ABD ve İsrail’in 13 Haziran– 24 Haziran 2025 arasında İran’ı “nükleer kapasitesini ortadan kaldırmak amacıyla” bombaladığı 12 Gün Savaşı’nın “sözde diplomatik görüşmeleri” devam ederken, İsrail ve ABD’nin 28 Şubat sabahı İran’a yeni bir saldırı başlatması şüphesiz çok sürpriz değildi. “Küresel haydutluk”un iki cevval üyesi İsrail ve ABD, başkanları vasıtasıyla İran’ı zaten sürekli tehdit ediyordu. 2025 sonunda İran’da başlayan halk ayaklanması ve akabinde acımasız İran rejiminin sayıları bazen binler bazen onbinlerle ifade edilen özgürlük taraftarı İranlıları gözünü kırpmadan öldürmesi, Trump ve Netanyahu’ya tehditlerini yükseltme kozu veriyordu. İnsanları “öldürerek özgürleştirmek” her üç ülkenin de en iyi bildiği şeydi. İsrail ve ABD’nin saldırılarında İran dini lideri Hamaney dahil birçok üst düzey yönetici öldürüldü. Ülkenin farklı kentlerine bombalar, füzeler yağmaya devam ediyor. İran da misillemeyle çevresindeki ülkelerde bulunan ABD üslerini hedef alıyor. Trump’ın “Birkaç günde hallederiz” kabadayılığı, “Amerikan askerlerinden de kayıplar verebiliriz” ve “Birkaç ay da sürebilir” aymazlığına dönmüş durumda. Yanı başımızdaki savaşın nelere gebe olduğunu Londra SOAS Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim görevlisi Dr. Karabekir Akkoyunlu’ya sorduk. Brezilya'daki São Paulo Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde misafir araştırmacı da olan Akkoyunlu, yakın zamanda İngilizce olarak “İran ve Türkiye'de Vesayet ve Demokrasi- Vesayet Konsolidasyonu, Halkın İtirazı” isimli kitabını çıkardı.
İsrail ve ABD’nin saldırısı aslında uluslararası diplomatik görüşmeler devam ederken geldi. Diplomatik görüşmelerin belki iyi değil ama “kötü” de gitmediğini biliyorduk. Ne oldu da bir anda ABD ve İsrail, fikir değiştirdi?
Trump yönetiminin diplomatik süreci ciddiye almadığını ve İsrail’in olası bir ABD-İran anlaşmasını sabote etmekten geri kalmayacağını zaten 12 günlük savaş sırasında görmüştük. Bu senaryo şimdi yeniden tekrarlandı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da itiraf ettiği gibi, Trump yönetimi Netanyahu’nun emrivakisiyle, görüşmeler sürerken savaşa girdi.
İranlılar muhtemelen bu ihtimalin farkındaydı. Buna rağmen görüşmelere katılmalarının nedeni ABD’ye güvenmeleri değil; kamuoyuna “uluslararası hukuku ve diplomasiyi çiğneyen taraf biz değiliz” mesajını vermek istemeleri ve bir ölçüde de çaresizlikleriydi. Ancak görüşmelerin Türkiye yerine Umman’ın aracılığında yürütülmesini tercih etmeleri, bir hata olmuş gibi görünüyor. Trump, Erdoğan’ın arabuluculuğunda devam eden bir süreci bu kadar kolay baltalamaya yanaşmayabilirdi.

12 günlük savaştan ne farkı var bu saldırının? O zaman neyi bitirememişlerdi?
Bu saldırı, 12 günlük savaşın kaldığı yerden devamı niteliğinde. Ancak bu kez hedefte nükleer programdan ziyade, öncelikle rejimin üst düzey yöneticileri ve İran’ın güvenlik altyapısı var. Saldırılar da İran’da daha geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda.
Elbette dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi, ABD ve İsrail’in çıtayı yükselttiğini gösteriyor. Hamaney’in ölümü, İslam Cumhuriyeti’nin zaten içinde bulunduğu varoluş krizini daha da derinleştirdi. Tahran ise karşılık olarak savaşı tüm bölgeye, özellikle de Körfez Arap ülkelerine yayarak genişletti.
ABD Başkanı Trump, ilk günlerde savaşın birkaç günde biteceğini söylüyordu, ama şimdi aylar demeye başladı. Ne bekliyor bizi?
Trump’ın tutarlı bir planı ya da stratejisi olduğu söylenemez. Başta hedefin rejim değişikliği olduğunu söylüyordu, sonra bundan geri adım attı. Bir ara Hamaney’in yerine geçebilecek üç isimden bahsetti, ardından bu kişilerin öldürüldüğünü açıkladı. Önce operasyonların birkaç gün süreceğini söyledi, şimdi ise haftalardan söz ediyor.
Elbette İsrail Başbakanı Netanyahu’nun beklentisi, ABD’nin tüm gücünü kullanarak rejimin devrilmesini sağlaması. Trump buna ikna olabilir; ama aynı şekilde yarın bir ateşkes ilan edip İran’ın yeni liderleriyle çok iyi anlaştığını söylemesi de şaşırtıcı olmaz. Bu belirsizlik, hesapsızlık, sorumsuzluk ve hukuksuzluk hali bütün bölgeyi, hatta dünyayı ateşe atıyor. Çatışmayla geçen her gün, savaşı kontrol altında tutmayı daha da zorlaştırıyor.
İran üst düzey yetkililerinin topluca öldürülmesi, özellikle de Hamaney’in öldürülmesi, ‘İran bundan sonra kendini toparlayamaz’ gibi spekülasyonlara neden oldu. Ancak hemen yerine yeni atama yapıldı. İran’ın sistemi çöküyor mu ya da çöker mi? Ve tabii ABD-İsrail saldırılarına nasıl cevap verecek?
İran’daki düzen, hava saldırılarıyla birkaç günde çökecek kadar zayıf değil. Ancak rejimin ömrü, ABD ve İsrail’in saldırılarının bundan sonraki süresi, şiddeti ve niteliğiyle yakından bağlantılı. Üst düzey yetkililer bu hızla öldürülmeye devam ederse, ülke bir noktada yönetilmez hâle gelebilir. ABD’nin böylesi bir otorite boşluğu yaratmaktan geri duracağını umuyorum.
Bu senaryo gerçekleşmese bile, Hamaney’den boşalan makamı doldurmak kolay olmayacaktır. Bu, tek bir kişinin üstlenebileceği bir rol değil; zaten bu ölçekte bir nüfuza sahip bir figür de ortada yok. Dolayısıyla kısa ve orta vadede iktidarın paylaşılması ve muhtemelen Ulusal Güvenlik Konseyi’nin, Devrim Muhafızları’nın desteğiyle ülkeyi yönettiği bir düzene geçilmesi beklenebilir.
Böyle bir düzen, İran’ı daha belirgin biçimde askerî bir yönetime yaklaştırırken, iktidarın ideolojik tonunu azaltıp pragmatizmini artırabilir. Bu durumda ABD ile İran’ın yeniden masaya oturması, hatta bir anlaşmaya varması ihtimal dışı olmaz.
Elbette İsrail Başbakanı Netanyahu’nun beklentisi, ABD’nin tüm gücünü kullanarak rejimin devrilmesini sağlaması. Trump buna ikna olabilir; ama aynı şekilde yarın bir ateşkes ilan edip İran’ın yeni liderleriyle çok iyi anlaştığını söylemesi de şaşırtıcı olmaz. Bu belirsizlik, hesapsızlık, sorumsuzluk ve hukuksuzluk hali bütün bölgeyi, hatta dünyayı ateşe atıyor. Çatışmayla geçen her gün, savaşı kontrol altında tutmayı daha da zorlaştırıyor.
İran hızlı bir şekilde İsrail’in yanı sıra Bahreyn, Katar, BAE, Kuveyt, Ürdün ve Irak’taki Amerikan üslerini füzelerle vurdu. Bu ülkelerle neler yaşanacak?
Tahran’ın buradaki amacı, savaşın maliyetini bölge ülkeleri için artırmak ve çatışmaların sona ermesi için ABD’ye baskı yapmalarını sağlamak. Bir anlamda komşularına “ben boğulursam sizi de dibe çekerim” mesajı veriyor. Ancak ilk günlerde İran roketleri bu ülkelerdeki ABD üslerini hedef alırken, daha sonra sivil hedeflere de yönelmeye başladı. Bu durum ters tepebilir ve Körfez Araplarını, zaten güven duymadıkları İran’a karşı daha da birleşmeye itebilir.
İsrail-ABD, savaşı “önleyici saldırı” olarak sunuyor. Neyi “önlüyorlar”?
Bu, hukuki gerekçesi olmayan bir saldırı için uydurulmuş ucuz bir kılıf. İran’ın ABD ya da İsrail’e yönelik bir saldırı hazırlığında olduğuna dair bir emare yok; zaten bu mantıklı bir iddia da değil. Aynı gerekçe 2003’te Irak’ın işgali için de kullanılmıştı. Dolayısıyla bunun ne inandırıcılığı var ne de hukuki meşruiyeti.
Türkiye, son dönemde İran’ın mevzi kaybetmesinden en çok faydalanan ülkelerin başında geliyor. Özellikle Suriye’de, İran’dan boşalan alanı büyük ölçüde Türkiye doldurdu. Ankara İran’ın zayıflamasından memnun olabilir, ancak rejimin çözülüp çökmesini istemez. Zira İran’da doğacak bir otorite boşluğu, Irak’ın 2003 işgalinden sonra yaşananların daha geniş bir coğrafyada tekrarlanması anlamına gelebilir. Bu, hepimiz için bir felaket senaryosu olur.
Bu durumdan Türkiye nasıl etkilenecek?
Türkiye, son dönemde İran’ın mevzi kaybetmesinden en çok faydalanan ülkelerin başında geliyor. Özellikle Suriye’de, İran’dan boşalan alanı büyük ölçüde Türkiye doldurdu. Ankara İran’ın zayıflamasından memnun olabilir, ancak rejimin çözülüp çökmesini istemez. Zira İran’da doğacak bir otorite boşluğu, Irak’ın 2003 işgalinden sonra yaşananların daha geniş bir coğrafyada tekrarlanması anlamına gelebilir. Bu, hepimiz için bir felaket senaryosu olur. Türkiye, hem ABD hem de İran ile ilişki yürütebilen nadir ülkelerden biri. Bu konumunu hem kendini güvenceye almak hem de taraflar arasındaki tansiyonu düşürmek için kullanmaya çalışmalıdır.
İran, Ermenistan’ın neredeyse sorunsuz nadir komşusu. Ancak Ermenistan, Ağustos 2025’te Amerika ile bir anlaşma yaptı. Trump Yolu vs.’nin de içinde olduğu bu anlaşma. 100 yıla yakın bir dönemi kapsıyor. Ermenistan’ı nasıl etkiler bu savaş?
Ermenistan, tarihsel olarak İran ile neredeyse sorunsuz bir ilişki içinde. Ancak son yıllarda hem Rusya’nın hem de İran’ın bölgedeki rolünün zayıflaması, Ermenistan’ı da yeni jeopolitik manevralara zorladı. 2025’te ABD arabuluculuğunda Azerbaycan ile imzaladığı anlaşma ve Türkiye ile yaşanan tedrici yakınlaşma bunun göstergeleri. Savaş bu dönüşümü daha da kalıcı hâle getirebilir. Ancak İran ve Rusya’nın bölgede her zaman var olacağı düşünüldüğünde, Ermenistan uzun vadede yeniden zorlu bir denge politikasına zorlanacaktır.
Hamaney ve diğerlerinin öldürülmesi İran’da bir yanda yasa bir yanda da sevinç ve kutlamalara sebep oldu. Bu kadar uçta olan insanların bir araya gelip ülkelerini savunmaları ya da yeni bir ülke kurmaları mümkün mü?
İran aslında ortadan ikiye bölünmüş bir toplum değil. İslam Cumhuriyeti toplumsal meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş ve toplumun geniş kesimlerini karşısına almış durumda. Hamaney’i hayırla yad edecek İranlılar elbette var, ancak görece azınlıktalar. Buna karşılık devlet aygıtı ve silahlı güçler hâlâ bu kesimin kontrolünde. Bu koşullar altında Trump ve Netanyahu’nun İranlıları, kendi halkına şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir rejime karşı ayaklanmaya çağırması akıl dışı; hatta İranlıları intihara sürüklemekle eşdeğer.
İran’da toplumun çoğunluğunun neye karşı olduğu açık, ancak İslam Cumhuriyeti’nin yerine nasıl bir düzen istedikleri konusunda net bir mutabakat yok. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarında dile getirilen seküler, eşitlikçi ve sosyal adalet temelli bir demokrasi talebi olduğu gibi, son derece reaksiyoner, milliyetçi, militarist ve monarşist talepler de mevcut. Bu tablo, bir bakıma 1979 İslam Devrimi öncesindeki çoğul ama yönsüz muhalefet ortamını andırıyor.
Aslında çok konuşulması gereken ama her şeyin arasında kaybolup giden en az 168 kız çocuğunun öldürülmesi var: Bu korkunç olay hakkında doğru düzgün bir açıklama bulmak bile imkansız. Kim bu kadar kız çocuğunu neden katletti?
İnanılmaz bir bilgi kirliliği var. Bu okulun bir Devrim Muhafızları üssüne kısa bir mesafede bulunduğu ve muhtemelen bu üssü hedef alan bir ABD-İsrail roketi tarafından vurulduğu söyleniyor. Bu, İsrail ordusunun Gazze’de yaptıklarını hatırlatan türden bir katliam. Ortadoğu son 2,5 yıldır korkunç bir sivil — özellikle de çocuk — katliamına sahne oluyor. Ürkütücü olan bu barbarlığın giderek kanıksanması. İran halkının trajedisi ise, bir yanda insan hayatını hiçe sayan bir rejim, diğer yanda savaş suçlusu Netanyahu ve dengesiz narsist Trump arasında sıkışıp kalmış olmaları.




