Okuldan atıldığım o gün... Daha bir hafta öncesinde mahallenin Ermeni gençlik kulübünün düzenlediği bir konferansı protesto edip birkaç arkadaşımla birlikte salonu terk etmiş, bu yüzden kulüpten uzaklaştırılmıştım. O topluluktan zaten sıkılmıştım, bu tür ‘sosyal faaliyetler’ bana artık yetmiyordu, dolayısıyla bu olaydan pek etkilenmemiştim; okuldan bir anda kovulmak o. Tam anlamıyla şoke olmuştum. Bana fırça çekip ceza vermelerini bekliyordum tabii ama bu kadar büyük bir ceza aklımın ucundan bile geçmemişti; çok ciddi bir suç işlemişim gibi muamele görmek yenir yutulur şey değildi benim için.
Hele o utanç... 14 yaşında bir çocuk için, derslikteki sırasını boşaltıp okulu terk etmek zorunda kalmak, bir de onun üzerine, perişan hâlde yürürken, şaşkınlık ve öfke içinde koştura koştura okul müdürünü görmeye giden babasına rastlamak, neresinden bakılırsa bakılsın bir felakettir. Hiç beklemediğiniz bir anda suratınıza böyle bir hakikat şamarı inerse birdenbire büyür, yabancısı olduğunuz, çirkin bir dünyada, savunmasız hâlde buluverirsiniz kendinizi. Size o haşin dünyanın dışında da bir alternatif olduğunu göstermeye çalışan, akıl hocalığı eden, iyi niyetli yetişkinlerin yanında büyümek müthiş bir şanstır ama bunun bir bedeli de vardır. Benim ödediğim bedel, okuldan atılmak oldu.
Hikâye uzun; burada ancak bir özet verebilirim. Her şey okulumuza yeni öğretmenlerin gelmesiyle başladı. Biz öğrenciler ile onlar arasında dostane ve heyecan verici bir ilişki gelişiyordu. Matematik öğretmenimizin karizmasının yanı sıra fakirler ile zenginler, toprak sahipleri ile topraksızlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve –Lübnan gibi bir ülkede– etnik kimlik konularında yaptığı zihin açıcı yorumlar bizi ona gittikçe yaklaştırıyordu. Kısa süre içinde arkadaş grubumuzun bir parçası oldu. Okul dışında da sık sık bir araya geliyorduk. Bazen kafelerde, sinemalarda buluştuğumuzda, denize gittiğimizde bize katılıyordu, bazen de biz onu evinde ziyaret ediyor ya da onunla birlikte çeşitli konuşmalara, tiyatro oyunlarına, bazı diğer öğretmenlerimizin de bulunduğu arkadaş toplantılarına gidiyorduk. O buluşmalarda neredeyse sadece siyaset konuşuluyordu, ama bizim hiç aşina olmadığımız, yepyeni bir yaklaşımla. Sistemi gelenekleri ve işçi sınıfının maruz bırakıldığı haksızlıkları kıyasıya eleştiriyorlardı. Yani, sol düşünceli Ermenilerdi sözünü ettiğim insanlar, ama henüz bunun adını koyabilecek yaşta değildim. Daha ziyade, hiç bilmediğim sularda yüzüyormuşum gibi bir his içindeydim; tatlı, hafif bir akıntı, beni yeni kıyılara götürüyordu âdeta. Daha fazla adalet ve daha fazla insanlık vaat eden, yepyeni kıyılara...
Okuldan atılma hikâyesine dönersek; bu mesele, Ermeni kulübünden aforoz edilmem haricinde iki olayla ilişkiliydi. Birincisi şu: İyi bir öğrenci olduğum için, okullar arası bilgi yarışmalarında bizim okulun takımının değişmez elemanlarından biriydim. Bir gün arkadaşlarımla, Cumartesi günü öğleden sonra, grevdeki tütün çiftçilerine destek mitingi yapılacağını duyduk. O gün aynı saatlerde, bizim okulu temsilen, iki diğer öğrenciyle birlikte bir bilgi yarışmasına gitmem gerekiyordu. Aslında takımlar iki kişilikti; bir kişiyi yedek olarak gönderiyordu okul. Ben de, yarışmaya değil arkadaş grubumla birlikte gösteriye gitmeyi tercih ettim. Pazartesi günü okul müdürü beni odasına çağırdı, bilgi yarışmasına gitmediğim için beni sert bir şekilde azarladı ve bir kez daha böyle sorumsuzca davranmaya cüret edersem büyük bir ceza alacağımı söyledi.
Bu olaydan birkaç hafta sonra, arkadaş grubumuza bir haber geldi. Pazar günü öğleden sonra, adresi verilen bir evde geniş katılımlı bir buluşma olacaktı. Aynı düşünce yapısındaki insanları bir araya getirmek için düzenlenen bu toplantıya arkadaşlarımla birlikte gittik. Çoğunu tanımadığım bir sürü kadın ve erkek, kocaman bir oturma odasına doluşmuş, yerlere oturmuştu. Büyük bir gürültü vardı odada. Bizim odaya girmemizden kısa bir süre sonra, genç bir adam konuşma yapmak üzere ayağa kalktı ve tam o anda birkaç kişi telaşla odaya dalıp “Bizi izliyorlar, buraya geliyorlar, herkes dışarı, çabuk olun!” diye bağırdı. Odadaki onca insan, sanki bunu bekliyormuş gibi hemen kapıya koştu. Birkaç kişi çıkarken küfür etti. Tabii, ben ve arkadaşlarım da ayrıldık oradan.
Olup biten bundan ibaretti. Ertesi gün okul müdürü, komünistlerle içli dışlı olmak suretiyle okulu ve Ermeni cemaatini tehlikeye attığımı iddia ederek kaydımı sildi. Birkaç hafta sonra okula tekrar kabul edildim ama o bambaşka, upuzun bir hikâye.
İngilizceden çeviren: Altuğ Yılmaz



