İstanbul’un görevden alınan Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, el koyulan TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile iş insanı Hüseyin Gün’ün "casusluk (TCK 328)" suçlamasıyla yargılandığı dava bugün devam etti.
Dava İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Marmara (Silivri) Cezaevinde oluşturulan duruşma salonunda görüldü.
Duruşmayı, YENİ Parti Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu ve Evrim Rızvanoğlu, İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) eski Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve sanatçı Orhan Alkaya ile tutuklu aileleri de izledi.
"Milletimiz adına çok üzülüyorum"
Medyascope'tan Furkan Karabay'ın haberine göre Casusluk davası duruşmasına, tanıkların dinlenmesinden önce Ekrem İmamoğlu’nun beyanlarıyla başlandı. İmamoğlu sözlerine, “Her sabah nasıl bir Türkiye uyandığının bu millet farkında değil ve gerçekten cahillikle, yani çağın asrın cahilliğiyle, asrın akıl tutulmuşluğuyla mücadele eden bir toplum halindeyiz. 87 milyon dışarıda nasıl bilemiyorum, tahmin bile edemiyorum. Çok üzülüyorum milletimiz adına” diyerek başladı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kariyerinden bahseden İmamoğlu, “31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki ağır yenilgi sonrası, iktidarın seçim kaybetmesi sonrası alınan karar gereği bir kişi, bakan yardımcılığından, yani siyasi bir görevden kanuna aykırı bir biçimde tekrar bir yargı görevine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ataması yapılıyor. Bu kanuna aykırı bir durumdur, asla uygun değildir, denilmesine rağmen ısrarla bu uygulanıyor. Tebliğ edilen bu görev aslında sadece HSK’da belirlenmemiş, tümüyle siyasi bir talimatı yerine getirmek için talimatlandırılmış olduğu ve açıkçası yol haritası çizilmiş bir stratejiyi yerine getirmek amacıyla İstanbul’daki bu göreve getirildiği, fazla vakit geçmeden ortaya çıkıyor” dedi.
“Tümüyle makam, mevki, menfaat odaklı bir görevdi bu görev. Zaten içinde olanların tamamı da menfaat, makam, mevki elde ettiler, çok net ispatlı. Bu yolculuk senaryosu, saray zihniyeti tarafından yazılmıştır” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Siyasi başarısızlığını, 25 yıl içinde ilk kez ikinci parti durumuna düşen hükümet partisi, hükümeti yöneten AK Parti’nin halktan uzaklaşmış, halkın menfaati değil, bir avuç yandaşın kazancının derdine düşmüş, 87 milyonun derdine derman olamayan bu hükümetin yeni çözümü, yargı kollarının operasyonlarına yaslanarak bir yöntem olacak şekilde karar alınmış ve bunun uygulayıcısı olarak da o dönem bakan yardımcısı İstanbul’a başsavcı olarak atanmış, görevini yerine getirmek için hazırlık yapmıştır zaten. Süreç başlatılmıştır.
Bu yöntem, fazla değil, 2 yıl önce hafta içerisinde, 30 Ekim’de ilk hukuksuz operasyonunu, yani hem de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızı kutladığımızdan bir gün sonrasında, çünkü onların ne milli, ne manevi, hiçbir inanca, hiçbir duyguya, hiçbir yaşamın değerini hissettirecek hususa saygısı olmayan bir zihniyet; gözü kör olmuş, gözü körleşmiş bir zihniyet, az önce söylediğim o makam, mevki, menfaat üçlemesiyle hareket ederek, kıymetli Ahmet Özer Başkanımızı Esenyurt’a operasyon yaparak, şafak operasyonu tarifini de literatürümüze kazandırarak ilk adımını atmış, tutuklamış ve işe başlamıştır. Bu operasyonların hedefinde yenildiği ana muhalefet partisi, onun genel başkanı ve hiç yenemediği ve yenemeyeceğini bildiği muhtemel rakibi olduğunu da ortaya açıkça koymuştur.”
"Tarihe kara leke olarak geçmişlerdir"
“Anayasal düzeni bozma suçu içeren yöntemlerle dolu bir süreci Türkiye yaşatmışlardır” diyen İmamoğlu, “Ekim 2024’te başlayan muhalif belediye operasyonları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ve şahsıma yapılan operasyonla zirve yapmış ve kendine ait olmayan, millete ait olan koltuğu kaybetme korkusu, yorgunluk, bitkin, yaşlı, üretemeyen metal ve mental tükenmişliğin politik her türlü çöküşünün verdiği tarihsiz korku ile diplomamı, 35 yıl önceki emeğimi elimden alacak kadar gözlerini karartmış, gözleri dönmüş bir biçimde ahmak, çirkin, nezaketsiz gibi davalar açarak ve bunlardan da medet umarak tarihe, kara leke olarak, trajikomik kimlikler olarak geçmiştir, geçmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.
“Devlet adına utanç verici bir durumla karşı karşıyayız”
Casusluk davasına tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi:
“Yani arkaya dönüp baktığımda çok yakinen tanıdığım, dostluk yaptığım ya da yoldaşlık yaptığım Necati Özkan’dan casus çıkartmak, yani bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapmış bir insandan, kendini memleketine adamış bir insandan casus çıkarmak… Uzaktan izlediğim, okuduğum, takip ettiğim, fikirlerine hayranlıkla baktığım Merdan Yanardağ’dan casus çıkarmak ya da televizyonuna çökmek, adı her neyse. Şimdi burada tanıdığım yani kimdir, nedir bilmediğim, hiç tanışmadığım bir defa fotoğraf çekildiğim… Görüyorum ki yani gerçekten artık biz zaten mahkemede buna çok şaşırır olduk. Bazen arkadaşlarım bir mahkemede diyor ki, Ya ben masumum diye haykırasım geliyor sonra biriniz çıkıyor, dinliyorum ondan sonra diyorum ya bu benden daha masum, deyip ona üzülmeye başladım, ben de Hüseyin Gün’ü dinlemeye başladım bu mahkemede. Yani gerçekten o insandan da casus çıkarmak ve bu devlet adına utanç verici bir durumla karşı karşıyayız.”
Hakkındaki casusluk suçlaması üzerine “hangi ülkeye” sorusunu yönelten İmamoğlu, “NATO’nun bütün devletleri buraya geldi. Bekledim ki zat-ı muhterem sorsun onlara ‘Ya bu Ekrem casusmuş. Tanıyan var mı?, ‘Ey CIA! Ey MI6! Veya diğer ülkeler ya da onların faaliyet gösteren şeyleri, istihbarat teşkilatları.’ Yani sorsun, diyordu ya ‘Ey Amerika! Ey Amerika, ya Ekrem İmamoğlu casus mu, anlat bakalım, dostum’ diyor ya. Yani 20 senedir F-35 alacağı var ya mesela, hani onu alamadı bari bunu öğrenip gelseydi New York’tan. Onu alamadın, bari bunu öğrenip gelseydin, işine yarasaydı. Bunu bile, bunu bile bekledim biliyor musunuz, NATO’da sorarlar diye. Veya New York’tan sorarlar diye bekledim. Bunu yapamadı. Yapamaz, çünkü yok! Ekrem İmamoğlu öyle bir insan değil” dedi.
AKP’li üst düzey isimlerin içinde olduğu fon vurgunundan bahseden İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Fon vurguncuları hakkında daha önce gerekli yerlere de uyarı yapılmış bu arada. Hatta bu uyarıyı yapan insanları, birkaç insanı alıp hemen gözaltına atmışlar. Aynı gün, aynı gün! Hatta utanmadan, gözaltına aldıktan sonra bir kısım bu işin, bu vurgunun önde giden insanları “İyi ki tutuklatmadım” diye de laf etmişler. Yani tutuklatma yetkisini bile kendinde gören insanlar bunlar. Çünkü niye? Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası… Akrabası, damadı, gelini; hepsi bu işin içinde! Bu işin içinde, çünkü üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bunu bilelim ya! Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar ya! Böyle bir durumdayız ya.
Okuyunca şok oldum, düşünsenize: Devlet Denetleme Kurulu—yeni Cumhurbaşkanlığı sistemindeki en önemli Devlet Denetleme Kurulu’nun başkanı—aynı zamanda Borsa İstanbul yönetim kurulu üyesi! Haydi bakalım! Buna ne deriz, bunu nasıl anlatırız? Buradan soru çıkacak. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış!
Ha, ben akrabamı olduğum yere sokmadım ya! Akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik; bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bak bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir. Ayıptır ya! Biz bu kurallarla devlette görev yaptık 11-12 senedir. Niye? Milletin evlatları olsun diye. Niye? Milletin evlatlarına burs verilsin diye. Bir kadına, genç bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş, 110 bin dolar! Ekrem İmamoğlu ne yapmış? 5,5-6 senede bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. 12,5 milyar lirayı… Onun için ben buradayım.”
"35 yıldır biriktiremediğimi karı koca dört ayda almışlar"
Fon vurgununda 2 milyar TL’ye yakın para çeken AKP’li Fatma Betül Kaya’yı işaret eden İmamoğlu, “Henüz müsait değilmiş. İfade bile vermiyormuş. Benim babam burada. Biz 35 yıldır ticaret yapıyoruz. 35 yıldır biriktiremediğimi karı koca dört ayda almışlar. Rezalete bakar mısınız” dedi.
İmamoğlu’nun beyanlarının ardından davanın tanıkları dinlendi. İlk tanık Zeynep Şen, Hüseyin Gün’ün “manevi annem” dediği Seher Deniz Alaçam’ın sekreteri olduğunu, halen Alaçam’ın oğlu Ümit Deniz Alaçam’ın yanında çalıştığını belirtti. Şen, Gün’ün toplantılarını gizlilik içinde yaptığını, kendisinin İngilizce bilmemesi nedeniyle yabancı konuklarla yapılan görüşmelerin içeriğini anlamadığını söyledi.
Hüseyin Gün’ün eski şoförü Berkay Yağlıcı ise Gün’ün “Biz de destek olalım” dediğini, 5 bin ve 10 bin Euro hesabından çekerek TELE1 binasının turnike girişinde Merdan Yanardağ’a teslim ettiğini iddia etti. Merdan Yanardağ iddiayı reddetti ve “Daha önce de ifade ettim, hiçbir şekilde almadım. Turnikede bizim görevlilerimiz de var, böyle bir durum olmadı. Seher Alaçam bizim sponsorlarımızdandı ancak bir şoförün böyle bir para verdiğini söylemesi, bizim böyle bir ilişkinin içinde olmamız mümkün değil. Yalan söylüyor” dedi.
Seher Alaçam’ın oğlu Ümit Deniz Alaçam, SEGBİS aracılığıyla duruşmaya bağlandı. Ümit Alaçam, Hüseyin Gün ile husumetli olduğu belirtti. Alaçam’ın önündeki metinden anlatımda bulunması üzerine avukatlar, tanığın bildiklerini doğrudan anlatması gerektiğini belirterek itiraz etti. Mahkeme başkanı, Alaçam’dan önündeki kâğıdı kaldırmasını istedi.
Tanıkların beyanı sonrası savcı, “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil bulunduğu” gerekçesiyle krem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluklarının devamını talep etti. Duruşmaya bir saat ara verildi.
Özkan: Bu demokrasi hasta
Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, “casusluk” davasında beyanda bulunuyor.
Necati Özkan şunları söyledi:
“Siz bana vatan haini diyorsunuz sayın iddia makamı. Lütfen dikkat. Bunların insani, vicdani, ahlaki ve cezai sorumluluğu var… Ortada gizlice temin edilmiş herhangi bir gizli bilgi yok, veri yok, böyle bir şeyin teminine çaba bile yok, Türkiye zararına bir faaliyet yok. Ortada tuhaf, absürt, devlet ve yargı sistemi için utanç verici bir iddianame var.
Manipülasyonun ‘m’si, casusluğun ‘c’si yok. Tek bir delil dahi olmadan 20 yıla kadar cezalandırılmamızı talep ediyorsunuz. Sayın savcım sizin annenize babanıza bu isnatlar yapılsa ne yapardınız? Ben sizin babanızın yaşındayım… Acaba siz o koltukta oturup, ‘tutukluluğun devamı’ der misiniz? Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Hukuk insanlığı bu mu sayın savcım? Yazık yani, yapmayın bunu.
Tek bir emare yok sayın başkanım. Şaka gibi hakikaten, inanamıyorum. Bu hukuk değil, adalet değil. Bu devlet, bu hukuk, bu adalet sistemi, bu demokrasi hasta. Daha uzun süre böyle devam edemez. Buna müsaade etmemek lazım. Sizler bu hakikat dışı davaya dur diyebilirsiniz.
Sizin bu duruşmada tahliye vermek için MİT’ten bir rapor beklemenize gerek yok, gerçek çırılçıplak ortada. Sizlerden bu adaletsizliğe son vermenizi, bana itibarımı ve özgürlüğümü iade etmenizi talep ediyorum.”
Merdan Yanardağ söz aldı
Gazeteci Merdan Yanardağ beyanda bulunmak için söz aldı. Yanardağ, tutukluluğun devamını talep eden savcılık makamının “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçunu işlediğini söyledi. Dosyada casusluğa dair tek bir belgenin, gizli bir bilginin olmadığını söyleyen Yanardağ, “Bu dava siyasi bir davadır. Buradan Kemal Kılıçdaroğlu’na da selam gönderiyorum” dedi. Yanardağ, “Savcılık demokratik hak ve özgürlükleri kullanmayı suç sayıyor. Hukuk hiçbir zaman bu kadar ayaklar altına alınmadı. Anayasal düzeni ihlal suçu işlemiştir savcılık. Tele1’i kapattılar. Uydu yayınını kestiler. Atadığınız kayyum bir medya kuruluşunu yok etti. Suç işliyorsunuz” diye konuştu.
AKP’nin üst düzey isimlerinin içinde olduğu fon vurgununa dikkat çeken Merdan Yanardağ, “Fondip ekonomisi kurdular ya, milletin parasını fondiplediler. İki milyon insanı soydular. Tele1’e bu yüzden el koydular. Gerçekler söylenmesin diye. Beşinci sınıf kumpas kurulmasının nedeni buydu. Bütün medyayı uyarmak istiyorum. Bu davanın itirafçısı yok. Hüseyin Gün ne bizi suçluyor ne kendisinin casus olduğunu söylüyor” dedi.
Bağımsız haberciliğin bedelini ödediğini söyleyen Yanardağ, “Halkın doğru bilgi alma hakkını savunmak için burada bulunuyorum. Bizim boyun eğmemizi bekleyenler boşa bekleyeceklerdir. Bu ülkenin gazetecileri bu halkı terk etmiyor. 10 yazar sayın, tutuklanmamışı yok. Bu zulmün yüzde biri Batı’daki yazarlara yapılsa bir tanesi kalmamıştı belki. Türk halkı son derece şanslıdır” diye konuştu.
(Kaynak: bianet, Medyascope)


