemiz ile şehrin yeni merkezi arasındaki kestirme yol oradan geçtiği, şehirdeki en iyi falafelci de orada olduğu için, o sokakları iyi biliyordum. Kompozisyonumda, orada gördüğüm ne varsa hepsini anlattım: Taburelerde, uyluklarının iç kısımlarını gösterecek şekilde oturan ve bizi ‘tatlı muamele’ vaadiyle yanlarına çağıran yaşlı kadınlar; durup durup bize orada ne aradığımızı soran asabi muhabbet tellalları; küçük kahvehanelerin önünde nargilelerini tüttürürken, şehvet dolu bakışlarıyla bize göz kırpan ihtiyar adamlar; edepsizce gülümseyerek yanımızdan geçen güzel kızlar; kimi utangaç, kimi kendinden emin, binalara giren müşteriler... Yazıda, adı ağızdan ağıza efsane gibi dolaşan Ermeni hayat kadını Şake’den ve yaşadığı binadan bile bahsettim. Onu hiç görmemiştim ama benden büyük çocuklar sanki onu şahsen tanıyormuş gibi konuşur, onun oradaki tüm kızlardan daha güzel olduğunu söylerlerdi. O semtin ve sakinlerinin beni nasıl etkilediğini uzun uzun anlattım.
Baron Garo ödevlerimizi birkaç gün içinde okuyup geri getirdi. Bana kâğıdımı uzatırken yüzünde beliren o kocaman gülümsemeyi gördüğümde, kendimi bir mucizenin kahramanı gibi hissettim; bakışlarıyla “Aferin sana, cesur dostum” diyordu âdeta. Baron Garo o yılın sonunda bizim okuldan ayrıldı ama sonraki yıllarda dışarıda iki-üç kez karşılaştık. Her seferinde, yanındaki arkadaşına “Burc’la ilgili kompozisyonu yazan öğrencim bu işte” diye tanıttı beni. Ve tabii, her seferinde utandım. Sanırım metni çok sevmiş, arkadaşlarına ondan söz etmişti. O kompozisyonu yazmaya kara vermek, sanırım, hayal gücümü serbest bırakma yönünde attığım ilk adımdı. Sizin o güzel yüreğiniz sayesinde, Baron Garo.
İngilizceden çeviri: Altuğ Yılmaz



